Kesik Çayır", "Zühtü", "Doyulur mu", "Aslan Mustafa", "Süpürgesi Yoncadan" gibi onlarca türküyle neşelendiren, "Gönül Dağı", "Bir Çift Turna", "Mihriban", "Anam Ağlar Başucumda Oturur" gibi eserlerle Anadolu insanının kederine ses veren Bedia Akartürk, türkülere kattığı yorumun yanı sıra kaşık oyunları ve yöresel kostüm tasarımlarıyla Türk kültürüne katkılarıyla tanınıyor. Onun sesiyle hayat bulan yöresel ezgiler, yurt dışında da duyuldu. Paris'teki ünlü Olimpia Salonu'nda konser veren Akartürk'ün seslendirdiği uzun havalar, buradaki bir enstitünün müzesinde dinlemeye açıldı. Türkü söylemeye daha ilkokuldayken İzmir'in Ödemiş ilçesinde Musiki Cemiyeti'nde başlayan, çalışabilmek için yaşını büyüten Akartürk, kayıtlarda "4 Şubat 1941" doğumlu olsa da "Yaşıyla hiç ilgilenmediğini" söyledi.
GÖZYAŞLARI İLE
Akartürk, Ödemiş'te adını taşıyan müzede gönül kapısını aralayarak, eşinin ölümünün ardından yürek yangınını, Zeki Müren'den nasıl etkilendiğini, Neşet Ertaş ile dostluğun", kostümlerini, popüler müziğe bakışını, anılarını, hak ettiği değeri bulmadığına inandığı türküleri zaman zaman gözyaşlarıyla anlattı. Akartürk, dünyada her şeyde değişim olduğunu, popüler müziğin de bu değişimden etkilendiğini belirtti.
ACISI DİNMİYOR
Türkülere yeterince değer verilmediğini de dile getiren Akartürk, Türkiye'de sanatçıların ölmeden değerinin bilinmediğini savundu. "Hayattaki en büyük mutluluğunuz ve üzüntünüz ne oldu?" sorusuna Akartürk, "Zaman zaman mutluluk olur, 'Hayatta acı da mutluluk da vardır ama benim için kederli bir şey var, eşin ölümü çok çok büyük bir acı. Uzun süre birlikte yaşadığım için onun acısı başka. Bir ateş yanıyor kalbinin üstünde, günlerce sürüyor, hiç sönmüyor" dedi. Eşi Atilla Seller'i 47 yıllık evliliğin ardından 2007 yılında kaybeden ve rüyalarında aşkıyla buluştuğunu söyleyen sanatçı, "Onun sadece yanımda olmasını özlüyorum" diye konuştu.
KIYAFETLERİ KENDİ DİKİYOR
Sesini "Allah'ın bir lütfu" olarak nitelendiren Akartürk, en büyük ilham kaynağının aşk ve vatan sevgisi olduğunu söyledi. Adını taşıyan müzede de sergilenen sahne kostümlerinin çok özel olduğunu, günlük yaşamda da şalvardan vazgeçemediğini ifade eden Akartürk, müzedeki oyuncak bebeklerin yöresel kıyafetlerini de kendisinin diktiğini, farklı tasarımlar ortaya koymak için resim kursuna başlayacağını anlattı.
