Niğde'nin Havuzlu köyünde başlayan bir hayat yolculuğu... Meslek lisesi sıralarından Yıldız Teknik Üniversitesi'ne, oradan profesyonel iş yaşamına ve 1991 yılında kurduğu Dinamik Isı'yla sanayide örnek bir başarı hikâyesine uzanan bir serüven... Bugün Dinamik Isı Yalıtım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı, EBSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Tire OSB Müteşebbis Heyet Başkanı olarak üretim, nitelikli insan kaynağı ve sanayinin geleceği üzerine söz söyleyen Metin Akdaş, yalnızca şirket büyüten değil, fikir üreten, insan yetiştiren ve dönüşüm çağrısı yapan bir sanayici profili çiziyor. Dinamik Isı'nın 1991'de mekanik tesisat uygulamalarıyla başlayan yolculuğu, yalıtım, teknik köpük, ambalaj, XPS, XPE, elastomerik kauçuk köpüğü ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla bugün 55 bin metrekarelik üretim alanına, 4 binden fazla ürün kalemine ve Borsa İstanbul'da DNISI koduyla işlem gören güçlü bir yapıya ulaşmış durumda.

Sizi farklı kılan yolculuk nerede başladı?
Benim hikâyem aslında bir köyde başladı. Niğde'nin Havuzlu Köyü'nde doğdum. Fakir bir ailenin çocuğuydum. Babam çobandı. Çok küçük yaşlarda çalışmayı, sorumluluk almayı ve hayatın zorluklarıyla erken tanışmayı öğrendim. Bu yüzden bugün geriye dönüp baktığımda şunu net söyleyebilirim: Başlangıç şartları insanın kaderi olmak zorunda değil. Önemli olan, insanın o şartların içinde nasıl bir irade gösterdiğidir. 'SABRETMEDEN OLMAZ'
Eğitim hayatınızda sizi şekillendiren en önemli kırılma neydi?
Aslında birkaç kırılma noktası vardı. İlkokula iki zayıfla başladım ama birincilikle bitirdim. Sonra Ankara'da okuldan atıldım, geri döndüm. Babamın gözleri önünde yaşadığım bir olay bana disiplinin ne kadar önemli olduğunu öğretti. Daha sonra da babamı kaybettim. Genç yaşta, hem aile sorumluluğu hem eğitim arasında çok zor bir döneme girdim. O günlerde öğrendiğim iki şey hayatım boyunca değişmedi: Disiplin olmadan hayat olmaz, sabır olmadan başarı olmaz.
Meslek lisesinden mühendisliğe uzanan hikâyenizi anlatır mısınız?
Ben meslek lisesi mezunuyum. Niğde Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye bölümünü okudum. O dönem meslek lisesine sınavla giriliyordu. Yani ben mesleği bilinçli şekilde seçtim. Sonrasında üniversite sınavında İç Anadolu Bölgesi üçüncüsü oldum ve Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'ne girdim. Bu benim için kişisel bir başarıdan öte, çok önemli bir mesajdır: Meslek lisesinden çıkan bir genç isterse çok büyük başarılar elde edebilir. Türkiye'nin üretim gücü mesleki eğitimden geçiyor.
'GÜÇLÜ BİR KURULUŞUZ'
Profesyonel iş yaşamınız nasıl başladı?
Üniversiteden sonra teknik ressam ve satın alma sorumlusu olarak çalıştım. Ardından İzmir'e geldim ve mekanik tesisat alanında faaliyet gösteren firmalarda satın almadan şantiye şefliğine, proje müdürlüğünden mekanik tesisat müdürlüğüne kadar farklı görevler üstlendim. Bu dönem bana sadece teknik bilgi kazandırmadı; işin organizasyonunu, insan yönetimini, sahayı ve disiplinini öğretti.
Dinamik Isı'nın kuruluş hikâyesi nasıl başladı?
1991 yılında Dinamik Isı'yı kurdum. Başlangıçta mekanik tesisat uygulamaları yapıyorduk. 1993'te yalıtım sektörüne odaklandık. 2003'te sanayi yatırımı kararı aldık, 2004'te üretime başladık. Bugün geldiğimiz noktada 4 binden fazla ürün kalemi olan, farklı sektörlere çözüm sunan güçlü bir sanayi kuruluşuyuz.
Dinamik Isı'yı bugün "fark yaratan" yapan temel unsur sizce nedir?
Fark, sadece üretmek değil, doğru zamanda doğru ihtiyacı görmek ve ona yatırım yapmaktır. Biz yıllar boyunca sadece ürün satmadık, çözüm sunduk. Bu bakış açısı bizi farklı kıldı. Borsa İstanbul süreci de bu büyümenin önemli aşamalarından biri oldu. 2020 yılında Borsa İstanbul'da işlem görmeye başladık. Bu sadece finansal bir adım değil, aynı zamanda kurumsallaşmanın ve sürdürülebilirliğin göstergesiydi.

'EN BÜYÜK YATIRIM'
Zor dönemleriniz de oldu. Sizi ayakta tutan neydi?
İş hayatı düz bir çizgi değil. Çok ağır sınavlardan geçiyorsunuz. Benim hayatımdaki en zor anlardan biri, fabrikamızın yanmasıydı. Çok kısa sürede milyonlarca dolarlık kayıp yaşadık. Ama o gün şunu bir kez daha anladım. İnsan düştüğünde değil, kalkamadığında yenilir. Benim hayatımın özeti biraz da budur. Köyden geldim, okuldan atıldım, babamı kaybettim, fabrikam yandı. Ama hiçbirinde pes etmedim. Çünkü şuna inanıyorum, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi. Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Bu söz sadece bir motivasyon değil, bir hayat bakışıdır. Ayağa kalkmayı bilen insan için her kriz yeni bir başlangıçtır.
Yönetim anlayışınızda en çok neye önem veriyorsunuz?
İnsan yetiştirmek. Çünkü en büyük yatırım makineye değil, insana yapılan yatırımdır.
Türkiye'nin en büyük sorunu sizce nedir?
Çok net söylüyorum, Türkiye'nin sorunu işsizlik değil, mesleksizliktir. Eğitim üretimin içinde olmalı
Öğrenci sahada yetişmeli. Mezun olduğunda iş arayan değil, aranan insan olmalı.
Sizi bugün hâlâ en çok motive eden şey nedir?
Gençler, üretim ve bu ülkenin güçlü potansiyeli.
Son olarak, kendinizi tek cümlede nasıl tanımlarsınız?
Köyden çıkıp sanayiye ulaşan ama geldiği yeri unutmayan, üretimin yanında insan yetiştirmeyi de görev bilen bir yolcu.