Paris Olimpiyat Oyunları açılışında yaşananlar, dünyanın gidişatına ilişkin çok çarpıcı ve derin izler bıraktı. Bu cümle sizi yanıltmasın, çünkü çarpıcılıktan kastım hiç de iyi izlenimler değil. Aksine özellikle insanlığın geleceğine ilişkin dehşete düşürecek kadar kötü, gözlerimizin gördüğü.
HİÇBİRİ ANİDEN OLMADI
Dünya kamuoyunun çok uzun zamandır adım adım bu noktaya ulaştırılmaya çalışıldığını fark ediyordu aklı selim insanlar. Aslında bu konuda çok ciddi uyarılarda bulunanlar da oldu. Ama hiçbiri salt gerçeğin, gerçekliğin yüzümüze bu denli çarpılmasına neden olmamıştı açıkçası... Duymak ve görmek farklı çünkü. Gerçeklik hakkında duyduklarımızdan çok daha etkili gördüklerimiz. Dünya geneline yayılmak istenen cinsiyetsizlik hareketinin gerçek amacını hala bilmiyoruz bana göre. Çünkü öyle sanıldığı gibi insan neslinin devamlılığına darbe vurmak olamaz sadece bu hareketin amacı. Evet başlıca niyet bu olabilir ama çocuklarımız, gençlerimiz üzerindeki etkileri çok daha yıkıcı. Dünyayı Paris'teki gibi farklı birçok branştaki sportif veya sanatsal faaliyette buluşturan etkinlikler, tamamen LGBT lobisi tarafından ele geçirilmiş durumda. Yıllardır ulaşılmak istenen amaca en iyi hizmet eden ortam da bu tarz etkinliklerde yakalanıyor. İnsanlığın dini, ahlaki ne kadar değeri varsa hepsinin ayaklar altına alındığı, dinsizliğin, cinsiyetsizliğin ve her türlü ahlaksızlığın insanlığın temeline dinamit koyacak ölçüde çarpıcı şekilde yüzlere vurulduğu törenleri spor ya da sanat örtüsüyle perdelemeye bile gerek duymuyorlar artık. Her şey alenen yaşanıyor, her şey apaçık ortada...
SINIRLARDAN ESER YOK
Eskilerin yaşadığı, büyüklerimizin bizlere genel ahlaki kural olarak çerçevesini çizdiği hiçbir sınırdan eser yok resmen. Gün geçtikçe normalleştirilen bir ahlaki erozyona maruz bırakılıyoruz tüm insanlık olarak. Olimpiyat seramonisi izlerken kimsenin aklının ucundan dahi geçmeyecek saçmalıkları görmek zorunda kalıyoruz. Kimsenin dinine, diline, etnik kimliğine olmadığı gibi cinsiyetine de sözümüz yok, olamaz da zaten ancak bu yapılan bizlerin çocuklarının geleceğine alenen kastetmektir. Hani hep derler ya 'özgürlüğün sınırları bir başkasının özgürlüğünün sınırlarına kadardır' diye tam olarak yapılan bizlerin ve gelecek nesillerin özgürlük sınırlarıyla oynanmasıdır.
EN BÜYÜK SINAVLARDAN
Global dünyanın 'dünya insanı' olma adı altında olağan bir kriter gibi devletlere dayattığı 'gayri millilik' olgusu günümüz ulus devletleri için nasıl büyük bir tehlikeyse kimliksiz, cinsiyetsiz nesiller de eşit şekilde büyük tehlike. Hatta belki insanlığın geleceği için en büyük tehlike. Bizler küreselleşme diye sunulan olguyu bile sınırlarının belirsizliği yüzünden yeterince içselleştirememişken (ki bu olmazsa olmaz bir şey değil) kimliksizlik, cinsiyetsizlik gibi uçları tamamen açık olan bu dayatmalara karşı çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Günümüz ebeveynlerinin en büyük mücadeleleri sanırım bu sınırsızlık dayatmasıyla nasıl baş edebilecekleri ile ilgili olacak. Yani her yıl dünyanın geleceği ile ilgili ortaya bin türlü felaket senaryosu konuluyor ya, küresel ısınma, susuzluk tehlikesi, şiddetli hava olayları, iklimlerin hızla değişmesi gibi... İşte dünyanın dengesinin hızla bozulduğunu gösteren tüm bu göstergelerin yanı sıra kainat üstünde belki de yüzyıllar boyu yaşamını sürdürecek nesillerin geleceği de büyük tehlikede.