ÖZKAN BİNOL
Toprak Sergen reklam kuşaklarındaki sesiyle her akşam evlerimize konuk oluyor. O doğduğundan beri neredeyse hayatımızın içinde. "Radyo Çocuk Kulübü" ile başlayan sanatçılık serüvenine sunucu, oyuncu, dansçı olarak devam ediyor. Yaptığı işi öyle ciddiye alıyor ki profesyonel sporculara taş çıkartacak bir performansa sahip. Kendisini en çok bir "kaleydoskop"a benzetiyor. Favori sanatçısı ise Haluk Bilginer. Neden mi? İşte bende bunları sordum yakışıklı arkadaşıma.
Sesin ve yeteneğin Allah vergisi, tangoya ve spora çok düşkünsün. Kimdir Toprak?
Kendimi illa bir şeye benzeştireceksem en doğru şey kaleydoskop benim için. Benim kim olduğum baktığınız açıyla çok doğru orantılı. İnsanlar bana bakıyor bir şey görüyor, başka bir açıdan bakıyor, daha başka bir şey görüyor. O açıların biri tango, diğeri kick boks,
oyunculuk, sunuculuk , müzikBen sanatçı değil sporcu olsaydı dekatloncu olurdum. Yani onlu disiplin, bunların içinde de o sporcular bazı branşlar da çok iyi, bazı branşlarda o kadar iyi olmayabiliyor ama en azından o branşları deniyor, öğreniyor. Ne kadar çok ilgi alanın olursa hayatı daha geniş bir şekliyle görme şansına sahip oluyorsun. Yoksa ha babam etrafındaki insanlara aynı öyküleri anlatan sıkıcı bir tip haline geliyorsun. Gerçekten birden çok disiplinlerde hareket eden beyinler çok yaratıcı, çok hareketli, çok farklı, meseleleri daha derin algılayabilen insanlar oluyor ama sürekli tek bir disiplinde olan insan mecburen aynı şeyleri görüyor ve aynı şeyleri anlatıyor. Hayat felsefemi çok renklilik, çok yönlülük, çok çeşitlilik olarak özetleyebilirim.
Farklı bir sürü şey saydın. İçinde en çok hangisi sana yakın?
Bilmem, bu şey gibi, on tane parmağın var, hangisi sana yakın? Hepsi fonksiyonel, kendi içinde de birbirleriyle de içine girişken hareket edince de başka başka unsurlar yaratabiliyorlar, öbür türlü tek parmakla sadece sağa sola parmağını gösterirsin .
Nasıl bir çocukluktu seninki?
Ben kendimi biraz anlamaya başladığımda evin odalarının şöyle adlandırıldığını zannediyordum : Yatak odası, mutfak, banyo ve "sahne". Neden sahne? Çünkü babamdan dolayı eve gelen giden herkes tanınmış kişilerdi. Ayla Teyze adında biri beni kucağına alıp seviyor. Bir bakıyorum o ünlü sanatçı Ayla Algan'mış meğer. Çocukluğumda hayat tiyatroyla iç içeydi anlayacağınız.
Doğuştan tiyatrocusun o zaman.
Babam Semih Sergen ağabeylerim Ümit ve Burak Sergen. Ben on bir yaşında "Radyo Çocuk Kulübü"ne girdim. Orada Rüştü Asyalı'dan Ergun Orbey'e kadar birçok tiyatrocudan eğitim aldık. O dönemki notların teşekkürden aşağısa bir sonraki altı ay sarı kart cezalısı olurduk. Herkes orada eğlenirken sen sen dışarıda kalırdın. O yüzden" Radyo Çocuk Kulübü"deki herkes çok başarılı birer kariyer yapmıştır. Aynı dönemlerde TRT'de "He- Man", "Voltran" gibi çizgi filmleri seslendirdim. Sonra üniversitede uluslar arası ilişkiler okumaya başladım. Tiyatroya kesin karar verdiğimde oyunculuk bölümüne girdim.
"Sergen" soyadının avantajları/ dezavantajları oldu mu?
Ben hem Dil- Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin hem de konservatuarın sınavlarına girdim. Birinde ilk 100 arasına bile yer almazken öbürünü birincilikle kazandım. Arada topu topu on günlük fark var. Aniden Cenab-ı Rabbim bana değneğini bir vurdu muydu bir yetenek geliyor, öbüründe de ben de bir eziklik af edersin bir toparlayamama(Kahkahalarla gülüyor) Nasıl oluyorsabazıları aile faktörü diyor.
Ailenin aynı meslekten olması avantaj gibi gözükse de çoğu zaman dezavantajdır. Çünkü önünde ailenin koyduğu bir çıta vardır ve onu geçmen gerekmektedir. Sık sık karşılaştırılırsın ve bunun psikolojik altyapısını iyi tutman gerekiyor. Yoksa saçmalarsın ya da bu sektörün içine giremezsin. Ben hiçbir zaman sahneye çıkarken heyecanlanmam. Çünkü heyecanlanacak bir şey yok. Babamdan ağabeyime herkes oyuncu. Zaten içinde bulunduğum platformlardan biri o. Sahneye çıkarken çok gergin, ne yapacağını bilmeyen bir sürü oyuncu vardır. Ben de hiç öyle bir durum yok. Ben bir de Genco Erkal'ı gördüm sahneden önce soğuk kanlı duran.
Çok kanallı ve çok renkli medyada sanatın geriye düştüğünü düşünüyor musun?
Öncelikle çok sesli değil, kakafonik olduğunu düşünüyorum. "O yaptı, o tutuyor, o tutan şeyin bir benzerini de ben yapayım" mantığından kurtulmadığımız sürece kaliteyi artırmamız son derece zor. Sen de başka bir şey yap arkadaşım. Farklı bir şey yapmak için uğraşmak, ikna etmek gerekiyor. Yoksa farklı olamazsın. Zaten bu formatta 30 tane, 50 tane var. Mesela yine TRT döneminde TV'de tiyatro vardı. Cüneyt Gökçer'den Kerim Avşar'a birçok efsane isim burada tiyatronun klasiklerini oynamıştır. Şimdi biz NTV'de benzer şekilde tiyatro oyunları oynuyoruz. Başlangıçta tutar mı, tutmaz mı diye bir tereddüt vardı. Böyle bir projenin tutmama ihtimali bile olmaz.
Yine TRT'de Hikmet Şimşek'in sunduğu "Pazar Konseri" vardı.
Biliyor musun Moskova Senfoni Orkestrasını yönetiyordu Hikmet Şimşek o zamanlar. Deni Key'in performanslarını izledik. Keşke bu programlar yine olsa. İnsanlar bunları bir görselerHalk istiyor lafı var ya tamamen yalan. Halk sen ona neyi verirsen ve o iyi ise o onu istiyor. Tek bir dogmatik bakış açısına takılıp kalmamak lazım. Bu ülkenin geçmişinde 19-20 uygarlık üst üste gelmiş. Niye bu kadar daraldık, sığlaştık? TV sadece bunun bir örneği. Sen nerden üflersen karşı taraftan sonuç bu yönde çıkıyor.
Dizilerde niye göremiyoruz seni?
Yanlış yerin üstüne bir de benim bir tuğla koymanın anlamı yok. Yanlış tarafa doğru gidiyoruz ve oranın neferleri arttıkça o taraf bir şekilde yürür hale geliyor. Bunun dışındaki sistemleri insanların gözüne sokar hale gelmemiz gerekiyor. TV'de mesela bir tiyatro oyununu 2 saat oynarsan kimse oturup izlemez. Heyecanını, enerjisini, rengini derleyip toplayıp izleyiciye verirsen ve 30 bilemedin 40 dakikayı geçmezse seyredilir.
Mesela Kenan İmirzalıoğlu, Kıvanç Tatlıtuğ gibi isimlerin dizileri reyting rekorları kırıyor. Bu konuda ne diyeceksin?
Çok iyi niyetlisin diyorum ben, çünkü sadece yine mankenlikle kilitledin. Sadece mankenlik mi? Aşçılar, müzisyenler, sosyetikler, dansçılar, herhangi bir fonksiyonu olmayanlar, sağda solda aniden keşfedilenlerBen şunu anladım öyle bir mesleğimiz varmış ki herkes bizim işi yapmak istermiş. İyi de ayıp oluyor ama hakikaten ağırıma gidiyor.
Andy Warhol "Bir gün herkes 15 dakika şöhret olacak "demiş. Hakikaten öyle 15 dakikayı aştığı anda iş büyümeye ve tatsızlaşmaya başlıyor. Oyuncu diye sete getirdikleri 3- 5 tane lafı yan yana konuşamıyor. 3 tane cümleyi arka arkaya dizemiyor. Bir zahmet 3 lafı ezberle değil mi? Zaten üstüne dublaj yapılacak.
İyi de bu eski bir Yeşilçam alışkanlığı. Bugün saygı duyduğumuz birçok isim tiyatrocuların yaptığı dublaj sayesinde oyunculuktan sınıfı geçmişlerdir. Yoksa kendi sesleriyle oynasalar
Ben üç defa oynadım böyle birisiyle. Adını da söyleyeyim herkesin tanıdığı bildiği Fikret Hakan. İlk oynadığımda kafayı yedim. Fıkralardaki gibi bildiğin kekeme, komple kekeme bu oyuncu. Onunla oynarken şöyle şeyler oluyor. Gündelik hayatta biraz toparlıyor. Konuşuyormuş gibi yapıyor aslında bu baktığında baya normal duruyor. Oynarken lafı söyledi mi söylemedi mi anlamıyorsun. Lafı söylemiş gibi yapar dublaj da bağlanır diyorsun ama kardeşim prova da yapmıyor bu hazret. O kadar yetenekli ki
Bu yıldızların sesi kimdi?
Rahmetli Alev Sezer bütün bu yıldızları konuşurdu. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en yetenekli, en yakışıklı oyuncularından biriydi Alev Ağabey. Bugün kaç kişi hatırlar bilmiyorum adını. Rahmetli, tiyatroda Amaedus'u canlandırdığında yer yerinden oynamıştı. O, ekran şöhreti olmadan ölürken diğeri de Türkiye'nin "Küçük Ağa"sı oldu.
Dizilerdeki karton tipler
Şimdiki dizilerde herkes yalılarda ve konaklarda yaşıyor. Türkler biliyorsunuz yalıda ve konakta yaşar, herkes iş adamı, çok yakışıklı ve hanımlar çok güzeldir.
Bana şimdi bir roller geliyor inanamazsın. Ya bakıyorum yok böyle bir tip. Karton tip. Derleyip toparlasan da olmaz. Konuşulacak bir tip var ortada, izlediğin zaman aklın takılır ona. "Bu nasıl bir herif yaaa" dedirttirirsin. Hepsi mi karton olur be kardeşim.
Geçenlerde bir yapım şirketi bana aksiyon çekeceklerini söyledi. Soruyorlar yüzer misin, boks, kayak yapabilir misin? Hakikaten de yaptığım işler. En sonunda siz bunları bırakın da senaryoyu ve kadroyu anlatın dedim. Kadroyu duyunca inanamadım. İçlerinden bir tanesi en son 20 yıl önce bir aksiyon filminde oynamıştı.
Gelelim bir sezonluk şöhretlere. "Biri Bizi Gözetliyor", "Gelinim Olur musun?", "Pop Star" vb programlardan yıldız yerine travma geçiren bir kuşak çıkardık.
Ölenler var aralarından. Semra Hanım'ın oğlu Ata öldü. Ayhan diye biri vardı şimdi hiç kimse hatırlamıyor. Kimilerinin pavyonda çalıştığını duydum. Tabii bunlar sadece bizim duyduklarımız, gördüklerimiz. Senin de dediğin gibi ağır bir travma bu. Bir anda zirvedesin, herkes etrafında; gazeteler,dergiler, reklamlar, diziler. Sonra aniden hepsi kaybolup gidiyor. Ne terslik var diyorsun ama kariyerin, doluluğun, geçmişin ne ki? İstisnalar tabii ki kaideyi bozmaz ama o seviyede ki, o platformdaki insanlara o kadar büyük bir olanağı yarattığınız zaman, bu imkanları kaybettiklerinde çöküş başlıyor.
Sen bir ara şiir/ müzik CD'si yapmıştın. Şimdi müzik dünyasında yaprak kımıldamıyor.
Yeni dünya düzeninin tanrısı internettir, nokta. Şimdi bütün o paylaşım sitelerine gömülen o parçalar hit. "Radio Head"in üç yıl önce kendi albümünü için "Ben internette hareket ediyorum bu albüm CD'siz çıkacak ve bunu mp3'de indirebilirsiniz" demesi bu işin zirvelerinden birisiydi. Bitti Özkan'cığım bu iş. Yani CD midi çıkmaz artık. Bu noktadan görmek lazım şimdi eğer bu noktadan görmezsek yürüyemez bu iş.
Mordoğan'da yazlığımız vardı Facebook kuşağıyla aran nasıl?
Ben bir iki markanın Türkiye turnesini yapıyorum. Bir sıkma başlı kız yanında nişanlısıyla gelip bana sarılıp nişanlısına fotoğraf çektirebiliyorsa buradaki değişimi görmek lazım. İşte bu facebook kuşağı. Günün şartlarını takip etmezsen güncellikten düşüyorsun. İkibinli yılların olayı facebook ağabey. Ben de facebooktayım. Beni sevenler bulsunlar beni .Çok ciddi gruplar var hareket ettiğim içinde ve internetin, bilgisayar teknolojisinin.
Şu an elimizin altındaki bu aletler gibi, bu sistemlerin içinde olmadık mı insanlarla linki yanlış kuracağız bu sefer de.
En çok kiminle oynamak istersin?
Haluk Bilginer. O milimetrik oynayabiliyor. Onun çok özel bir yetenek olduğunu düşünüyorum. İngilizcesi var, eğitimi, tiyatrosu var. Hayata çok güzel yönden bakıyor. Şarkı söylüyor, dans edebiliyor, yetenekli, pozitif düşünceli, sistem içinde doğru yerde durmayı başarıyor. Kendini yeniden var etmeyi başarıyor. Ben çok beğeniyorum, çok başarılı buluyorum Haluk Ağabeyi.
Ege'ye neler söyleyeceksin?
İzmir'e, Ege'ye benden özel sevgiler. Hakikaten kalben ben bir İzmirli sayılabilirim. Mordoğan'da yazlığımız vardı ve ben çocukken çok uzun bir süre orada yaşamıştık. İzmir her zaman benim kalbimde. Esasen sadece İzmir değil, Ege'de. Ayrıca beni "topraksergen.com"dan takip edebilirler.
