Türkiye un sanayisi, güçlü üretim altyapısı, modern teknolojisi, ürün çeşitliliği ve geniş ihracat ağı sayesinde uzun yıllardır dünya un ihracatında lider konumda bulunuyor. Bu liderlik yalnızca yüksek üretim kapasitesinin değil, sektörümüzün farklı ülkelerin kalite ve ürün taleplerine hızla cevap verebilmesinin de bir sonucudur. 2025 yılında küresel ticaretteki daralma, jeopolitik gelişmeler ve hammaddeye erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle un ihracatımız bir önceki yıla göre bir miktar gerileyerek 2 milyon 344 bin 528 ton olarak gerçekleşti. Bunun karşılığında yaklaşık 873,2 milyon dolarlık ihracat geliri elde edildi. Ortalama ihracat birim fiyatımız ise ton başına yaklaşık 373 dolar seviyesine yükseldi. İhracat miktarındaki düşüşe rağmen Türkiye dünya liderliğini ve pazar çeşitliliğini korudu.

HEDEFTE YENİ PAZARLAR VAR
Suriye, yaklaşık 630 bin tonluk ihracatla en hızlı büyüyen pazarımız oldu. Irak, geleneksel olarak en önemli pazarlarımızdan biri olmayı sürdürmekle birlikte bu pazardaki hacmimiz son dönemde geriledi. Somali, Gana ve diğer Afrika ülkelerinin yanı sıra Küba ve Endonezya gibi uzak pazarlarda kaydedilen gelişmeler, sektörümüzün yeni pazarlara ulaşma kabiliyetini gösteriyor. Dünya un ticaretinin yaklaşık 12 milyon tonluk büyüklüğü dikkate alındığında bu hedef, küresel ticaretin yaklaşık dörtte birine karşılık geliyor. Bununla birlikte Mısır ve Rusya gibi ülkelerin özellikle Afrika ve Orta Doğu'da güçlü bir fiyat rekabeti oluşturduğunu da görüyoruz. Türkiye un sanayisi, yaklaşık 28 milyon tonluk yıllık buğday işleme kapasitesine sahip. Veri tabanına göre ülkemizde 472 kurulu un fabrikası mevcut. Bu fabrikaların yaklaşık 100 tanesi pasif durumda. Yıllık un üretimimiz, iç ve dış talebin durumuna göre değişmekle birlikte ortalama 15-16 milyon ton seviyesinde. Bunun bir bölümü ekmek, unlu mamuller, makarna, bisküvi ve diğer gıda ürünleri üzerinden iç piyasada değerlendirilmekte; kalan bölümün önemli bir kısmı ise doğrudan un ihracatına konu olmakta.
Ancak sektörün toplam ekonomik hacmi yalnızca doğrudan un ihracatıyla ölçülmemelidir. İç piyasaya yapılan satışlar, buğday ve yan ürün ticareti, kepek başta olmak üzere yem sektörüne sağlanan girdiler, lojistik, depolama ve unlu mamuller sanayisine oluşturulan katma değer de hesaba katılmalı. Bundan dolayı Sektörümüzün mevcut kapasitesi Türkiye'nin ihtiyacının oldukça üzerinde. Kapasite fazlası, bir taraftan işletmeler üzerinde maliyet ve rekabet baskısı oluştururken diğer taraftan Türkiye'ye büyük bir ihracat potansiyeli kazandırıyor. 2027 sezonunda küresel un ticaretinde sınırlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ticaretin 16,0 milyon tondan 16,2 milyon tona yükselmesi bekleniyor. Bununla birlikte görünüm büyük ölçüde ithalat marjlarına, politika gelişmelerine ve başlıca ithalatçı ülkelerdeki güvenlik koşullarına bağlı olacak. Türkiye'nin ihracatının hafif artacağı tahmin edilse de, bazı kilit pazarlardaki zayıf talep nedeniyle sevkiyatların baskı altında kalmayı sürdürmesi bekleniyor. Mısır'ın ihracatı da yeni Afrika pazarlarına açılma çabalarının desteğiyle bir miktar artabilir. Buna karşılık daha sıkı tahıl arzının Kazakistan'ın ihracatını sınırlaması bekleniyor. Rusya'nın sevkiyatları ise buğday ihracat vergisinin seviyesine bağlı olacak çünkü daha yüksek vergiler genellikle işlenmiş ürün ihracatını destekliyor.

TÜRKİYE BASKIN KONUMDA
Uzmanlara göre Küresel buğday unu ticaretinin daralarak son dört yılın en düşük seviyesine gerilemesi bekleniyor. Bu görünüm, başta Irak ve Sudan olmak üzere kilit ithalatçı ülkelerde, yurtiçi buğday öğütme kapasitesinin genişlemesi ve buğday ithalatına yönelişin sürmesi nedeniyle talebin yapısal olarak zayıflamasını yansıtıyor. Suriye, Endonezya ve Güney Amerika'nın bazı bölgeleri dahil olmak üzere belirli pazarlarda büyüme beklentisi bulunsa da, bu artış diğer bölgelerdeki düşüşleri telafi etmeye yetmiyor. İhracat fırsatları sınırlı sayıda tedarikçinin elinde yoğunlaşmayı sürdürürken, Türkiye geleneksel alıcılarından bazılarındaki zayıflayan talebe rağmen baskın konumunu koruyor.
İÇ PİYASADA BUĞDAY ARZI
TÜİK'in 2026 yılı tahminine göre buğday üretiminin yüzde 26,7 artarak yaklaşık 22,8 milyon tona ulaşması bekleniyor. Bu güçlü toparlanma hem üreticimiz hem sanayimiz hem de ülkemizin gıda arz güvenliği açısından son derece değerli. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatını ton başına 16 bin 500 lira olarak belirlemesi, çiftçimizin ürününün değerinin korunması bakımından önemli bir referans oluşturmuştur. Açıklanan desteklerle birlikte üreticinin eline geçen toplam tutarın ton başına 19 bin 514 liraya ulaşması öngörülüyor. TMO'nun 1 Ekim'den itibaren uyguladığı ikinci grup buğday satış fiyatı ise ton başına 18 bin 500 lira. Üreticinin emeğinin karşılığını alması, üretimin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmezdir. TMO'nun piyasayı düzenleyici rolü bu noktada büyük önem taşıyor. Alım, depolama ve satış politikalarının hasat dönemiyle sınırlı kalmadan yıl boyunca öngörülebilir bir takvim içinde yürütülmesi hem üreticinin korunmasına hem de sanayicinin maliyet ve stok planlaması yapabilmesine katkı sağlamaktadır.
RENKLENDİRİCİLERİN KULLANIMI
ÖNCELİKLE teknik bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan düzenlemeler, genel anlamda bütün renklendiricilerden ziyade ekmek ve una koyu renk veya aroma vermek amacıyla kullanılan kavrulmuş malt unu, kavrulmuş nohut unu, koyu malt ekstraktı ve benzeri bileşenleri kapsıyor. Amaç, tüketicinin koyu renkli bir ürünü otomatik olarak tam buğdaylı veya besin değeri daha yüksek bir ürün olarak değerlendirmesinin önüne geçiyor.
BUĞDAY UNU OLDUĞUNU GÖSTERMEZ
EKMEĞİN rengi tek başına onun tam buğday ekmeği veya daha sağlıklı bir ürün olduğunu göstermez. Bir ürünün niteliği, kullanılan buğdayın ve unun gerçek bileşimiyle belirlenmelidir. Yapılan yeni düzenlemelerle Rengin bir pazarlama unsuru olarak kullanılmasından ziyade unun kül, lif, mineral ve kepek içeriği gibi gerçek özelliklerinin ön plana çıkacağı bir döneme giriyoruz. Bu dönüşüm, tam buğday unu ve tam buğday unlu ürünlerde standardizasyonun güçlenmesine de katkı sağlayacak. Tüketici koyu renk verilmiş beyaz unlu bir ürün ile gerçek tam buğday ürününü daha kolay ayırt edebilecek. Sanayicilerimiz teknik olarak bu dönüşümü gerçekleştirebilecek bilgiye, laboratuvar altyapısına ve üretim kabiliyetine sahip.
ALICI ÜLKELERİN UN TALEBİ DEGİSİYOR
DÜNYADA un tüketimi giderek standart bir üründen, belirli kullanım alanlarına ve tüketici ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş ürünlere yöneliyor. Yalnızca ekmeklik veya genel amaçlı unlardan değil; yüksek lifli, tam tahıllı, yüksek proteinli, mineral ve vitaminler bakımından zenginleştirilmiş ve belirli unlu mamullere özel olarak geliştirilmiş unlardan söz ediyoruz. Türk un sanayisi bu dönüşüme cevap verebilecek güçlü bir teknik altyapıya sahiptir.