Özenle seçerek sofralarımızda yer verdiğimiz porselenler göze en çok hitap eden objeler arasında. Keşfedildiği andan itibaren günümüze kadar oldukça geniş bir kullanım alanında yer bulunan porselen ilk günkü gibi değerini korumaya devam ediyor. Yüzyıllar önce bir avuç toprak, ateşle harmanlanıp tüm dünyada insanlığın hayranlığını kazanacak bir eşyaya dönüştü. Saydam görünümlü, ışığı incelikle yansıtan bu malzemenin adı, önceleri doğduğu yerin adı ile anıldı "China". Porselen, Doğu'dan Batı'ya uzanan kervan yollarıyla taşındı. Yolda ipekler, baharatlar vardı ama en kıymetlilerden biri hep porselendi. Avrupa'ya ulaştığında, bir anda sıradan bir eşya olmaktan çıktı, saray sofralarının en gözde parçasına dönüştü. Ve kıtanın farklı köşelerinde yeniden yorumlandı.

İLK MARCO POLO GETİRDİ
Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan kalıntılar, porselenin MÖ 4000 yıllarına kadar uzandığını ve bu zarif eşyanın Çin'de yapılmaya başladığını göstermektedir. Bugün aşina olduğumuz teknik ve este- tik açıdan gelişmiş porselenler ise Çin'de MS 7. yüzyılda yapılmaya başlanmış. Zaman içinde daha da geliştirilerek saraylarda imparatorlara layık bir ürün haline getirilmiş. Avrupa'yı porselenle tanıştıran kişi, 13. yüzyılda Çin'i baştanbaşa gezen kâşif Marco Polo olmuş ve bunu Venedik'e dönerken yanında götürdüğü porselenlerle yapmış. 17. yüzyıla gelindiğinde Avrupa saraylarına deniz yoluyla Çin porselenleri taşınmaya başlanmış. Zaten kısa bir süre sonra Avrupa'da da üretime geçilmiş ve böylece dünya porselen devlerinin temelleri atılmış.

FARKLI BOYUTLARA ULAŞTI
İngiltere, 17. yüzyılda porseleni daha dayanıklı kılmak için formüle kemik tozu kattı. Bu yeni forma Bone China denildi. Fransa'nın Limoges'u ve Almanya'nın Bavyera'sı ise yüksek kalite ve estetiğin sembolü oldu. İnce işçilikleriyle ün kazandılar. Böylece porselen, doğduğu topraklardan çok uzaklarda, her ülkenin elinde farklı bir zarafet dili kazandı. Aslında porselen, killi topraktan üretilen seramik grubunun bir öğesi fakat bu öğe seramiğin en mükemmel formuna karşılık geliyor. Ham maddesi tamamen doğal kaynaklar olan kaolin yani Çin kili, kuvars ve feldispat. Porselenin sahip olduğu beyaz rengi vermek için de herhangi bir boya kullanılmıyor.

OSMANLI'DA PORSELEN
Osmanlı'ya baktığımızda ise 1800'lerin ortalarında porselene olan ilgi artınca dağınık halde çalışan ustaların Beykoz'un İncirli köyünde bir araya getirildiğini ve burada üretim yapan küçük ölçekli bir fabrika kurulduğunu görüyoruz. II. Abdülhamit döneminde ise Yıldız Sarayı'nın bahçesinde dekoratif ürünlerden sofra takımlarına eşsiz güzellikte eşyalar üreten Çini Fabrika-i Hümayunu kurulmuş. Öte yandan Osmanlıda porselen her alanda kullanarak eşsiz eserler ortaya çıkartmış. Özellikle mimaride büyük ustaların süsleme alanında yaptıkları çalışmaları cami ve saraylarda çok değerli bir boyuta ulaşmıştır. Saray koleksiyonlarında ise üretimin yanı sıra özellikle 18. yüzyıldan itibaren İpek Yolu ve deniz ticareti üzerinden gelen Çin, Japon ve Avrupa porselenleri yoğun olarak kullanılmış ve biriktirilmiştir. Günümüzde bu tarihi porselenler Topkapı sarayı ve Dolmabahçe'de sergilenmektedir. Porseleni dekore etmek için kullanılan teknikler de yüzyıllar içinde gelişerek mükemmel seviyesine ulaşmış. Örneğin sır üstü dekorasyon 1. yüzyılda Çin'de kullanılırken sır altı dekorasyon ilk kez 12. yüzyılda İran'da uygulanmış. Varolduğu günlerde beyaz inci diye anılıyor iken günümüzde de mücevher gibi değer ve ilgi gören porselenin yolculuğu neredeyse bütün dünyayı içine aldı.

MİLYON DOLAR DEĞERİNDE
Öyle porselenler de var ki bugün değerleri milyon dolarla ölçülüyor. Örneğin dünyanın en pahalı porselenlerinden biri Qing Hanedanı Porseleni ve değeri 84 milyon dolar. Aynı şekilde Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki en değerli koleksiyonları da porselenler oluşturmakta. Bunların çoğu yakut, zümrüt ve yarı değerli taşlarla, altın ve gümüş tellerle süslenmiş bakmaya doyamayacağınız güzellikte porselenler. Porselen hamuru 1400 °C sıcaklıkta pişirilerek pekiştiriliyor ve bu da porselen ürünlerin daha çok tercih edilmesini sağlıyor. Çünkü pekişmiş yapısı mikrop barındırmazken koku ve tat sindirmiyor, yani oldukça sağlıklı. Ayrıca ısı saklayabilme özelliğine sahip olması servis sırasında yemeğin sıcaklığını da koruyabilmesini sağlıyor. Kullanımı özen isteyen bu narin malzemeyi fırın ve mikrodalgada ısıtabileceğinizi ama ateşle direkt temas ettirmemeniz gerektiğini asla aklınızdan çıkarmayın. Bulaşık makinesinde 60 derecenin altında programda yıkamalı, mutlaka kireç önleyici deterjan kullanarak kireç tabakası oluşmasını engellemelisiniz.

