RÖPORTAJ: ÖZKAN BİNOL
Oyuncu Mert Fırat ve yönetmen İlksen Başarır, ilk filmleri "Başka Dilde Aşk" ile geçen haftanın en çok konuşulan isimleriydi. İlk kez işitme engelli kahraman Onur (Mert Fırat) yerli bir filmde esas oğlan durumundaydı. Ve engeli olmayan esas kız Zeynep (Saadet Işıl Aksoy) ile derin bir "love story" durumları yaşıyordu. Mevzu aşk olunca ben de "aşk"ın tarifini almak için epey sıkıştırdım. İşte buyurun onların yanıtları.
GERÇEKTEN DİNLİYOR -2009 Elif Şafak'ın "Aşk"ı ile başladı 2009 ve sizin "Başka Dilde Aşk" filmi ile sona eriyor. İkinizden de aşkın tarifini alabilir miyim?
M.F- Aşk ve mücadele birbirleri için varmış gibi geliyor bana bu hayatta. İki ayrı insan gibiler. Yani meslekte de böyle. Bir gazetecinin bir eyleme gidip, o eylemde kafasına taş yeme pahasına o eylemin fotoğraflarını çekebilmesi, kişinin kişiye duyduğu aşk, kişinin dinine duyduğu aşk, mesleğine duyduğu aşk, hani böyle baktığınızda aşk ve mücadele birbiriyle çok iç içeler. Dolayısıyla aşk benim için gerçekten bir mücadele. Ben inanıyorum ki buna hep ihtiyaç var. Çünkü aşk kavramının içi o kadar boşaldı ki... Aşk internete sıkıştı. Hiç yüzlerini göremediğimiz sanal kişilere "slm" yazıp saçma sapan bir dille, dilimizi ve ruhumuzu kaybeder hale geldik.
İ.B- Aşk bayağı ciddi bir hastalık. Görmeni, düşünmeni engelleyen bir hastalık yani. Bir an önce kurtulmakta fayda var. Bir başka şeye yani sevgiye dönüştüğü bölümü beni ilgilendiriyor.
-"Başka Dilde Aşk" filmi nasıl oluştu? Türk sinemasında çok rastlamadığımız konusuyla dikkat çekiyor.
MF- Kütüphanede çalışan işitme engelli bir gençle, çağrı merkezinde çalışan ve engeli olmayan bir kızın aşkı teması hep kafamdaydı. Yönetmenimiz İlksen'le birlikte anlatmak istediğimiz meseleler vardı. Dertlerimiz çok ortaklaşaydı. O nokta aşkı dertlerimize bir eksen yapıp bu senaryoyu yazdık. Bir buçuk senede yaklaşık bir on altı versiyon filan oldu.
Oyuncularınızı seçerken neye dikkat ettiniz?
İB- Yazarken bir sürü isim düşündük. Yazmaya başlamadan önce de sonra da yazarken birçok isim oluşuyor kafamızda. O karakter belli bir tipe doğru gitmeye başlıyor ve sonunda o isimlerden biri kalıyor kafanızda. Filmdeki oyuncularımız kafamızda kalan isimlerdi. Hepsi de kabul etti sağ olsun.
Filmde duyma engelli bir genç ve hiç tanımadığı insanlarla telefonla konuşan genç bir kız var. Günümüzdeki iletişimi böyle mi görüyorsunuz?
MF : Engellilerde iletişim için bir çaba, bir istek var. Bizden çok daha iyi iletişim kuruyorlar. Bu filmden sonra böyle konuşmuyorum. Böyle düşündüğüm için filmi böyle kurduk. Çünkü gerçekten gözünüzün içine bakıyorlar konuşurken. Gerçekten soruyu ve cevabı dinliyorlar. Bütün bedenleriyle, bütün duygularıyla sizi dinliyorlar. Dinlemenin tam da adı bu. İlla o ses frekansının beynimizde şekillenmesi gerekmiyor aslında. Aynı duyguları paylaştığınızda anlaşmak istediğiniz kişiyle aslında anlaşıyorsunuz. Biz biraz da bunun altını çizmek istedik. Hangi dilden, dinden, ırktan, milletten olduğunun hiçbir önemi yok. Yeter ki insanlar aynı duyguyu paylaşsın, o zaman anlaşabiliyorlar.
-Engelli kişilerin kullandığı kelime sayısı daha mı az?
MF: Evet ve bu da daha az maskeleri var anlamına geliyor. Çünkü kelimeleri çok düzgün kullanmak zorundalar.
-Konu çok müsait olmasına rağmen gişe için çeşitli numaralar yapmamışsınız.
İ.B- Çünkü bizimkisi samimi bir film. Asla duygu sömürüsü yapmadık. Üzerinde gerçekten hassasiyetle durduğumuz bir şey bu. Yoksa konu çok müsaitti. Engellilere acınsın istemiyoruz. Çünkü acınacak bir durum yok ortada.
KADIN DUYARLILIĞI Onur karakteri hayal ürünü mü yoksa yazarken düşündüğünüz biri oldu mu?
MF : Örnek aldığımız bir kahramanımız yok. Onur kendi içinde çok fazla kendini tamamlayabilmiş bir adam. Ama bir yandan öfkesini kontrol edemiyor. Bunların hiçbiri fiziksel kaynaklı bir şey değil. Tamamen erkek egemen anlayışın sonucu. Yoksa engelli olmasından doğan bir eksiklik asla filmde yok. Zeynep'le aralarındaki çatışmada da yok. Ondan mümkün mertebe uzak kalmaya çalıştık. Dolayısıyla Onur'u örnek aldığım kimse yok. Onur'da benden izler var mı? Var. Ben de öfkeliyim, yeri geldiğinde onun kadar sert olabilirim. Oyuncu oynarken ister istemez şöyle diyor: Kimseye derdimi anlatamasaydım ya da gerçekten duyamasaydım, konuşamasaydım ne olur ne biterdi? Nasıl bir hayat sürerdim? Dolayısıyla Onur'u ilk başta anlamam gerekiyordu. Ben mümkün mertebe anladığımı düşünüyorum ama oynarken yine de çok zorlandım.
Nasıl bir ön hazırlık yaptınız?
MF: Üç ay kadar İşitme Engelliler Milli Federasyonu Başkanı Ercüment Tanrıverdi ve eşi Seçil Hanım ile birlikte işaret dili çalıştık.
-Filmde kadın duyarlılığını hemen hissettim. Yönetmenin bir kadın olduğunu bilmiyordum...
İ.B-"Bunu bir kadın çekti" denmesi önemli bence. Hep düzenli, tertipli ve belli bir duruşu olan kadınlar vardır hayatta. Onlar hem birikimlilerdir hem de dostlardır. Onların hayatlarına girdiğimizde hayatları çok düzenlidir. Ben filmin böyle algılanmasına sevindim.
-İzmir deyince aklınıza ne geliyor?
MF :Huzur mutluluk ve samimiyet geliyor
İB: Çok güzel, ferah bir yer İstanbul gibi basmıyor.
-Ya İzmirli?
MF: Samimidirler. İzmir'de tanımadığınız birisiyle selamlaşıp masasına oturabilirsiniz.
İB: Özgüvenli ve samimi oluyorlar.
Kadın oyuncu bulmak zor -Saadet Işıl Aksoy ve Mert Fırat çok doğru seçimler oyuncu olarak. Oyuncuların kimyası da birbirine uymuş ayrıca. Rolleri başkaları oynasaydı film bu kadar başarılı olur muydu emin değilim.
İ.B- Türkiye'de kadın oyuncu bulmak çok zor. Çünkü 82-83-84 doğumlu oyuncular 30-35 yaşında gösteriyorlar. Bu çok büyük bir handikap film yapanlar için. Saadet'i seçme nedenim hem iyi bir oyuncu olması hem de tam yaşını göstermesiydi. Saadet bu noktada çok doğal, çok kendi gibi gözüken bir oyuncu. Küçük, büyük ya da kendi yaşında oynayabiliyor. Perdede de çok iyi gözüküyor zaten. Kameranın sevdiği insanlardan. Aynı şeyleri Mert için de söyleyebilirim.
