ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı saldırılarla başlayan savaş, ateşkes kararıyla dünyaya nefes aldırdı. Savaşın nedenlerini, yaşanan süreci ve ateşkesi değerlendiren Dr. Hakkı Uygur önemli açıklamalarda bulundu. İki haftalık ve geçici olduğu belirtilen söz konusu ateşkesle ilgili çok sayıda hususun henüz müphem olsa da ve taraflardan farklı açıklamalar gelse de meselenin müstakil olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uygur, Trump'ın süreci çok iyi yönetmediğini dile getirdi.
TRUMP GERİ ADIM ATTI
Uygur, "Öncelikle ABD Başkanı Donald Trump'ın teyit ettiği ve 'çalışılabilir temel' olarak nitelendirdiği İran'ın on maddelik şartlarına bakıldığında savaş ABD ve İsrail açısından büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmış görünüyor. Zira taslak planın 'rejim değişikliği, şartsız teslim, taş çağına döndürme ve medeniyeti yok etme' gibi hedefleri içermesi bir yana İran açısından tüm yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş mal varlıklarının iadesi ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolü gibi uzun vadeli büyük kazanımları içeriyor. Her ne kadar Trump yönetimi sonradan İran'ın on maddelik taslağını tanımadığını açıklasa da İsrail ve Körfez'deki bazı çevrelerin rahatsızlığı ve ateşkes sonrası İsrail'in Lübnan'a yönelik öfkeli saldırıları İran'ın taslağının geçerli olduğunu düşündürüyor. Bugünden bakıldığında Trump'ın adeta sinir krizleri geçirdiği ve küfürlü açıklamalar yaptığı an itibarıyla böyle bir geri adıma karar verdiğini söylemek mümkün" sözlerini kullandı.
"DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK"
İranlıların Ramazan Savaşı adını verdikleri 40 günlük savaş bir yanıyla geçen yıl 12 gün süren çatışmaların sonuçlarının farklı yorumlanmasından kaynaklandığını dile getiren Dr. Uygur, "Trump yönetimi 12 gün süren çatışmalar esnasında İran'ın savaşma kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini ve dolayısıyla İran'ın artık teslim olması gerektiğini savunurken Tahran ise aldığı darbelere rağmen savaşın stratejik konumlanmasında bir değişikliğe yol açmadığını ileri sürmüş, hatta müzakereler için savaş öncesi mekanı seçerek, süreklilik ve 'değişen hiçbir şey yok' mesajını vermeye çalışmıştı. Dolayısıyla son savaşın farklı yorumlanmaya izin vermeyecek şekilde net biçimde sonuçlanması gerektiği, bu yüzden de daha uzun süreceği de öngörülmüştü" ifadelerini kullandı.
ANLAMSIZ BOMBALAMA
Savaşın derinlemesine incelendiğinde, İran'a önemli darbeler vurulan ve üç binden fazla hedefin yok edildiği, İran'ın 45 yıllık dönemine damga vuran Ayetullah Ali Hameney başta olmak üzere ülkenin üst düzey siyasi ve askeri liderlerin öldürüldüğü ilk haftanın ardından ABD/İsrail açısından anlamsız bir bombalama kampanyasına dönüştüğünü belirten Uygur, "Nitekim, zaman içinde bu durum daha net biçimde ortaya çıkmaya başladı. Örneğin, inşaat halindeki köprülerin de içinde olduğu sivil ve ekonomik alt yapı hedef alındı. Öte yandan İran içindeki ABD askerlerinin kurtarılması büyük bir zafer olarak lanse edilmeye başlandı. Bunda Trump'ın ve daha çok İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun sürekli ayaklanma çağrıları yaptığı İran halkının devletin etrafında kenetlenmesi, bazı kesimlerin itirazlarını normal zamanlara ertelemesi de önemli rol oynadı" değerlendirmesine bulundu.
UFUKTA NASIL BİR İRAN GÖRÜNÜYOR?
BUGÜNDEN bakıldığında İran'ın savaş esnasında çok eleştirilen stratejik seçimlerinin kendisi açısından başarılı sonuçlar ürettiğini söylemenin mümkün olduğunu belirten Dr. Uygur, "Teknolojik, askeri ve ekonomik olarak kendisinden çok daha güçlü düşman ittifakına karşı en zayıf halka olarak belirlediği ve doğrudan savaşın tarafı olmayan zengin hasım ülkeleri hedef aldı. Hürmüz'ü kapatarak savaşın maliyetlerini 8 milyar insanın gündelik hayatına etki etti. Ayrıca en ağır hava bombardımanından etkilenmeyecek şekilde yer altı şehirleri benzeri büyük karargahlar inşa edip füze ve dron saldırılarını sabit şekilde sürdürebilmesi, rakibin direncinin kırılmasında ve kendisinin savaşın hasarlarına karşı daha fazla sabır gösterebilmesinde etkili olmuşa benziyor. Diğer taraftan sivil ve askeri yönetimin en üst düzey yönetici isimlerini kaybettiğinde dahi önceden planlanmış savaş hedeflerinden kopmaması veya gündelik hayatın olumsuz gelişmelerden en az şekilde etkilenmesi de ülkeyle ilgili birçok yaygın analizin sorgulanmasını beraberinde getirecektir. Eğer savaş bu şekilde sona erer ve İran on maddelik plandaki önemli kazanımları elde ederse, yönetim öncelikle bunu iç politikada çok büyük kaldıraç olarak kullanacak, kültürel ve tarihi kodlarının da yardımıyla ciddi bir anlatı inşa edecektir. Haçlı-Siyonist seferini boşa çıkaran, yedi düvelle eş zamanlı savaşan, Piri Fani, Seyyit liderini Ramazan ayında şehit veren muzaffer bir ülke resmedilecektir. Bu durum, eğer yaşıyorsa, Mücteba Hameney'in liderliğini sorgulanamaz hale getirmekle kalmayacak, arkasındaki asıl güç olan Devrim Muhafızlarının zaten etkin pozisyonunu zirveye çıkaracak, ülke içinde yeni siyasi oluşumlara yol açacaktır" dedi.
KÖRFEZ'İ NE BEKLİYOR?
SAVAŞIN asıl sonuçlarından birinin de Basra Körfezi'nin hakimiyeti konusunda yaşanacağına değinen Dr. Uygur, "İran'ın rejim güvenliğini sağlaması ve ABD'nin bölgedeki angajman düzeyini düşürmesi halinde Tahran'ın bölgesel etkinliği ciddi oranda artacaktır. İki yüz yıldır Batı'nın ve son elli yıldır da ABD'nin mutlak kontrolü altındaki stratejik değeri yüksek olan Körfez bundan sonra geçmişteki teorik (Arap-Fars) tartışmalarını anlamsız kılacak şekilde 'Fars Körfezi'ne dönüşebilir. Kuruldukları günden itibaren egemenlikleri kırılgan olan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin çoğu Trump'ın iddia ettiği gibi belki hemen Farsça konuşmaya başlamayacaklar ancak İran karşısında çok daha edilgen hale gelecekler. Bu durum Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) için özellikle geçerli olacaktır. Şiddetli ABD/İsrail saldırılarına direnebilen İran'ın ileriki zamanlarda çekineceği fazlaca bir güç kalmamış durumda. Bu çıkarım İran'ın nükleer politikalarını değiştirmesi halinde de geçerli olacaktır" dedi. Savaş sonrası Batı ittifakının durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Uygur şunları söyledi: "Savaş esnasında yaşanan diğer önemli bir gelişme ABD liderliğindeki Batı ittifakının en önemli üyelerinden İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin Trump yönetimine karşı açıkça tavır alması, buna mukabil Trump'ın NATO'yu kağıttan kaplana benzetmesi olmuştur. Trump'ın inandırıcılıktan uzak söylem ve eylemleri yalnızca etkili küresel ve bölgesel ülkeleri değil militan Kürt örgütler gibi farklı ülkelere taşeronluk yapan silahlı grupları dahi ikna etmekte başarısız olmuştur. Bu durum savaşın askeri sonuçlarından daha derin ve uzun vadeli etkiler doğuracaktır. İran'ın pazarlık payı ve söz hakkı hem Batı'da hem de kendisinin sessiz ve politik destekçileri Rusya ve Çin nezdinde artacaktır."
TÜRKIYE NEREDE DURUYOR?
TÜRKIYE'NIN ateşkeste önemli bir rolü olduğuna da vurgu yapan Dr. Uygur, "Savaşın başından beri en üst düzey liderlerin dilinden, ahlaki ve hukuki açıdan İran'ın haklılığına dikkat çeken ve kendisine yönelik provokatif saldırılara rağmen barışçıl ve aktif bir diplomasi sergileyen, bu çerçevede ilan edilen ateşkeste önemli payı bulunan Türkiye, savaş sonrasındaki dönemde daha fazla ön plana çıkacak, Ankara'nın bölgesel ve küresel sorumluluğu artacaktır. Çeyrek yüzyıldır Körfez'de kümelenen uluslararası finansal yapının arayışları örneğinde görüldüğü üzere çok sayıda siyasi, ekonomik ve teknolojik aktör bölgede alt yapısı gelişkin, istikrarlı ve sorumlu güç olarak ortaya çıkan Türkiye ile ilişkilerini farklı boyutlara taşımak isteyeceklerdir. Son yıllarda, Türkiye karşıtı politikalarıyla ortaya çıkan İsrail'in içine girdiği belirsizlik de bu durumda etkili olacaktır. Zira saldırganlar açısından hezimet sayılabilecek sonuçların ortaya çıkmasında İsrail'in ve Netanyahu'nun şahsının oynadığı rol göz önüne alındığında, soykırımcı Netanyahu rejiminin Batı'da zaten azalan desteği iyice sönümlenecek ve neden olduğu kaos ve istikrarsızlık küresel karar alıcılar nezdinde daha fazla sorgulanacaktır" ifadelerini kullandı.

