2025 yılında küresel turizm liginde ilk beş içinde yer alıp 65 milyar doları geçen bir sektörel artı değer oluşturunca, doğrusu 2026 için hayli umutlu halde idik. Artık Türk Turizmi olarak rüştümüzü ispat etmenin güveni ile global belirleyici bir ülke olarak artık 'nitelik' , 'kalite', 'alternatif öğeler', 'sürdürülebilirlik' ,'pazar çeşitliliği' ve "sağlık turizmi' alt başlıklarında total cironun 100 milyar dolarlara dayandığı bir ekosistemi hayal etmeye başlamıştık. 1332 ile 1402 yılları arasında yaşayan tarihçi, devlet adamı ve filozof İbn-i Haldun'un çok bilinen sözü olan 'coğrafya kaderdir' tanımlaması sınırları içinde olmasa da bölgemizde yaşanan ve enerji arzı limitasyonu nedeni ile tüm ülke ekonomilerinde büyük hasarlar oluşturma potansiyelindeki İran Savaşı, maalesef dünya turizm dinamiklerini de allak bullak etti. Bunun geçici bir jeopolitik türbülans mı olacağı yoksa kalıcı bir ticari kollaps mı yaratacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak, şimdilik uluslararası arenada analizler, en iyi senaryo olarak geçen seneki rakamların çok az üzerinde, en kötü senaryo olarak da yine aynı rakamların dörte biri oranında bir azalmayı öngörüyor.
ZİYARETÇİ SAYILARI
2024 yılında, bir önceki seneye göre yüzde 8.3 artışla 61.4 milyara ulaşan turizm gelirimiz, geçen sene de 63.9 milyon ziyaretçiden elde edilen 65.2 milyar dolarlık rakam ile herkesin yüzünü güldürmüştü. Nitekim ocak 2026 rakamları geldiğinde toplamda 3 milyon 131 ziyaretçi ile, 2025 yılı ocak ayına göre yüzde 6.1lik bir büyümeyi görmüştük. Sonrasında bir miktar daralma oldu ancak Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un 2026 ilk çeyreği ile ilgili açıklamalarında 9.9 milyar dolarlık bir gelir işaret edildi ki bu yine de geçen seneye göre yüzde 4.2 'lik bir artış anlamına geliyor. Bakan Ersoy, ilk beş ziyaretçi ülke için de şunları söyledi: "Almanya, 678 bin ziyaretçi ile ilk çeyrekte birinci sırada. Onu yine her zaman olduğu gibi Rusya 651 bin ziyaretçi ile izliyor. Bulgaristan 539 bin ziyaretçi ile üçüncü sırada. İran 527 bin ile dördüncü ve İngiltere de 314 bin ziyaretçi ile beşinci sırada." Sadece ocak ve şubat 2026 verilerini ele alırsak, ülkemize en çok ziyaretçi gönderen ülke sıralamasında İran'ın 430.369 turist sayısı ile (genelin yüzde 9,84 ) birinci olduğunu görüyoruz. Konumuz İran olduğu için şu bilgiyi eklemeden geçmeyelim, geçen sene ülkemize gelen İranlı turist sayısı 3.50.195 idi!.. Savaş nedeni ile turizm planlarını değiştiren İranlı kitlenin Türk turizmine olumsuz etkisi totalde minimum yüzde beşlik bir daralma anlamına gelecektir. Genel bir perspektif içinde konuya bakarsak, savaşın ilk aylarında küresel seyahat eğilimlerinin özellikle Orta Doğu odaklı uçuş rotalarının instable olması nedeni ile tüketici güvenini zayıflattığını, dolayısıyla turizm planlarını değiştirdiğini gördük. Özellikle Avrupalı seyahat acentaları ve tur operatörleri savaş bölgesine yönelik iptaller ve akabinde de alternatif destinasyonlara yönelme şeklinde bir reaksiyon ortaya koydu. Ancak olumlu bir tespit olarak, bu reaksiyondan da anlaşıldığı gibi, insanların seyahat iştahında bir azalma olmamış görünüyor... Elbette hiç iptal olmadığı şeklinde bir düşünce oluşmaması gerekiyor sadece, büyük müşteri çoğunluğu tercih ettikleri destinasyonları değiştirme tercihinde bukunmuş, tur şirketleri de olağandışı büyük bir esneklik içinde değişim taleplerini yönetebilmişler. Avrupa'nın lider tatil operatörü TUI'nin istatistikleri, savaş bölgesine yakın olan Türkiye ve Yunanistan rezervasyonlarında hissedilir bir yavaşlama gerçekleşirken, İspanya ve İtalya'ya yönelik talep artışını teyid ediyor. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi( World Travel&Tourism Council) gibi önemli sektörel kuruluşların ön analizlerindeki değerlendirmelerde, Orta Doğu, Batı Asya ve Doğu Avrupa orijinli turizm destinasyonlarında günlük 600 milyon dolara tekabül eden bir kayıptan bahsediliyor!
KÜRESEL HEDEFLER
Bu kabaca 30 milyon turist demek ve savaş şu an bile sona erse, Dünya Turizm sektörün kaybettiği ciro 56 milyar dolardan az olmayacak!. Esasında havayolu şirketlerinin on binlerce uçuş iptalleri düşünüldüğünde az bir bedel olarak kabul edilebilir. Nihayetinde İran Savaşının bir kriz yarattığı ortada. Ama unutmayalım, turizm endüstrimiz ve genel olarak ekonomi ekosistemimizin krizleri aşma kapasitesinde olduğu da bir gerçek. Türkiye markasının,coğrafi ve modern tesis altyapı avantajını operasyonel verimlilik ile taçlandırarak, şimdiye kadar oluşturduğu deneyim ve duygusal bağın kitlesel ivmelendirmesi ile, vazgeçilemez bir turizm rotası olması mümkün görünüyor. Yapılması gerekenin de turizmde sürdürülebilir büyüme stratejisine ve rekabet gücünün arttırılmasına yönelik çalışmalara aralıksız devam ederken, kamu -özel işbirliği alanlarının güçlendirilmesi ve sektöre özel bazı teşvik ve mali kolaylıkların ihdas edilmesi olduğunu biliyoruz. Sonuçta, ülke olarak ana odağımıza, İran Savaşı gibi konjoktürel ve geçici krizleri değil, 2035 yılında seyahat ve turizm sektörünün 16.5 trilyon dolara ulaşacak olan cirosundan maksimum pay alabilecek stratejileri koymalıyız. Küresel ölçekte, potansiyelimizin hakettiği değer her harükalde, küresel ligde ilk üç ve 100 milyar dolar turizm gelirinden daha düşük bir yer değildir.
