Beslenme ve diyet uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Çoğu kişi semizotunu yalnızca yoğurtla karıştırılan ya da salataya eklenen sıradan bir yaz sebzesi olarak görüyor. Oysa son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, semizotunun besin içeriğinin düşündüğümüzden çok daha dikkat çekici olduğunu ortaya koyuyor. Bilimsel adıyla Portulaca oleracea olan semizotu, düşük kalorili olmasına rağmen yoğun besin içeriğiyle öne çıkan sebzelerden biri. İçerdiği omega-3 yağ asitleri, antioksidan bileşikler, vitaminler ve mineraller nedeniyle son yıllarda "fonksiyonel besinler" arasında daha sık değerlendirilmeye başlandı. Omega-3 denildiğinde çoğu kişinin aklına somon, sardalya ya da balık yağı gelir. Ancak semizotu, bitkisel kaynaklar arasında oldukça farklı bir yerde duruyor. Araştırmalar, semizotunun yeşil yapraklı sebzeler içinde en yüksek alfa-linolenik asit (ALA) içeren besinlerden biri olduğunu gösteriyor. Bu durum özellikle balık tüketmeyen bireyler için dikkat çekici bir avantaj oluşturuyor.
DESTEKLEYİCİ BESİN
Omega-3 yağ asitleri yalnızca kalp sağlığıyla ilişkili değil. Aynı zamanda inflamasyonun azaltılması, damar sağlığının korunması ve beyin fonksiyonlarının desteklenmesiyle de bağlantılı. Yani yaz sofralarında tüketilen basit bir semizotu salatası, aslında vücut için oldukça değerli bileşenler sağlayabiliyor. Semizotu lif açısından da güçlü sebzeler arasında yer alıyor. Ancak burada dikkat çekici nokta sadece kabızlığı önlemesi değil. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan çalışmalar, lifli besinlerin bağırsakta yaşayan yararlı bakteriler için temel besin kaynağı olduğunu gösteriyor. Bu bakteriler yalnızca sindirim sistemiyle değil; bağışıklık sistemi, metabolizma ve hatta ruh haliyle bile ilişkilendiriliyor. Yani lifli bir sebze tüketmek artık yalnızca "bağırsak çalıştırmak" olarak değerlendirilmiyor. Vücudun genel dengesi üzerinde etkili bir destek olarak görülüyor.
ANTİOKSİDAN İÇERİĞİ
Semizotunun bir diğer dikkat çekici özelliği ise antioksidan kapasitesi. İçerdiği C vitamini, beta-karoten, E vitamini ve fenolik bileşikler sayesinde oksidatif stresin azaltılmasına katkı sağlayabilecek besinler arasında yer alıyor. Oksidatif stres; düzensiz beslenme, hava kirliliği, sigara dumanı, yoğun stres ve yetersiz uyku gibi birçok faktörle ilişkilendiriliyor. Bu süreçte oluşan serbest radikaller hücrelere zarar verebiliyor. Antioksidan bileşikler ise bu zararlı moleküllerin etkisini azaltmaya yardımcı oluyor. Yapılan çalışmalar, semizotunun antioksidan kapasitesinin birçok kişinin tahmin ettiğinden daha yüksek olduğunu gösteriyor. Semizotu yalnızca vitamin ve omega-3 açısından değil; mineral içeriğiyle de öne çıkıyor. Potasyum, magnezyum, demir ve kalsiyum açısından zengin olması nedeniyle özellikle yaz aylarında beslenmeye eklenebilecek güçlü seçeneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Özellikle magnezyum içeriği dikkat çekiyor. Çünkü magnezyum; kas fonksiyonlarından sinir sistemi dengesine kadar birçok mekanizmada görev alıyor. Günümüzde yetersiz alımı oldukça sık görülen minerallerden biri olması nedeniyle, magnezyum içeren besinlerin önemi daha fazla konuşulmaya başlandı.

