Beslenme ve diyet uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Bir tabak salatada, kahvaltıda ekmeğin ucunda, tencerenin başında...
Peki zeytinyağını bu kadar özel yapan ne? İşin sırrı yalnızca içerdiği yağda değil, damlanın içindeki küçük ama dikkat çekici bileşiklerde olabilir.
Peki, zeytinyağı gerçekten daha uzun yaşamamızı sağlayabilir mi? Yoksa Akdeniz mutfağının bu ünlü üyesine biraz fazla mı anlam yüklüyoruz?
Gelin, işin iç yüzüne bakalım.
Zeytinyağı tüketenler daha mı uzun yaşıyor? 2024 yılında yayımlanan geniş kapsamlı bir çalışmada, zeytinyağı tüketimi daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Araştırmacılar, zeytinyağı tüketiminin daha yüksek olduğu gruplarda tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin yaklaşık yüzde kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin ise yaklaşık yüzde 23 daha düşük olduğunu bildirdi. İÇİNDE NELER VAR?
Zeytinyağının temel bileşenlerinden biri oleik asit. Bu, tekli doymamış bir yağ asidi. Özellikle doymuş yağların yerine kullanıldığında kan yağlarının daha sağlıklı bir düzene gelmesine katkıda bulunabilir. Fakat sızma zeytinyağını ilginç kılan yalnızca yağ asitleri değil. İçinde az miktarlarda bulunan, fakat biyolojik etkileri nedeniyle bilim dünyasının ilgisini çeken polifenoller de var. Hidroksitirozol, oleuropein türevleri ve oleokantal bunlardan bazıları.
Bu isimler kulağa biraz laboratuvar terimi gibi gelebilir. Aslında araştırmacıların merak ettiği soru oldukça basit:
Bu bileşikler, vücudumuzun yıllar içinde karşılaştığı hücresel yıpranmayla nasıl bir ilişki içinde? Hücrelerimiz yaşlanırken zeytinyağı ne yapabilir? Hücrelerimiz enerji üretirken çeşitli yan ürünler oluşturur.
Vücudumuz bunlarla baş edebilecek savunma sistemlerine sahiptir. Ancak oksidatif stres ve kronik inflamasyon gibi süreçler uzun vadede hücresel işlevlerin bozulmasıyla ilişkili olabilir.
İşte zeytinyağındaki bazı fenolik bileşikler tam bu noktada araştırılıyor.
Laboratuvar ve hayvan çalışmalarında hidroksitirozol ve oleuropein gibi bileşiklerle oksidatif stres, inflamasyon ve hücresel enerji üretimiyle ilişkili bazı göstergelerde olumlu sonuçlar bildirilmiş durumda. Mitokondrileri düşünün. Bunlar hücrelerimizin enerji üretim merkezleri. Yaşlanmayla birlikte mitokondri işlevlerinde meydana gelen bozulmalar, çeşitli kronik hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Zeytinyağı fenolikleri üzerine yapılan araştırmalarda da mitokondrilerin işleyişini destekleyebilecek mekanizmalar inceleniyor.
Peki ya oleokantal? Boğazı yakan o his boşuna değil! İyi bir sızma zeytinyağını tattığınızda boğazınızda hafif bir yanma hissedebilirsiniz. Hatta öksürtecek kadar belirgin olabilir. Bu özellik, oleokantal adı verilen fenolik bileşikle ilişkilidir. Oleokantal, inflamasyonla ilişkili bazı biyolojik yollar üzerindeki etkileri nedeniyle araştırılıyor. Laboratuvar çalışmalarında bazı inflamasyon mekanizmalarını baskılayabildiği gösterilmiş durumda. Her zeytinyağı aynı mı? Burada önemli bir ayrıntı var:
Sızma zeytinyağı yalnızca yağ asitlerinden oluşmuyor; üretim ve işleme koşullarına bağlı olarak çeşitli fenolik bileşikleri de koruyabiliyor.
ZENGİN BESLENME
Zeytinin çeşidi, olgunluğu, hasat zamanı, üretim yöntemi ve saklama koşulları bu bileşiklerin miktarını etkileyebiliyor.
Işık, sıcaklık ve oksijenle uzun süre temas da yağın kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle zeytinyağını ışık almayan, serin bir yerde ve kapağı kapalı şekilde saklamak önemli. Ayrıca yalnızca koyu renkli şişe, acılık veya yüksek fiyat gibi tek bir özelliğe bakarak yağın bütün kalitesini anlayamayız.
Uzun yaşamın sırrı tek bir şişede mi?
Keşke öyle olsaydı! Bir şişe zeytinyağı alıp bütün yaşlanma sürecini kontrol edebilseydik. Ancak uzun ve sağlıklı yaşam; beslenme düzeni, fiziksel aktivite, uyku, genetik özellikler, çevre ve sağlık hizmetlerine erişim gibi birçok etkenin ortak sonucu. Zeytinyağı, özellikle sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve kuruyemişlerden zengin Akdeniz tipi bir beslenme düzeninin parçası olduğunda değerli bir seçenek olabilir.

