Rekor maaş skandalı ve halkın tepkisini çeken ayrıntıları Günaydın yazarı İlker Gezici bugünkü köşesinde kaleme aldı.
İzmir'de tiyatro sahnesinin önünde perde kapanırken arkasında bambaşka bir oyun oynanıyormuş meğer! Yıllardır dillerinden düşürmedikleri emek, adalet, halkın iradesi ve saray karşıtlığı söylemlerinin, sıra kendi koltuklarına gelince nasıl da buharlaştığını görmek için yeni bir oyuna gerek kalmadı.

Siyasi dengeler değişti, koltuklar sarsıldı, istifalar peş peşe geldi. Şimdi sormak gerekiyor: Bunca gürültünün ortasında gerçekten savunulan şey sanat mıydı, yoksa makamın, maaşın ve imtiyazların devamı mı? Yıllardır bu köşeden özellikle İzmir sahnelerinde dönen tiyatroları(!) yazmaya çalıştım.
Levent Üzümcü'nün ve önceki müdürlerin nasıl geldikleri ve ne yaptıklarını takip ettim. Son dönemde sosyal medyada dolaşan bir video aslında Üzümcü'nün ve beraberindekilerin esas amacının tiyatro değil ceplerini doldurmak olduğuna yönelik haberleri destekliyor. Üzümcü, istifa mektubunda "İzmirliler ve seyircimizin iradesini yok sayan kararı kabul etmiyoruz, istifa ediyoruz" diyordu.Şehir Tiyatrosu'nun 9 üyesi de aynı gerekçeyle istifa etmişti. Peki bu 11 kişiden kaçı seçimle geldi, kaçı sınavlardan geçti? Hiçbiri. Hangi iradeden bahsediyoruz? İradeden bahsedenlerin hepsi tek bir imzanın ürünü.

MAAŞI OLAY OLDU
Bir de işin maaş boyut var. İzBBŞT'nin kurucusu ve eski Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten görevdeyken 36 bin lira maaş alırken, 2024'te göreve gelen Levent Üzümcü'nün maaşı bir yıl sonra 175 bin liraya çıkarılmıştı. Konu belediye meclisinde de tartışılmış kamuoyunda büyük tepki toplamıştı. Peki Üzümcü bu maaşı alırken İzmirlilere sanatsal olarak ne sunuluyordu?
İzBBŞT Ağustos 2024'ten beri bu yana sadece 9 oyun sahnelemiş."Halktan Biri", "Arturo Ui'nin Önlenebilir Tırmanışı", "Cadı Kazanı", "Çok Tuhaf Soruşturma", "Yolcu", "Helikopter" ve "Mor Şalvar" ile "Don Kişot - Çağdaş Bir Masal" ile "Soytarılar Okulu" isimli çocuk oyunları 142 kez seyirciyle buluşmuş ve yaklaşık 35 bin seyirci bu oyunları görmüş.

Elbette tiyatro faaliyetini yalnızca oyun sayısıyla ölçmek doğru değil. Nitelikli bir oyun, bazen onlarca gösteriden daha kalıcı bir iz bırakabilir. Ancak şunları da sormak lazım. Bu dönemde ne kadar bütçe kullanıldı? Oyun başına maliyet neydi? Seyirci sayısını artırmak için hangi çalışmalar yapıldı? İzmir'in farklı ilçelerine ulaşmak, gençleri tiyatroyla buluşturmak için hangi projeler hayata geçirildi? Harcanan paranın karşılığında İzmir'in kültür hayatına ne katıldı?
Diğer yandan istifa edenler arasında yer alan şair Haydar Ergülen'in direktörlüğünü üstlendiği İzmir Uluslararası Edebiyat Festivali'nin belediyenin Kütüphaneler Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenmesi de ayrıca açıklığa kavuşturulması gereken bir konu. Festivalin idari yapısı, direktörlük görevinin kapsamı, ücretlendirme biçimi ve belediye personelinin sorumlulukları kamuoyuna açıkça anlatılmalı.
Halk da, "Şehirde bir tane alt geçit yok, asfalt atılmış yol yok ama maşallah şehir tiyatroları, uluslararası edebiyat bilmemneleri gırla akıyor. Bu belediye bizimle dalga mı geçiyor?" diye tepkisini göstermişti. "Şehir pislik içindeyken halkçılık edebiyatı yapan bu marjinal solcular paraları yesin diye dandik kadrolar yaratılmış." yorumları da gözüme çarpanlardan. Hatta "Makamı arpalık gibi kullanıp yatarak maaş alamayacaklarını anlayanların memlekete yaptıkları en faydalı iş" diyerek bu istifalar sanat bekleyenleri memnun etmiş.

Neticede yıllardır emekten, eşitlikten, adaletten söz edenlerin, konu kendi makamları ve ücretleri olduğunda aynı hassasiyeti göstermesi gerekiyor. Başkalarının lüksünü, ayrıcalıklarını ve koltuklarını eleştirmek kolaydır. Zor olan, insanın kendi oturduğu koltuğun hesabını verebilmesidir. Siyasetin hangi tarafında durursanız durun, ölçü aynı olmalı.
Başkasının sarayını eleştirirken kendi küçük saltanatınızı görünmez kılamazsınız. Başkasının imtiyazlarına karşı çıkarken kendi ayrıcalıklarınızı sorgulanamaz ilan edemezsiniz. Emekçinin hakkını savunduğunuzu söylerken kamu kaynaklarıyla finanse edilen makamların ücretlerini ve faaliyetlerini açıklamaktan kaçınamazsınız. Takke düştü, kel göründü. Başkalarına hesap soranlar, kendilerine hesap sorulduğunda da aynı cesareti gösterse keşke.