İzmir Halıcılar ve Yer Döşemecileri Derneği Başkanı ve İZTO Meclis Üyesi Abdullah Naci Ölçen, sektörün içinde bulunduğu kritik durumu Yeni Asır'a özel açıklamalarla değerlendirdi. Türk halıcılığının hem dünyadaki imajı hem de yereldeki geleceği için çarpıcı bir yol haritası çizen Ölçen, sektördeki haksız rekabetten kaybolan esnaf-müşteri hukukuna kadar pek çok konuya dikkat çekti. El halıcılığının 'Kültür ve Turizm Değeri' olarak devlet şemsiyesi altına alınması gerektiğinin altını çizen Ölçen, makine halıcılığında ise dünya devi olduğumuzu ancak gider kalemlerinin sektör temsilcilerini zorladığını belirterek, "Geleneksel sanat ile modern sanayi arasında sıkıştık" dedi.
Türk halıcılığını nasıl tanımlıyorsunuz?
Türk halıcılığı yalnızca bir ticari faaliyet değil; binlerce yıllık kültürümüzün, emeğin ve estetiğin dünyaya yansıyan yüzüdür. Anadolu'nun köylerinde dokunan el halıları da, modern tesislerde üretilen makine halıları da bu büyük mirasın ayrılmaz parçalarıdır. El halıları geçmişimizi ve kimliğimizi temsil ederken, makine halıları bugünümüzü ve ekonomik gücümüzü ayakta tutmaktadır.
Sektörün temel sorunları nelerdir?
Sektörümüz çok yönlü sorunlarla mücadele ediyor. El dokuma halıcılığında usta sayısının hızla azalması, gençlerin mesleğe ilgi göstermemesi, emeğin karşılığının alınamaması ve pazarlama sorunları bu alanı yok olma noktasına getirmiştir. Makine halıcılığında dünya deviyiz ama artan hammadde, enerji ve nakliye maliyetleri, döviz dalgalanmaları, düşük kâr marjları, kayıt dışı üretim ve haksız rekabet sürdürülebilirliği zorlamaktadır. Kısacası, bir yanda kültürel bir miras erirken, diğer yanda ekonomik gücümüz olarak nitelendirdiğimiz makine halıcılığımız fiyat baskısı altında hayatta kalmaya çalışıyor.
El dokuma halıcılığının gerilemesinin temel nedenleri nelerdir?
Bu sorunu iki ana başlıkta ele almak gerekir: Sanayi devrimleri ve teknolojik gelişmeler. Sanayi devrimleriyle birlikte kırsaldan kente göç hızlandı, el emeğine dayalı üretim azaldı. Ayrıca teknolojik gelişmeler sayesinde el halılarının desen ve renkleri makineyle çok daha hızlı ve ucuz üretilebilir hale geldi. Bu da rekabet gücümüzü ciddi şekilde zayıflattı.
Küresel rekabetin etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Küresel ölçekte Hindistan, Pakistan, İran ve Çin gibi ülkelerle rekabet etmekte zorlanıyoruz. Özellikle düşük maliyetli üretim yapan ülkeler karşısında el dokuma halıcılığımız ciddi gerileme yaşamıştır. İnternetin yaygınlaşması da rekabeti daha da artırarak sektörümüz üzerindeki baskıyı büyütmüştür.
El halıcılığını korumak neden önemli?
Çünkü el halısı sadece bir ürün değil, kültürel bir miras ve aynı zamanda yüksek katma değerli bir ihracat kalemidir. Her biri bir hikâye barındıran bu eserler, kültürümüzün taşıyıcısıdır. Bu nedenle korunması ve yaşatılması büyük önem taşımaktadır.
Bu sorunların çözümü için nasıl bir yol haritası öneriyorsunuz?
Çözüm, tüm paydaşların birlikte hareket etmesinden geçiyor. Sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve kamu otoriteleri ortak akıl üretmeli ve alınan kararlar kararlılıkla uygulanmalıdır. El dokuma halılar için coğrafi işaretlerin etkin kullanıl kullanılması, ustaların ve atölyelerin desteklenmesi, gençlerin bu mesleğe yönlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca el halıcılığı, kültür ve turizm değeri olarak devlet koruması altına alınmalıdır.
Makine halıcılığı için çözüm önerileriniz nelerdir?
Makine halıcılığında markalaşmaya önem verilmesi, kalite standartlarının korunması, kayıt dışı üretimle etkin mücadele edilmesi ve ihracatı teşvik edici politikaların artırılması gerekmektedir. Bu sayede dünya pazarındaki gücümüzü daha sağlam temellere oturtabiliriz.
Ticaret anlayışındaki değişimi nasıl yorumluyorsunuz?
Geçmişte satıcı ile müşteri arasında güvene ve dostluğa dayalı güçlü bir bağ vardı. Ticaret sadece alışveriş değil, sosyal ilişkilerin de bir parçasıydı. Ancak zamanla bu bağ zayıfladı. Günümüzde müşteri tamamen fiyat odaklı ve özgür hareket ediyor. İnternet ve dijital platformlar da bu dönüşümü hızlandırarak rekabeti daha sert hale getirdi.
Son olarak sektöre dair genel değerlendirmeniz nedir?
Halıcılık sektörü büyük bir potansiyele sahip. Ancak bu potansiyelin ortaya çıkması için yeni bir ticari anlayışa, güçlü bir yapılanmaya ve daha fazla desteğe ihtiyaç var. Aksi halde hem kültürel mirasımızı hem de ekonomik gücümüzü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.

