ONU üretmeye devam ettiren en önemli şeylerden biri ise merak. Aşkın her halinden, kalp kırıklığından, doğadan ve sıradan bir yürüyüşten beslenen Krull, aklına gelen melodileri kaydetmek için telefonuna sarılıyor. Ona göre mesele yalnızca ilhamı aramak değil; geldiği anda onu fark edebilecek kadar açık kalmak. Şimdi ise yeni bir albümün hazırlığı içinde. Birbirinden bağımsız şarkılar yerine ortak bir ruh taşıyan, dinleyiciyi baştan sona bir hikâyenin içine alan bir albüm hayal ediyor. Bunun için acele etmiyor; şarkıların kendi zamanını bulmasını bekliyor. Cecilia Krull, bu akşam İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde sahne alacak. Krull ile müziğin sınırlarını, bir melodinin nasıl doğduğunu, sahne ile seyirci arasındaki görünmez bağı ve yeni albümünü konuştuk.

Müziğinizde sınırlar oldukça geniş. Bir müzisyen olarak kendinizi tek bir türün içine sığdırmayı neden hiç istemediniz?
SANIRIM bunun nedeni müziği hiçbir zaman kategoriler üzerinden düşünmemem. Benim için önemli olan bir şarkının bana ne hissettirdiği ve anlatmak istediği hikâye. Caz benim için bir ev gibi; kendimi orada çok rahat hissediyorum ama o evin etrafına duvar örmek istemiyorum. Farklı türlerden, farklı seslerden ve farklı kültürlerden beslenmek beni canlı tutuyor. Bir sanatçının kendisini tek bir türe hapsetmek yerine merakını korumasının çok değerli olduğuna inanıyorum.
"Müzik müziktir" diyorsunuz. Sizce bugün müzik dünyasında türler arasındaki sınırların giderek ortadan kalkması, sanatçılara daha fazla özgürlük mü getiriyor?
BENCE bu büyük bir özgürlük getiriyor. Artık müziğin hangi kutuya ait olduğunu düşünmekten çok, o müziğin insanda ne yarattığına bakıyoruz. Dinleyicinin kafasının karışmasından ziyade seçeneklerinin çoğaldığını düşünüyorum. Benim için müzikte hiyerarşi olmamalı. İyi bir şarkı iyi bir şarkıdır; hangi türden geldiği ikinci planda kalabilir.
Peki sizce bir sanatçının üretimindeki asıl mesele ilhamı bulmak mı, yoksa geldiği anda onu fark edebilmek mi?
BENCE kesinlikle geldiği anda onu fark edebilmek. Bana ilham veren şey aşk. Gerçekten bu kadar basit. Aşkın her hali ve bazen kalp kırıklığı da... İkisi de içinizde çok derin bir şeyi harekete geçirebilir ve benim için bu duygusal hareket çoğu zaman müziğe dönüşüyor. Doğa da bana çok büyük ilham veriyor. Doğayla çevrelendiğimde zihnimin sakinleştiğini ve melodilerin çok daha doğal bir şekilde ortaya çıktığını hissediyorum. Bazen sahilde yürürken bir anda kafamda bir melodi duyuyorum. Telefonumu çıkarıp hemen bir sesli not kaydediyorum; unutmayayım diye o anda aklıma gelen şeyi söylüyorum. Bu anları çok seviyorum çünkü tamamen spontane oluyorlar. Stüdyo yok, şarkı yazma baskısı yok, herhangi bir plan yok. Sadece bir duygu, bir manzara, denizin sesi, sakin bir an... ve bir anda müzik ortaya çıkıyor.

'HİKAYEYİ DİNLİYORUM'
Siz bir fikrin peşinden gitmeye ne zaman karar veriyorsunuz? Bir melodinin gerçekten bir şarkıya dönüşeceğini nasıl anlıyorsunuz?
BUNUN kesin bir formülü yok. Bazen bir melodiyle uyanıyorum, bazen yürürken ya da hiç beklemediğim bir anda bir fikir geliyor. O anda onu kaydetmek benim için çok önemli. Sonrasında şarkının kendi yolunu bulmasına izin veriyorum. Bir noktada şarkının artık kendi bütünlüğüne ulaştığını hissettiğimde onu bırakıyorum. Bazen daha fazla eklemek yerine durmak gerekiyor. Çünkü ilk ortaya çıkan o doğal duyguyu fazla müdahaleyle kaybetmek istemiyorum.
Bir film ya da dizi için yazılan şarkının kaderi, tek başına yapılan bir şarkıdan biraz farklı. Hikâyenin ihtiyaçları ile sanatçının kendi duygusu arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
FİLM ve dizi müziği yazarken önce hikâyeyi dinliyorum. Karakterin ne yaşadığını, sahnenin ne hissettirmesi gerektiğini anlamaya çalışıyorum. Çünkü orada şarkı yalnızca benim şarkım değil; hikâyenin bir parçası. Elbette kendi müzikal kimliğim her zaman orada oluyor ama hikâyenin ihtiyacı benim kişisel isteğimin önüne geçebiliyor. En güzel sonuç da bence bu ikisinin birbirini bulduğu noktada ortaya çıkıyor.
Seyircinin enerjisinin müziğin yönünü değiştirdiği anlar oluyor mu?
KESİNLİKLE. Konserin en güzel taraflarından biri bu. Stüdyoda bir şarkının nasıl olacağını kontrol edebilirsiniz ama sahnede seyirci işin içine girdiği anda başka bir şey oluşuyor. Bazen bir şarkıyı planladığınızdan daha uzun söylemek, seyirciyle daha fazla iletişim kurmak isteyebiliyorsunuz. O anı paylaşmak çok özel. Konser benim için yalnızca sahnedeki müzisyenlerin performansı değil; hep birlikte oluşturduğumuz bir deneyim.
Müzik kariyeriniz boyunca farklı ülkelerden, farklı kültürlerden ve farklı müzisyenlerden beslendiniz. Bunca yılın ardından hâlâ sizi heyecanlandıran, şaşırtan yeni sesler bulabiliyor musunuz?
EVET, hem de çok. Sanırım beni üretmeye devam ettiren şeylerden biri de bu merak. Yeni bir ses duyduğumda, başka bir müzisyenin yaklaşımını gördüğümde ya da hiç beklemediğim bir müzikal fikirle karşılaştığımda hâlâ heyecanlanıyorum. Müzikte öğrenmenin hiçbir zaman bitmediğine inanıyorum. Farklı insanlarla çalışmak da bana bunu sürekli hatırlatıyor.
Yeni albümünüzde birbirinden bağımsız şarkılardan çok, birbirleriyle konuşan ve ortak bir hikâye oluşturan parçalar hayal ediyorsunuz. Dinleyicinin albümün sonunda elinde hangi duygunun kalmasını istersiniz?
BU kez birbiriyle konuşan şarkılardan oluşan, ortak bir ruhu olan bir albüm yapmak istiyorum. Tek tek şarkıların güçlü olması kadar, albümün tamamının bir yolculuk hissi vermesi benim için önemli. Dinleyicinin baştan sona dinlediğinde bir hikâyenin içinde olduğunu hissetmesini isterim. Bunun için acele etmiyorum. Şarkıların, konseptin ve kimliğin doğru şekilde oluşmasını bekliyorum. Benim için bu albüm gerçekten büyük bir hayal.
'KEŞFEDECEK ÇOK ŞEY VAR'
Müzik hayatınızda farklı projelere, farklı türlere ve farklı hikâyelere yer verdiniz. Bundan sonra sizi hâlâ heyecanlandıran, "Bunu daha önce hiç yapmadım" dedirten bir alan var mı?
KESİNLİKLE. Bence bir sanatçı için en tehlikeli şey kendini tekrar etmeye başlaması. Ben hâlâ merak ediyorum, hâlâ yeni şeyler keşfetmek istiyorum. Müzik yapmanın en güzel taraflarından biri de her yeni projede başka bir tarafınızı keşfetmeniz. Ben kendimi tamamlanmış hissetmiyorum. Tam tersine, hâlâ yolun içinde olduğumu ve önümde keşfedecek çok şey olduğunu düşünüyorum.
Pasion Turca organizasyonu ile yıllardır Türkiye'ye geliyorsunuz, İzmir seyircisiyle nasıl bir gece paylaşmayı hayal ediyorsunuz?
İZMİR'DE sahne almak beni gerçekten çok heyecanlandırıyor. Türkiye'deki seyirciyle aramızda çok özel bir bağ var ve bunu her sahnede daha fazla hissediyorum. Bu akşam Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde yalnızca şarkılarımı söylemek değil, seyirciyle gerçek bir iletişim kurmak istiyorum. Pasion Turca ile birlikte yıllardır Türkiye'ye geliyorsunuz, bu konserde de müziğimin farklı taraflarını bir araya getirmek istiyoruz. "My Life Is Going On" elbette repertuvarın önemli bir parçası olacak ama beni yalnızca o şarkıdan ibaret görmeyen ve müziğimin farklı renklerini keşfetmek isteyen bir dinleyiciyle buluşmayı çok önemsiyorum. İzmir gecesinin kendi enerjisini yaratmasına izin vermek istiyorum.