SORUN YAĞ DEĞİL PORSİYON
Yıllarca "düşük yağlı" ürünlere yönelmemiz, yağ tüketmenin kilo aldıracağı korkusunu zihinlere kazıdı. Sosyal medyadaki karşı tez ise beynin büyük bölümünün yağlardan oluştuğunu, hormonların yağlar sayesinde üretildiğini ve asıl suçlunun rafinerilerin ürettiği şekerler ile işlenmiş karbonhidratlar olduğunu savunuyor.

Beslenme uzmanları bu tartışmada her iki tarafın da haklı ve haksız yönleri olduğunu söylüyor. Doğal ve işlenmemiş yağların dengeli beslenmenin ayrılmaz parçası olduğu doğru; ancak gözden kaçırılmaması gereken temel kural kalori dengesi. İşlenen et risk saçıyor.

KIRMIZI ET GERÇEĞİ
Kırmızı et, sosyal medyada en çok yanılgı yaratan konulardan biri. İçerik üreticileri, etin tek başına kanser yapmadığını, asıl tehlikenin yüksek ısıda pişirmek ile salam, sosis gibi işlenmiş ürünleri tüketmek olduğunu iddia ediyor. Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası kanser araştırma kurumları, işlenmiş etleri kesin kanserojen sınıfında değerlendirirken işlenmemiş kırmızı eti daha alt bir risk grubunda tutuyor. Araştırmalar, açık alevde pişen ve kömürleşen etlerde oluşan zararlı maddelerin DNA yapısını bozabileceğini doğruluyor. Güneş ışığı ve D vitamini ilişkisi hassas bir dengede duruyor. Güneşten kaçınmanın D vitamini eksikliğine yol açtığı ve kemik sağlığını olumsuz etkilediği bilinen bir gerçek. Uzun süreli güneşlenmek D vitamini seviyesini daha fazla artırmadığı gibi cildin erken yaşlanmasına ve kanser riskinin tırmanmasına yol açıyor.
KAHVALTI YAPILMALI MI?
"Kahvaltı günün en önemli öğünüdür" anlayışı da bu değişimden nasibini alıyor. Klinik çalışmalar ve geniş kapsamlı analizler, kahvaltıyı atlamanın metabolizmayı yavaşlatmadığını ve doğrudan kilo alımına neden olmadığını gösteriyor. Önemli olan sabah ne zaman yendiği değil, gün boyunca toplam alınan kalori.

KOLESTROL HASSAS DENGE
Kolesterol konusu kelimenin tam anlamıyla bir kavram kargaşasına dönüşmüş durumda. Kötü kolesterol olarak bilinen LDL seviyelerinin uzun süre yüksek kalması, damar duvarlarında birikerek damar sertliğine ve kalp krizine davetiye çıkarıyor. Genetik yatkınlığı olan kişilerde bu seviyeleri sadece diyetle düşürmek mümkün olmadığında tıbbi tedavi hayat kurtarıcı bir rol üstleniyor. Kolesterol vücudun düşmanı değil, kontrol altında tutulması gereken hassas bir denge unsuru. "Hasta değilsin, sadece besin eksiğin var" söylemi kulağa hoş gelse de tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir basitleştirmeden ibaret. Magnezyum, D vitamini, B12 veya demir eksikliğinin halsizlik, beyin sisi ve yorgunluk yarattığı doğru. Ancak kanserden diyabete, tansiyondan otoimmün rahatsızlıklara kadar tüm kronik hastalıkların kök nedenini yalnızca vitamin eksikliğine bağlamak tıp bilimini göz ardı etmek olur. Ciddi bir rahatsızlığı olan kişinin tıbbi tedaviyi bırakıp sadece takviye gıdalara yönelmesi hayati bir risk taşır.