Herkesin bir hayatı var, yani bir romanı... Hani demez miyiz, lafı geçtiğinde "Hayatım roman gibi" diye...
Çünkü hayat, bir roman gibi akıyor, dakika dakika; yaşananlar kimlik hanemize yazılıyor, bizi geliştiriyor ya da geriye götürüyor.
En önemlisi de kaderimizde şekilleniyor. Yani yaşam kalitemizde...
Bu yüzden herkesin hayatı bir romandır. Anlatacağı çok şeyi olan, tecrübelerin de bileşkesi...
Kimi roman yazarken hayatını bir karakter üzerinden yürütüyor, kimisi de birebir kendini yazıyor.
En zoru da ikinci tercih... Çünkü, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla, yaşadıklarının ışığında kaleme alan pek azdır.
Çünkü kimse o kadar cesur değil, hele yaşadıkları yüreğinde kalması gereken ölçüde kişisel ise...
***
İzmir'in tanınmış isimlerinden biri Cumhur Kaplan.. Hele kadınlar bu yüreği her zaman genç insanı çok iyi tanır. Kendi adını taşıyan bir kuaför dükkanı vardır Karşıyaka'da...
Mesleğiyle ilgili televizyon programları yapmıştır bir yerel kanalda...
Aynı zamanda iyi bir sese sahiptir; Türk Sanat Müziği söyler, gece kulüplerinde sahneye çıkar.
Bir dönem gazetecilik yapmış, bir yerel gazetede ve dergide çalışmış, ünlülerle röportajlar yapmıştır.
Yani çok yönlü bir insan...
***
Beni ziyaret ettiği o gün, bir başka yeteneğini daha keşfettim Cumhur'un; yazarlığını...
"Adını Siz Koyun" adlı bir kitap kalme almış Cumhur... Hem de yaşamındaki bütün acıları, talihsizlikleri, sıkıntıları, mutlulukları anlatmış tüm çıplaklığıyla...
Çocukluğunun geçtiği Gaziantep'te yaşadığı terkedilmişliği, şiddeti, yalnızlığı, İzmir'e ilk gelişinde gördüğü umudu, bunu mesleğe çevirişini, ona yaşama sevinci veren kızlarının doğumunu, eşini, pişmanlıklarını, gösteri dünyasının kahpe yüzünü kağıda dökmüş Cumhur...
Hem de manken olmak isteyen kızlara yapılan çirkin tekliflere kadar, tüm gerçeğiyle herşeyi...
Ne yaşadıysa, birebir... Saklamadan gizlemeden...
***
"Neden hayatını bu kadar gerçekçi anlattın, tepki görürüm diye, aklından geçmedi mi?" soruma aldığım yanıt, tam da bu satırların yazarında gördüğüm cesareti haykırıyordu yüreğime:
"Ben çok şey gördüm, çok şey yaşadım Hürol ağabey. Özellikle gösteri dünyası denilen yer, insanların gözüne öylesine boyuyor ki, anne ve babalar benim düştüğüm hataya düşmesinler istedim. Kızların zenginlere pazarlandığı ajansları biliyorum ben... Bizzat tanık oldum. Onları yazdım ki, gerçekleri görsün insanlar, genç kızlarımız kimseye kanmasın istedim. Birilerinin bunu yazması gerekiyordu. Bu yüzden herşeyi göze aldım."
Kitabın büyük bir bölümünü okudum, yaşadıkları gerçekten ibret verici...
İnsan, "gerçekler bu kadar yakıcı olamaz" diyor ama çarpıcı olan bu işte...
Hem de dünyaya ilk geldiğimiz an gibi; duru, çırılçıplak.
GÜNÜN SÖZÜ
Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır.
Byron
Altınordu...
İzmir'in güzide kulüplerinden Altınordu'yu, ilk kez 6 ya da 7 yaşımda izledim Alsancak Stadyumu'nda...
O zamanki adıyla 1. Lig'te oynuyordu Kırmızı Şimşekler...
O dönem Metin Oktay'la fırtınalar estiren Galatasaray'la yaptığı bir maçına tanık oldum Altınordu'nun... Babam götürmüştü o maça...
Taçsız Kral iki gol atmıştı Altınordu kalesine... Maç da 3-0 Galatasaray lehine sonuçlanmıştı.
Altınordu o maçta yenilmişti belki ama genç futbolcuların mücadele gücünü bugün gibi hatırlarım.
Bir kimliği, bir varoluş savaşı vardı Altınordu'nun...
***
Sanırım o yıl 1. Lig'ten düştü, bir daha da dönemedi. Üçünü lige kadar düştü, dip yaptı...
Neredeyse unutulmak üzereydi.
Ancak, bir süredir, İzmirlilere parmak ısırttığı mücadele azmi, onu yeniden hakettiği liglere dönüşünü müjdeledi.
Uzun mücadeleler sonunda şampiyon oldu, 2. Lig'e yükseldi Altınordu...
Son günlerde, o sevince ortak oluyoruz hep birlikte...
Göztepe'nin ardından Altınordu da, uzun mücadelelerden sonra kabuğunu kırdı, silkindi ve taraftarına kendini affettirdi.
Altınordu'nun bu azimle, 2.Lig'te de uzun süre kalacağını düşünmüyorum. Seneye, 1. Lig'e yükseleceğine inanıyorum, şanlı tarihiyle bu özel futbol takımının...
Yeter ki yalnız kalmasın. Çünkü bu mücadele örnektir.
Artık voleybolun emrinde...
Ülkemizde birkaç yıl öncesine kadar hep futbol konuşulurdu. Ancak Avrupa ve Dünya Şampiyonası başarıları basketbolu da aynı ilginin içine koydu. Sponsorlu desteklenen basketbol, son 10 yıldır bir heyecan fırtınası estiriyor ülkemizde...
Basketbolün İzmir'deki ana merkeziyse, İzmir'de düzenlenen Üniversite Oyunları'na kadar Alsancak Spor Salonu'ydu.
Yaşı 50'ye yaklaşan emektar salon, İzmir'in basketboldeki en önemli temsilcisi Karşıyaka'nın ve daha birçok takımın maçlarına tanıklık etti.
Özel bir salondur yani...
***
Önceki gün işim düştü, önünden geçtim nice anıları barındıran bu spor salonunun...
Hummalı bir çalışma var, önce onu söyleyeyim...
Zira Universiade'ta hizmete giren Halkapınar ve Karşıyaka Spor Salonları'ndan sonra, yalnızları oynayan Alsancak Spor Salonu'na, voleybol federasyonu sahiplendi.
***
Bir süredir yükseliş ve ilgi terendi sürekli yükselen voleybole ev sahipliği yapan spor salonu yenileniyor; hem de baştan sonra...
Hem de voleybol sporuna uygun bir şekilde... Hatta salonun önündeki boş alan da plaj voleyboluna tahsis edilmişti hatırlarsanız...
O da yenileşmeden nasibini alıyor besbelli...
Görülen o ki, özellikle Arkas ve yine Karşıyaka kulüplerinin verdiği önemle yükselen voleybol, Alsancak'ta, benzersiz bir yuvaya kavuşmaya hazırlanıyor.
İzmir'in göbeğinde yeni bir heyecana hazır olun öyleyse..
İşini bilen avukat!
Ekranın en keyifli dizilerinden İzmir Çetesi'ne, Merve Sevi'den sonra yine bir ünlü isim katıldı; Cem Davran...
Hem tiyatrocu kimliğini hem de oyun gücünü takdir ettiğim bir isim Davran...
Ünlü oyuncu dizide, işini bilen bir avukat kimliğinde... Görünüşte güven vermeyen ancak çok iyi bildiği yasal boşluklarla, davalının aleyhine görülen davayı lehine çevirebilecek zeki bir avukat bu...
Bakın dikkatini çekerim, sahtekar değil zeki...
Sözün özü, Cem Davran, mimikleri ve karakter zenginliğiyle böylesi bir algı uyandırıyor izleyicinin gözünde...
Başka bir isim, bu kadar başarılı olur muydu, bilemem.
