• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
İzmir’in sessiz hafızası: Levanten köşkleri

EKREM DURUL

İzmir’in sessiz hafızası: Levanten köşkleri

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 30 Mayıs 2026

İzmir'in Bornova, Buca ve Karşıyaka ilçelerinde yükselen levanten köşkleri, kentin çok kültürlü geçmişinin en güçlü tanıkları arasında yer alıyor. Bir dönem ticaretin ve sosyal hayatın merkezi olan bu tarihi yapılar, bugün sanatla ve kültürel etkinliklerle yeniden hayat buluyor.

Sokaklarında adım başı tarihin farklı bir katmanına rastladığımız İzmir, her köşesinde kendine has bir hikaye fısıldar anlamasını bilene. Kentin bu çok katmanlı kimliğinin en estetik, en zarif sayfalarından biri şüphesiz levanten mirasıdır. 18. ve 19. yüzyıllarda Akdeniz ticaretini elinde tutan Avrupalı ailelerin Bornova'da, Buca'da, Karşıyaka'da yükselen köşkleri, sadece taş ve ahşaptan ibaret yapılar değildir; onlar İzmir'in kozmopolit ruhunun, o eski şaşalı ama bir o kadar da çok sesli günlerinin canlı birer şahididir. Geçtiğimiz günlerde Bornova'nın o kendine has sokaklarında yürürken yolum, yakın zamanda titizlikle şehre kazandırılan Fernand Pagy Köşkü'ne, yani bugünkü adıyla Bayetav Sanat'a düştü.

CAMERA OBSCURA
KAPISINDAN içeri adım attığınız an, dışarısının o gürültülü, koşturmacalı dünyası bir anda sessizliğe gömülüyor. 1800'lerin başında inşa edilen, ardından Whittall ve Pagy ailelerinin anılarına ev sahipliği yapan bu köşk, şimdilerde sanatın iyileştirici gücüyle nefes alıyor. Üst katındaki karanlık oda (camera obscura) deneyimiyle geçmişe bakarken, bahçesindeki asırlık ağaçların gölgesinde kahvenizi yudumlamak, kentin hafızasına yapılabilecek en güzel yolculuklardan biri. İzmir'in bu şanslı dönüşümü yaşayan tek yapısı Fernand Pagy de değil. Hemen yakınındaki Arkas Mattheys Köşkü de benzer bir asaletle selamlıyor bizi. Geçmişte görkemli balolara ev sahipliği yapan köşk, bahar aylarında açan mor salkımlı leylakları ve kapısındaki geleneksel taş bankları (pesulaki) ile Bornova'nın sosyo-kültürel mirasının simgelerindendir. Tarihte Mustafa Kemal Atatürk'ü ağırlayan bu tarihi çatı altında, şimdilerde Anadolu'nun ilmek ilmek dokunmuş nadide halı sergilerini gezebiliyoruz. Ya da Karşıyaka sahilde, önünden binlerce insanın geçip gittiği o neoklasik Löhner Köşkü. Bugün bir kahve dükkanı olarak hizmet verse de, yüksek tavanları ve yaşanmışlık kokan duvarlarıyla gençlerin modern yaşamına tarihi bir dekor sunuyor.

KENTİN HAFIZA ODALARI
İSKOÇYA kökenli, meyan kökü ve antimuan ticaretiyle uğraşan ünlü Forbes ailesi tarafından yaptırılan Forbes Köşkü, 1908 yılında inşa edilse de, 1909 yılında büyük bir yangın geçirerek kül olmuş, Aile ise 1910 yılında köşkü aslına sadık kalarak ve daha dayanıklı malzemelerle yeniden inşa ettirmiştir. İskoçya'nın Leith kentinden İzmir'e göç eden ve krom madenciliği, tarım ticareti ile ihracat yapan ünlü hububat taciri John Paterson tarafından yaptırılan ve inşasına 1859 yılında başlanan Paterson Köşkü de İzmir'in en ikonik yapılarından. Madalyonun bir de diğer yüzü var elbette. Buca'nın tepesinden bir masal şatosu gibi yükselen Forbes Köşkü ya da muazzam odalarıyla zamana direnen Paterson Köşkü gibi yapılar, uzun restorasyon süreçleri geçirse bile hiçbir zaman hak ettikleri ilgiyi tam anlamıyla göremiyor ya da kapılarını tamamen ardına kadar açamıyor. Oysa bu köşkler, İzmir'in turizm potansiyelinin ve kültürel zenginliğinin en parlak cevherleridir. Kültürel mirası korumak, sadece o binaları yıkılmaktan kurtarmak anlamına gelmez. Onları "yaşayan mekanlar" haline getirmek, içerisine insanı, sanatı, müziği ve fikri yerleştirmek gerekir. Bayetav Sanat'ta ya da Arkas Mattheys'te yapılan tam olarak budur. İzmir, geçmişiyle bağını koparmadan geleceğe yürüyen bir kent olmak istiyorsa, bu asırlık levanten köşklerinin pencerelerinden sızan ışığı çoğaltmak zorundadır. Bir hafta sonunuzu bu köşklerden birine ayırın; duvarlara sinmiş piyano seslerini, bahçelerdeki eski dost sohbetlerini ve İzmir'i gerçekten "İzmir" yapan o çok kültürlü ruhu kendi gözlerinizle hissedin. Çünkü kenti sevmek, önce onun hafızasına sahip çıkmakla başlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.