KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER...
İnsanın şikâyet edebilmesi için önce haklı olması gerekir; alacaklı olması gerekir. Oysa biz, yaratılmış bir varlığız. Allah'ın bize karşı herhangi bir borcu yoktur. Bize verilmiş bir vaadin, tutulmamış bir sözün muhatabı da değiliz. Buna rağmen hayatımızdan sürekli şikâyet etmek; eksiklere takılıp nimetleri görmezden gelmek, sadece olumsuz düşünmek ve konuşmak insanı yüzsüzlüğe sürükler. Oysa her hâlükârda biz kazançlıyız. Yokluktan varlığa çıkarılmak bir nimettir. Varlıktan canlılar âlemine alınmak bir nimettir. Canlılar âleminden akıl ve şuur sahibi insan olmaya yükselmek bir nimettir. İnsan olarak iman ve hidayetle müşerref olmak ise nimetlerin en büyüğüdür. Omuzlarımıza böyle bir lütuf rütbesi takılmışken, neye itiraz ediyoruz? Neden şikâyetçiyiz? Bizim vazifemiz şikâyet etmek değil, hamd etmektir.

Bizim vazifemiz kul olabilmek, Allah'ın rızasını kazanabilmek ve sırât-ı müstakimde (dosdoğru yol) ayaklarımız kaymadan son nefesimizi verebilmektir. Bu dünyadan, ardımızda güzel bir mühür ve temiz bir imza bırakarak gitmektir. Hiç kimse diyemez ki: "Ben Allah'tan alacaklıyım." Veren yalnızca Allah'tır; şükretmesi gereken ise insandır. Sinek de payını almıştır, balina da. Yıldızlar da almıştır, ağaçlar da. İnsan da almıştır. Allah, her varlığa bol bol vermiştir. Şuursuz insanlar hariç, bütün mevcudat aldıklarının karşılığında şükür hâlindedir. Ispanak yeşilliğiyle şükreder. Domates rengiyle ve lezzetiyle şükreder. Her varlık, kendisine verilen vazifeyi yerine getirerek şükür hâlini yaşar. Eğer biz de bir domates kadar şükredemezsek, işte o zaman çok ayıp etmiş oluruz. Bunca nimetin içinde hâlâ şikâyet ediyorsak, eksik olan hayatımız mı; yoksa şükrüm mü? Son söz: Allah'ım, Bize verdiklerini unutanlardan değil, fark edenlerden eyle. Kalbimize şükür, dilimize hamd, ömrümüze rızanı nasip et. Son nefesimizi şikâyetle değil, razı bir kalple al. Âmin.

