PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Her yıl 15 Temmuz geldiğinde, millet olarak aynı duyguları yeniden yaşıyoruz. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyor ve o gece milletimizin gösterdiği eşsiz direnişi bir kez daha hatırlıyoruz. Hiç şüphesiz 15 Temmuz, Türkiye'nin yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biridir. O gece yalnızca bir darbe girişimi engellenmemiş, aynı zamanda millet iradesinin üzerinde hiçbir gücün olamayacağı bütün dünyaya ilan edilmiştir. Ancak 15 Temmuz'u sadece anma programlarıyla hatırlamak yeterli değildir. Yaşananları doğru okumak, sebeplerini sağlıklı biçimde analiz etmek ve benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek tedbirleri almak da en az o gece gösterilen cesaret kadar önemlidir.
SORULMASI GEREKENLER
Bugün kendimize samimiyetle şu soruları sormak zorundayız: Bin yıldır bu topraklarda insanlara Allah'a iman etmeleri, adaletli olmaları, kul hakkına riayet etmeleri, devlete sadakat göstermeleri, fitneden uzak durmaları ve meşru olmayan gizli yapılara katılmamaları öğütlenirken, nasıl oldu da böyle bir yapı devletin en kritik kurumlarına kadar ulaşabildi? Bu soruyu sormak geçmişi kurcalamak ya da yeni tartışmalar üretmek için değildir. Tam tersine, aynı acıları bir daha yaşamamak için gerekli muhasebeyi yapabilmek içindir. Çünkü hiçbir büyük kriz bir gecede ortaya çıkmaz. Her büyük kırılmanın arkasında uzun yıllara yayılan ihmaller, yanlış değerlendirmeler ve kurumsal zaaflar bulunur. Devletlerin gücü yalnızca güvenlik kurumlarından veya askerî imkânlarından gelmez. Asıl güç; hukukun üstünlüğünden, liyakatten, şeffaflıktan ve hesap verebilirlikten gelir. Hiçbir kişi, hiçbir grup ve hiçbir yapı devletin alternatifi hâline gelemez. Kamu görevlerinde esas alınması gereken ölçü; kişisel bağlılıklar değil, ehliyet, liyakat ve hukuka bağlılıktır. Devletin bütün kurumları, millet adına görev yapan ve hukuk içinde hareket eden yapılardır. Bunun dışında oluşabilecek her türlü kapalı yapılanma, zamanla devlet düzeni açısından risk oluşturur. 15 Temmuz'un en önemli derslerinden biri de budur.
SAĞLAM DİN ANLAYIŞI1
5 Temmuz'un ortaya çıkardığı en önemli gerçeklerden biri de din eğitimi ve din anlayışı üzerinde yeniden düşünme zorunluluğudur. Din, insanı Allah'a yaklaştıran, ahlâkı güçlendiren, adaleti emreden ve kul hakkını koruyan ilahî bir rehberdir. Hiçbir kişi, hiçbir grup ve hiçbir yapı dini kendi otoritesini güçlendirecek bir araç hâline getiremez. Kur'an ve sahih sünnet ekseninde şekillenen sağlam bir din anlayışı; aklı dışlamaz, sorgulamayı yasaklamaz, kişileri mutlaklaştırmaz ve Allah ile kul arasına vazgeçilmez aracılar yerleştirmez. İslam geleneği, istişareyi, ilmi, şûrayı ve meşru otoriteyi esas alırken; körü körüne itaati, kutsallaştırılmış liderlik anlayışını ve din adına oluşturulan kapalı hiyerarşileri tasvip etmez. Bu sebeple çocuklarımızı ve gençlerimizi sadece dinî bilgiyle değil, dinin temel kaynaklarını doğru anlayabilecek bir bilinçle yetiştirmek zorundayız. Sahih bilgi ile hurafeyi, din ile din adına üretilen söylemleri ayırt edebilen nesiller yetiştirmek, gelecekte benzer yapıların zemin bulmasını engelleyecek en önemli tedbirlerden biridir. Hiçbir toplum yalnızca güvenlik tedbirleriyle ayakta kalamaz. Kalıcı güvenlik; iyi eğitimle, sağlam karakterle ve güçlü bir hukuk kültürüyle sağlanır. Çocuklarımıza yalnızca bilgi değil; sorgulama ahlakını, doğruluk duygusunu, şeffaflığı, sorumluluk bilincini ve devlet-millet aidiyetini de kazandırmak zorundayız. İnsanları körü körüne itaate değil, hakikati araştırmaya ve hukuka bağlı kalmaya teşvik eden bir eğitim anlayışı, geleceğin en güçlü teminatıdır.
ORTAK GÖREVLERİMİZ1
5 Temmuz, geride bırakılmış bir tarih değildir. O gece yaşananlar, geleceğe dair önemli sorumluluklar da yüklemiştir. Şehitlerimize duyduğumuz vefa, sadece onları rahmetle anmakla sınırlı kalmamalıdır. Onların uğruna can verdiği devleti daha adil, daha güçlü, daha şeffaf ve daha güvenilir hâle getirmek de hepimizin ortak görevidir. Bu sebeple, 15 Temmuz'u yalnızca bir anma günü olarak değil, aynı zamanda bir muhasebe günü olarak değerlendirmeliyiz. Doğru soruları sormaktan çekinmemeli, kurumlarımızı daha güçlü hâle getirecek adımları kararlılıkla atmalı ve hiçbir kapalı yapının, hiçbir gayrimeşru oluşumun bir daha devlet içinde güç kazanmasına fırsat vermemeliyiz. Şehitlerimizin aziz hatırasına duyulacak en büyük saygı da, milletimizin o gece ortaya koyduğu iradeye gösterilecek en büyük vefa da ancak böyle mümkün olacaktır.