• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • İkindiye 23:55:00
  • BIST 78.384,78
    EURO 4,4760
    USD 3,8608
    GBP 3,8608
    CHF 3,8608
    JPY 3,8608
Olgun aşklar gerek bize HAKAN URGANCI Olgun aşklar gerek bize hakan.urganci@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 10.04.2016, 00:00
Can Yücel demiş ki;

'Ben; benden olgun insan isterim karşımda!

Benden dürüst, en ufak dalgada arkasını dönmeyecek kadar olgun. Arkamı döndüğümde sırtımdan vurmayacak kadar güvenilir.

Bir o kadar da cesaretli olmalı. Yağmurdan ıslanıp, fırtınadan kaçmamalı. Ayağı taşa takılınca kayadan korkmamalı. İşine gelince sevip, zoru görünce bırakmamalı.' Ne güzel demiş üstad, değil mi? Var mıdır bir itirazı olan? Cık. Olamaz ki. Çünkü evrensel istedikleri. Bunları herkes ister. Hepimiz hak ediyoruz çünkü, değil mi? O kadar mükemmel insanlarız ki, bizden daha olgununu, daha cesurunu, daha güvenilirini hak ve talep ediyoruz. Burada anahtar kelime ne? Daha... Peki, iyi de Can baba... Bütün bunlara sahip kişi seni ne etsin?

Sorarım sana. Daha'sını isteyebilmek için ne yaptın bana? Ne çıkardın avucuma da ne çalayım suratına? Can babanın derdi, tüm insanlığın derdi zaten. Ederini bilmemek. Haddini bilmemek.

Az külfetle çok ülfete mazhar olmak.

Kendimiz dört dörtlük insanmışız gibi dört sekizlik insan arayışındayız. İnsanın kusurlarıyla insan olduğunu unutup masal kahramanı aşıklar peşindeyiz. Ne de olsa insan denen varlık, hayvandan, böcekten farklı olarak doymayan bir ihtiyaçlar kuyusu. İnsan, doyumsuz hayvan. İnsan, istifçi hayvan. İnsan hadsiz hayvan.

Bu insan zaten arzusuna göre karşısındakini giydiren bir varlık. Biraz beğendiği bir bedene, aklındaki kostümü zorla da olsa giydiren, ilişki ilerleyip fragman bitip film başladığında, hayallerindeki kahramanın 'o' olmadığını farkeden kişi.

Ama 'yanılmışım' demek zor olduğu için kabahati karşıdakine atan varlık. 'Sen çok değiştin' diyen, 'hiç düşündüğüm gibi çıkmadı' diyen varlık. Bu dediğin doğru. Beklediğin kişi değilmiş.

Zira sen zaten henüz sandığın kişi değilsin.

Daha kendini tanımıyorsun ki karşındakini tanıyasın. Tek yaptığın, kendini başkası üzerinden tanımlamaya çalışmak.
O yüzden, genç yaştaki aşklar karşıdakiyle değil bizimle ilgili şeyler hep. Kendimizi kandırıyoruz.

Bile bile. Çünkü o yaşlarda yaşadığımız aşklar, dibi sonuna kadar açılan tavada kavrulmak, yanmak için. Yanıp kendini keşfetmek, hangi malzemeden yapıldığını anlamak için. Zıddına tutulman hep bundan.

Bedeninin arzuları, ya da yaşama dair henüz tatmin olmamış ihtiyaçların algını bulandırıyor genç yaşlarda. Dürbünle net bir görüşe sahip olman için üstünde durduğun zemin sabit olmalı.

Su yatağının üzerinde nasıl ki dürbüne bakamazsan, ihtiraslı aşklarda ya da maddi beklentiye sahip olduğun çağlarda zeminin sağlam değildir.
Hormonların sana oynak bir zemin hazırlamış, karşındakiyle ilgili görüşün çarpılmıştır. O sana hiç olmadığı kadar yakışıklı/ güzel/ seksi/ varlıklı/ nazik/ zeki gelmiştir. İşin ilginç tarafı, öyledir de, biliyor musun? Şeyh uçmaz mürit uçurur derler, sen onun olmayan özelliklerini öyle bir vurgulamışsındır ki, o bile o özelliklerin kendinde olduğunu düşünmeye başlamıştır.

Sonrası ise tam bir hayal kırıklığı...

Oysa bedenin ve ruhun yakıcı arzuları senden çekilmeye başladığı çağlarda birini seçersen, yanılmamış olacaksın. Çünkü bir hormon denizinin üzerinde yüzmüyorsun artık. Algın sağlam. Karşındaki kişiyi çırılçıplak, olduğu gibi görüyorsun.

Olmasını istediğin gibi değil. Sevgilinle iktidar kavgan yok. Artık kendinin de kim olup kim olmadığını iyi biliyorsun çünkü. Dolayısıyla yanılmadığın bir alışveriş içindesin. Seçtiğin kişi, gerçekten de doğru kişi. Bu bakış açısı ile genç yaştaki deli aşklar, aslında kendimize karşı duyulan aşkın karşıdaki bedende bir yansıması iken, olgun çağların aşkı, gerçekten de karşıdakine duyulan gerçek bir sevgi. Dibi sonuna kadar açılmış tavada yanmayan, aksine buharda, kısık ateşte, kendi suyuyla pişen ve tadına doyum olmayan...

Kısa kısa...

Sevdiklerimizi cinsellik denen azgın sapık (!) güdülerin etkisinden ve saldırısından (!) korumaya çalışırken aslında toplumun toplu tecavüzüne uğruyoruz.

Hani prens kızı canavarın elinden kurtarır da sonra kendisi yatar ya, o hesap işte! Toplum sana kendini 'bütün' hissettirecek her türlü eylemi yasaklar ki sen bir kaygı yumağı içinde kendisine koşulsuz bağlan ve asla özgür olma.. İşte tecavüzün büyüğü budur.

Birader sizin kişisel güvenlik bilgilerini ele geçirdik ama siz yine de bunu kişisel almayın!

Bacakları olmayan kollarını geliştirir. Gözü görmeyenin işitme duyusu kuvvetlenir. Bunlar işin olumlu yanı. Kötü olanı şu ki; bilgisi pek az ve seyrek olanın sesi gürleşir. Cahilin sesi yüksek çıkar!

İnsanlar bilinen, ezberlenmiş ve sadece şeklen 'öyle' olan şeylere bu kadar kolayca kapılıp giderken hala doğru bildiğini okumak ve kendini mahvettiğini bile bile çıplak gerçeği haykırmak ne şairane... Tüm kahramanlar yalnız ve aptaldırlar ve ben bu aptallara hayranım..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
GÜNÜN YAZARLARI
BİZE ULAŞIN