
İtalyan televizyonu TG5, İzmir'in çok kültürlü dokusunu şekillendiren ve kentin ortak tarihine derin izler bırakan Levantenleri ekranlara taşıdı. 'Haberde artık var olmayan bir toplumun son tanıkları' olarak nitelendirilen İzmir Levantenleri, dünyanın en eski İtalyan topluluğu unvanını taşıyor. Bugün sayıları oldukça azalmış olsa bile, hâlâ İtalyan kimliklerini, dillerini ve geleneklerini kararlılıkla yaşatmaya devam ediyorlar.
KELİMENİN TARİHSEL KÖKENİ
Aslında 'Levanten' adı, tarihsel olarak Avrupalıların Doğu Akdeniz halkını tanımlamak için kullandığı bir sözcük iken, 16. yüzyıldan itibaren Avrupalı devletlere verilen kapitülasyonlarla birlikte İzmir, İstanbul, Mersin ve İskenderiye gibi önemli Osmanlı liman kentlerine kalıcı olarak yerleşen Avrupalıları kapsayacak şekilde genişledi. Kapitülasyonların sağladığı ayrıcalıklar, bu grupların imparatorluk sınırları içindeki ticari faaliyetlerini büyütmelerine olanak tanıdı ve onları Doğu Akdeniz liman kentlerinin ticari hayatının ve kültürel mozaiğinin kilit aktörleri hâline getirdi. Levantenler yalnızca İtalya'dan değil, Fransa, Hollanda, İngiltere, Almanya ve Avusturya-Macaristan gibi ülkelerden de gelerek liman kentlerine yerleşti. Kendi Batılı yaşam tarzlarını buralara taşıdı, zenginleşti ve yerel halkı etkilediği kadar yerel halktan da etkilendi.
ORTA ÇAĞ'A UZANAN TARİH
Levantenlerin kökleri, Orta Çağ'ın sonlarına ve Osmanlı'nın yükseliş dönemine kadar uzanıyor. Venedik, Cenova, Pisa ve Amalfi gibi İtalyan denizcilik cumhuriyetlerinden gelen tüccarlar, bankerler ve diplomatlar, 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı limanlarına yerleşmeye başlamıştı. Özellikle Sakız Adası'ndaki Ceneviz kolonilerinden İzmir'e göç eden aileler, 18. ve 19. yüzyıllarda kente damgasını vurdu. Osmanlı'nın verdiği kapitülasyonlarla birlikte ticari ayrıcalıklar kazanan bu aileler, kısa sürede İzmir'in ekonomik hayatında önemli roller üstlendi. Pamuk, zeytinyağı, tütün, kuru incir ve üzüm ticaretiyle zenginleştiler. Hatta bazı aileler, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk bankalarından birini kuracak kadar ileri gitti.
SMYRNA DİYALEKTİĞİNİN ANLATTIĞI
İzmir'de bulunan Katolik cemaatinin Levantenleşme süreci, 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başı arasında belirginleşti. Misyonerlerin farklı din ve gruplarla gündelik ilişkileri üzerine yapılan bir çalışma, bu uyum sürecinin zorunlu olarak teorik bir hoşgörü söylemine dayanmadığını, daha çok 'işlevsel bir hoşgörü' olarak işlediğini ortaya koyuyor. Misyonerler ile Katolik cemaat üyeleri arasındaki etkileşim, Levanten kimliğinin asıl zeminini oluşturan melez bir zihniyeti doğurmuştu. Bu melezleşme, kentin diline ve gündelik yaşamına da yansıdı. Bu yansımayla birlikte İzmir'de farklı etnik-dinsel gruplar bir arada birçok dil konuşuyor, bu dilsel birliktelik ve melezlik 'Smyrna diyalekti' denilen bir konuşma biçimini üretiyordu. Akdeniz ticaretinin ortak dili olarak gelişen Lingua Franca -Arapça, Türkçe ve Yunanca'dan ödünç sözcükler içeren 'melez bir Roman dili' kentte de konuşuluyordu ve İzmir'in Batılı Hristiyan nüfusu, yani Levantenler, bu diyalekte büyük katkı sağlamıştı.
ÇOK DİLLİ BİR TOPLUM
İzmir, Osmanlı İmparatorluğu'nun en önemli dış ticaret merkezlerinden biriydi. Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Levantenler gibi farklı etnik grupların bir arada getirdiği toplumsal çeşitlenme, kentin kültürel ve fiziksel yapılanmasını biçimlendirdi. Kendi mahallelerini çevreden bağımsız olarak kuran ve kentin ticaret hacminin büyük bölümünü ellerinde tutan Levantenler, kıyı şeridine yerleşmişti ve bunun bir nedeni deniz ticaretine yakın olmak, diğer nedeni ise tehlike ya da ihtiyaç anında kentin dışına kolayca tahliye olabilmekti. Yüzyılın sonuna gelindiğinde ise İzmir'de İtalyan kökenli Levantenlerin sayısı 6 bine yaklaşmıştı. Frank mahallesi olarak bilinen Alsancak ve çevresi, onların yaşam alanı hâline gelmişti. Nitekim 'Frenk Mahallesi', Avrupalıların, yani Frenklerin geleneksel olarak yaşadığı bölgeyi ifade ediyordu. Yunanca, Fransızca ve İtalyanca'nın iç içe geçtiği, Katolik inancının ortak payda olduğu çok kültürlü bir dünya yaratmışlardı. Bir cümleye İtalyanca başlayıp Fransızca devam edip Yunanca bitirmek, onlar için sıradan bir şeydi. Evlerinde ise sıkı bir kural vardı: "Başka dil konuşulmaz, sadece İtalyanca konuşulur."

"BURASI HALA BİZİM EVİMİZ"
Bugüne baktığımızda ise durum çok farklı. TG5'in haberine göre, İzmir'de kökü sağlam Levantenlerin sayısı yaklaşık 200'e düşmüş durumda. Bazı kaynaklar bu sayıyı 100-300 arasında gösterirken, daha geniş tanımlarla 800- 1000'e kadar çıkan tahminler de var. Topluluk üyeleri, Osmanlı'nın yıkılışı, 1922 Büyük Yangını ve yeni devletin kuruluşundan sonra da İzmir'de kalmayı tercih etti. Bu tercih, kentin tarihindeki büyük kırılmanın ortasında yapıldı. Türk millî kuvvetleri İzmir'i 9 Eylül 1922'de geri aldı ve 13 Eylül'de başlayan yangın, kentin büyük bölümünü yok etti. 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'na eşlik eden Türk-Yunan nüfus mübadelesi konvansiyonu ise, din kriterine göre zorunlu nüfus değişimini getirerek kentin toplumsal dokusunu bütünüyle dönüştürdü. Buna rağmen birçok Levanten "Burası bizim evimiz" diyor. Yedi kuşaktır İzmir'de yaşayan aileler, "Kendimi başka nereli hissedebilirim ki?" sorusuna net cevap veriyor: "İtalyan." Yapılan nitel araştırmalar da bu aidiyeti doğruluyor. İzmir Levantenleri kimliklerini Avrupalı, modern, Hristiyan, melez ve çok dilli olarak inşa ediyor ve bunu kentin kadim tarihsel geçmişine dayandırıyor.
İTALYAN KÜLTÜRÜ KORUNUYOR
Videoda konuşan Levantenler, kimliklerini koruma çabalarını samimiyetle anlatıyor. Evlerinde hâlâ İtalyanca konuşuluyor, çocuklara İtalyan kültürü aktarılıyor. Ortak Katolik inancı ve güçlü bir aidiyet duygusu, onları bir arada tutuyor. Kuşaklar boyunca Müslümanlarla ilişkilerini asgari düzeyde tutan ve uzun süre Levanten, Rum, Ermeni ya da yabancı Hristiyanlarla evlenen toplulukta, bugün Müslümanlarla yapılan evlilikler de yoğunlaşmış durumda. Spor da bu bağın önemli bir parçası. Topluluk üyeleri, 'Azzurri' adında bir futbol takımı kurmuş. Eski günlerde de Levantenler, İzmir'in ilk futbol takımlarından bazılarını oluşturmuş, tenis ve diğer sporlarla kentin modern yüzüne katkı sağlamıştı.
KENT MİMARİSİNE KATKI
MİMARİ açıdan da İzmir'e bıraktıkları miras hâlâ ayakta. Bornova, Buca, Karşıyaka ve Alsancak'taki Levanten köşkleri, 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başına uzanan kısa bir dönemde inşa edilmiş zarif örnekler sergiliyor. Bornova, bir yandan İzmir'in uzantısı ve Levantenlerin yazlık konutlarının bulunduğu bir banliyö olarak kabul edilirken, demiryolu inşasından önce de okullar ve kiliseler gibi kurumlarıyla sürekli yerleşilen bir nüfus merkeziydi. 1865'te kullanıma giren İzmir-Kasaba demiryolu hattı ise Bornova'daki Levanten nüfusunda belirgin bir artışa yol açtı. Bu yapılar bugün kimi zaman yeniden işlevlendirilerek yaşatılıyor. Yeniden kullanım pratiklerine bakıldığında Buca'daki restorasyonların ağırlıklı olarak yürütüldüğü ve tarihsel bağlamı zaman zaman ihmal ettiği, Bornova'nın ise kültürel erişilebilirliği önceleyen daha çok özel girişimlerden fayda gördüğü görülüyor. Haberde gösterilen 20. yüzyıl başlarına ait tarihi villa, yıllarca İtalyan okulu olarak da kullanılmış. Bu yapılar, Doğu ile Batı'yı, geçmiş ile bugünü birleştiren somut tanıklar. Levantenler, sadece ticaret ve mimariyle değil, tiyatro, müzik ve eğitimle de kentin kültürel hayatına katkıda bulunmuştu. İzmir'in ilk tiyatro oyunlarından bazıları onların çabalarıyla sahnelenmişti. Baktığımızda bu miras, 1923'ten sonra kademeli bir dönüşüm geçirdi. Kordon, Güzelyalı ve Karşıyaka'da terk edilen Levanten evleri ile 1922 yangınının ardından boşalan parsellere, Kadifekale yamaçlarında oturan varlıklı Türk nüfus ile mübadeleyle gelen ve sosyal statüsü görece daha iyi olan aileler yerleşti. Daha önceden kısıtlı gelire sahip yerli tüccar ve yatırımcıların, sayısı azalmış Levanten nüfusla iş birliği yapması sonucunda Türkler de ticari yaşamda söz sahibi olmaya başladı. Levantenlerin kentin mekânsal biçimlenmesindeki etkisi ise yalnızca konutlarla sınırlı kalmadı. Kente onların kültürüyle birlikte tanıtılan eğlence ve konaklama yapıları, mahalle dokusunu ve kent formunu kalıcı biçimde etkiledi.
KÜLTÜREL KÖPRÜ OLDULAR
İTALYAN Konsolosu Daniele Bianchi, bu topluluğu İtalya ile Türkiye arasında bir köprü olarak tanımlıyor. Gerçekten de Levantenler, iki ülke arasında hem kültürel hem de duygusal bir bağ oluşturuyor. Soyadları hâlâ Venedik, Cenova ve Livorno izlerini taşıyor. Aliotti, Braggiotti, Baltazzi, Mainetti, Gloghini gibi isimler, yüzyıllık bir hikâyenin devamını anlatıyor. Bu paylaşılan bilgiler, İzmir'in unutulmaya yüz tutmuş ama hâlâ yaşayan bir parçasını gün yüzüne çıkarıyor. Sayıları azalmış olsa bile, Levantenler son tanıklar olarak hem kendi kimliklerini hem de kentin çok kültürlü geçmişini yaşatmaya kararlı. İzmir'in Türkiye'nin en açık ve kozmopolit şehri olmasının arkasında, işte bu küçük ama dirençli topluluğun da payı büyük.