Katip Çelebi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Koçyiğit Miraç Kandili'ne özel yazı kaleme aldı.
Mekke'de Daralan Dünya: Eziyet, Yalnızlık ve Hüzün Yılı İsra ve Miraç hadisesi, İslam tarihinin en zor ve en kırılgan dönemlerinden birinde vuku bulmuştur. Mekke'de tevhid çağrısının yükselmesi, mevcut düzeni tehdit etmiş; çıkarları sarsılan müşrik elit, baskıyı giderek artırmıştır.

BEŞERİYETTEN ÇIKIŞ
Müslümanlar ekonomik ambargoya maruz kalmış, sosyal hayattan dışlanmış, açlık ve yoksullukla sınanmıştır. İnananlar için Mekke, bir şehir olmaktan çıkmış; adeta nefes almayı zorlaştıran bir kuşatma alanına dönüşmüştür. Bu ağır tabloya Hz. Peygamber'in (sav) şahsî
acıları da eklenmiştir. Onu koruyan amcası Ebû Tâlib'in ve en büyük destekçisi, hayat arkadaşı Hz. Hatice'nin vefatı, Resûlullah'ı derin bir yalnızlıkla baş başa bırakmıştır. Bu yüzden bu yıl, İslam tarihine "Hüzün Yılı" olarak geçmiştir. Taif'te taşlanan, Mekke'de horlanan Peygamber için yeryüzü daralmış; beşerî dayanaklar bir bir tükenmiştir. Beşerî Çıkmazdan İlahi Ufka: İsrâ ve Miraç'ın Müjde Oluşu Tam da bu noktada, insanî imkânların tükendiği yerde ilahî bir kapı aralanmıştır. İsra ve Miraç, sadece olağanüstü bir mucize değil; aynı zamanda ilahî bir teselli, bir ikram ve bir müjdedir.
'HER İBADET BİR MİRAÇ'
Miraç'tan yeryüzüne indirilen ahlâk manifestosu İsrâ Sûresi'nin 22-37. ayetlerinde yer alan ilkeler, adeta Miraç'ın yeryüzüne tercümesidir. Tevhid, annebabaya iyilik, sosyal adalet, ölçü ve denge, canın dokunulmazlığı, emanete riayet ve kibirden sakınma bu ahlâkî çerçevenin temelini oluşturur. Sonuç: Her Samimi İbadet ve Her İyilik Bir Miraçtır Huşû ve hudû ile Allah için yapılan her ibadet bir miraçtır. Aynı şekilde bir yetimin başını okşamak, bir yoksulun yükünü hafifletmek, adaleti ayakta tutmak ve bir kalbe dokunmak da birer miraçtır.

