"İçime doğdu" diyerek açıkladığımız hisler, her zaman sezgilerimizden kaynaklanmayabilir. Henüz ortada somut bir kanıt yokken bir kişiye güvenmemek, bir karardan aniden vazgeçmek ya da kötü bir şey yaşanacağını düşünmek, iç sesimizi dinlediğimiz izlenimini yaratabiliyor. Ancak psikolojide sezgi ve kaygı, benzer bedensel ve zihinsel tepkilerle ortaya çıkabildiği için birbirinden ayrılması zor iki deneyim olarak değerlendiriliyor. Sezgi, beynin geçmiş deneyimlerden öğrendiği örüntüleri bilinçli farkındalık olmadan işlemesiyle ilişkiliyken kaygı, gelecekte ortaya çıkabilecek olası tehditlere odaklanarak olumsuz senaryolar üretmemize neden olabiliyor. Bu nedenle güçlü bir his, her zaman geleceğe ilişkin doğru bir işaret anlamına gelmiyor.
SOMUT BİLGİLER
Sezgi ile kaygıyı ayırt etmenin yollarından biri, hissin hangi durumdan kaynaklandığını ve düşüncelerimizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak. Belirli bir olaya veya davranışa odaklanan bir rahatsızlık, geçmiş deneyimlerden edinilen ipuçlarıyla ilişkili olabilirken aynı konu hakkında tekrar tekrar düşünmek, sürekli güvence aramak ve en kötü ihtimalleri büyütmek kaygının etkisini gösterebiliyor. Uzmanların önerdiği yaklaşım, iç sesimizi tamamen bastırmak ya da her hissettiğimizi sorgulamadan doğru kabul etmek yerine duygularımızı somut bilgilerle birlikte değerlendirmek. Özellikle önemli kararlar öncesinde biraz zaman ayırmak, kaygının yoğunluğunun azalmasını beklemek ve kendimize "Bu his beni korumaya mı çalışıyor, yoksa gereksiz yere kısıtlıyor mu?" sorusunu yöneltmek daha dengeli seçimler yapmamıza yardımcı olabiliyor.

