Prof. Dr. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
MODERN çağın en büyük çıkmazı, hızı bir marifet sanmasıdır. Neredeyse her şeyin bu kadar tatsız yaşandığı, tüketildiği ve eskitildiği bir dünyada insan, en çok kendi ruhunu ihmal ediyor. Gürültülü şehirlerin, parıltılı ekranların ve bitmek bilmeyen telaşının ortasında, kalbimizin o sessiz çığlığını neredeyse duyamaz hale geldik. Oysa ruh, en az beden kadar hatta ondan daha çok özene, bakıma, sükûnete ve arınmaya muhtaçtır. İşte Ramazan ayı, tam da bu kaosun ortasında adeta gökten inen bir müjde, ruhun "ayarlarına geri dönmesi" için sunulmuş ilahi bir fırsattır. Bu mübarek ayın kalbi ise kuşkusuz tek bir kelimede saklıdır: Tövbe.

BİN MÜJDEYE GECE
Ramazan, "On bir ayın sultanı" sıfatını, sadece oruç ibadetinden değil, beraberinde getirdiği devasa rahmet ve merhamet ikliminden alır. Bu ay, insanın kendi iç dünyasına yaptığı en dürüst yolculuğun adıdır. Açlık ve susuzluk burada sadece mideyi terbiye eden bir araçtır; asıl amaç, ruhun doymak bilmez iştahını, yani nefsi dizginlemektir. Peygamber Efendimiz (sav), bu ayın kıymetini idrak etmemiz için bizlere çarpıcı bir uyarıda bulunur: "Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettirmeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürtülsün!" (Tirmizi, Daavat, 100). Bu hadis, literal açıdan ilk bakışta bize biraz sert gelebilir; ancak aslında büyük bir fırsatın kaçırılmaması adına yapılmış şefkat dolu bir ikazdır. Çünkü Ramazan, günahların silinmesi için adeta bir "temizlik sağanağı" gibidir. Bu sağanaktan ıslanmadan çıkmak, susuz bir çöl yolcusunun nehrin kıyısına varıp da bir yudum su içmemesi gibidir.

TÖVBE: ÜMİTSİZLİĞİN PANZEHİRİ
Çoğu zaman yaptığımız hataların ağırlığı altında eziliriz. "Ben çok günah işledim, artık dönüşüm olmaz" diyerek kendimizi karanlığa mahkûm ederiz. Oysa tövbe, tam da bu karanlığı delip geçen bir ışıktır. İslam inancında tövbe, bir son değil, yepyeni bir başlangıçtır. Allah Teâlâ, kullarının kendisine dönmesi için kapıyı her daim açık tutar. Kur'an-ı Kerim'in en yüreklendirici ayetlerinden biri olan Zümer Suresi 53. ayet, bu ilahi daveti şöyle seslendirir: "De ki: 'Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'" Anlaşılacağı üzere bu ayet, bir "genel af fermanı" niteliğindedir. Ramazan ise bu fermanın mühürlendiği, duaların reddedilmediği özel bir zaman dilimidir. İnsan, sahurun o seher vaktinde ya da iftarın o vuslat anında samimi bir pişmanlıkla "Ya Rabbi, bildiğim ve bilmediğim tüm hatalarımdan Sana sığındım," dediğinde, gökyüzü bu sessiz yakarışa kayıtsız kalmaz. Ramazan'da sadece mideye değil, tüm azalarımıza oruç tutturduğumuzda tövbe gerçek manasına ulaşır. Dilin tövbesi; gıybeti, yalanı ve kalbi kıran sözü terk etmektir. Gözün tövbesi; harama bakmaktan yüz çevirmektir. Kalbin tövbesi ise kin, haset ve kibir gibi manevi hastalıklardan arınmaktır. Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur: "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhari, İman, 28). Bu hadis-i şerif bizlere, orucun sıradan bir ritüel değil, bir iman ve samimiyet meselesi olduğunu hatırlatır. Tövbe de tıpkı oruç gibi aslında bir samimiyet sınavıdır. Yanlışlarımızdan pişmanlık duymak, o hatadan el çekmek ve bir daha kesinlikle dönmemeye azmetmek... İşte bu üç adım, insanı "hiç günah işlememiş gibi" tertemiz kılar.

KUL HAKKI VE HELALLEŞME DURAĞI
Tövbenin Ramazan'da tamamlanması gereken bir diğer ayağı da sosyal boyuttur. Allah, kendi hakkındaki günahları affedeceğini müjdelerken, kulları arasındaki hukukta "helalleşmeyi" şart koşmuştur. Bu ay, kırgınlıkların son bulması, küslerin barışması ve üzerimizdeki kul haklarının iade edilmesi için en elverişli zamandır. Bir annenin gönlünü almak, bir yetimin başını okşamak, haksızlık ettiğimiz bir arkadaşımızdan özür dilemek; işte bunlar tövbeyi ete kemiğe büründüren eylemlerdir. Unutmayalım ki, Ramazan'ın bereketi paylaştıkça, affı ise affettikçe çoğalır. Biz başkalarına
merhamet edelim ki, Göklerin Sahibi de bize merhamet etsin.

TAM ŞU ANDA YENİDEN BAŞLA
Ramazan ayı bir "arınma iklimi" ise, bayram bu iklimin mezuniyetidir. Bayram sabahına "günahlarından arınmış bir çocuk saflığıyla" uyanmak, bir mümin için yeryüzündeki en büyük ödüldür. Ancak bu ödüle ulaşmak için, Ramazan'ın her anını tövbe bilinciyle geçirmek gerekir. Sahurdaki sessizliği kendinle yüzleşmek için kullan. İftardaki ilk yudum suyu, ruhunun susuzluğunu giderecek bir mağfiret nişanesi olarak gör. Teravihteki her secdeyi, kibrinden kurtulup toprağa yaklaştığın bir tevazu adımı yap. Tövbe etmek için mükemmel olmayı hiç bekleme; çünkü tövbe, mükemmel olmayan fânilerin, âcizlerin sığınağıdır. Hatalarımız ne kadar büyük olursa olsun, Allah'ın rahmetinin ondan daha büyük olduğunu asla unutma. Bu Ramazan, sadece sofralarımızı değil, niyetlerimizi de sadeleştirelim. Eski defterleri, üzerindeki tozlarla birlikte ilahi rahmetin deryasına bırakalım. Çünkü kapı çalınmadan açılmaz, kalp yanmadan nurlanmaz, insan tövbe etmeden kendini bulamaz. Haydi, bu mübarek günlerde bir seccade genişliğinde de olsa kendimize bir sığınak kuralım ve o meşhur duayı sürekli dilimize pelesenk edelim: "Allah'ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet." (Tirmizi, Deavat, 84) Dünyada mazlumların kurtuluşa erdiği, barışın insanlığa tamamen hakim olduğu gerçek bayramlara ulaşmak dileğiyle...