Bir hışımla dalıyor sahneye... Zaman-mekan ilişkiniz yavaş yavaş kayboluyor. Hafıza ayarlarınızla usulca oynayarak müthiş bir çekim gücü yaratıyor üstünüzde.
Ve her seferinde beyninizi farklı bir ucundan silkerek sizi sarsmayı, uyandırmayı başarıyor. Güldürü ustalığıyla akıl cimnastiğine başladığında; sorgulamaya, değiştirmeye, yenilemeye zorluyor dimağınızı. Hayatınızı tutsak eden ezberler bozuluyor.
İçsel bir 'kendini buluş' yolculuğuna doğru salonu terk ederken, yüreğinizdeki özgürlük ateşinin meşaleye dönüştüğünü, isyankar duyguların iğne gibi dikleşerek cesaretinizi uyardığını keşfediyorsunuz.
***
İnsanı hortum gibi saran bu heyecan ve coşku fırtınası tiyatro sahnesinde kopuyor. Karşımızdaki isim, oyunun büyüsüyle insan bilincini kışkırtmaya kendini adamış bir tiyatro üstadı, Ali Poyrazoğlu...
'Asi Kuş-Carmen' oyununda, Bizet'nin ünlü operasından hareketle izleyiciyi özgürlüğün keşfine sürükleyen bir komedi şov sergiliyor. Dünya opera edebiyatının en gözü pek kadını Carmen'in ruhundaki 'Asi Kuş'u canlandırıyor sahnede. O çılgın Carmen'in yüreğini daldan dala uçuran, şehvetiyle erkekleri parmağında oynatan 'Asi Kuş'un hepimize söyleyecekleri var.
***
İzlencenin en keyifli yanı, şovu görsellikle bütünleyen barkovizyon görüntüleri. Önce Arena di Verona'nın o devasa dekorunda, 'Habanera' aryasını söyleyen Carmen ekrana geliyor. Çingene kız, cilveleriyle erkekleri deliye döndürüyor, onlarla adeta gönül eğlendiriyor.
Sırası geldikçe, Carmen'in tiyatro, film, animasyon, bale ve çizgi film versiyonlarını barkovizyona yansıtıyor Ali Poyrazoğlu...
Bir tiyatrocu, opera baleyi bu kadar mı sevdirebilir, Carmen'e böylesine mi hayranlık uyandırabilir! Bakın o şarkılar, müzikler ve danslar üzerine ne cevherler dökülüyor usta oyuncudan...
***
Fransız besteci Georges Bizet, 1875'te ilk gösterimi yapılan Carmen'le dönemin değer yargılarını altüst ettiği için yuhalanır ve genç yaşta kahrından ölür.
Ama onun Carmen'i, opera tarihinde dönüm noktası sayılacak bir devrimin yolunu açar. Çünkü Bizet'nin alt tarafı tütünde çalışan bir İspanyol Çingene'nin kimliğinde yansıttığı 'asi ruh', o güne kadar sarayın sanatı olan operadaki aristokrasiyi rahatsız etmiştir.
Bizet'nin isteği de sanatın halktan yana bir tavır koyması, ezilenlerin başkaldırısını dile getirmesidir. Zaten 'Habanera' melodisinin kökeni, ta Kongo'daki Afrikalı kölelerin isyanını duyurmak için tuttukları ritim ve çıkardıkları seslere kadar uzanır.
***
Bu yüzden tütüncü kız, toplumsal kalıplara aldırmadan, aşk perisi gibi beğendiği erkeğin kalbine konan asi bir kuştur. 'Orospu' yaftasına rağmen seçtiği yolun bedelini ödemeye hazır bir 'özgürlük' savaşçısıdır.
Peki, o 'asi ruh' günümüzde yaşıyor mu? Kadınlar 1800'lerdeki Carmen'in özgüveniyle istedikleri hayatı seçebiliyor mu? Erkekler aşkla bağlandığı kadın uğruna ölümü göze alabiliyor mu? Dünyayı değiştirmek için kalbindeki 'Asi Kuş'a kulak verecek kaç kişi çıkar?
***
O cesareti kazanmanın yolu, ayağımızı yerden kesecek 'Asi Kuş'un sanatla beslenmesine bağlı. Anne kalbiyle tempo tutarak dünyaya gelen birey, ilkelden günümüze dek hep ritim, dans ve müzikle kendini ifade etti.
Sanat, varoluşumuzun kaynağıdır. Sanatsızlık ise hayatın ritmini yitirmek, bizi özgürlüğe uçuracak 'Asi Kuş'un kanatlarını kırmaktır. O kanatlardan yoksun kalan kişi ise yere çakılmaya mahkumdur.
Öyleyse, dünyaya meydan okumak ve Poyrazoğlu'nun dediği gibi boşluğa düşmemek için, 'Asi Kuş'un kanadına takılmaya ne dersiniz?
