KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI...
İnternette kısa bir videoya denk geldim. Yeni yürümeye başlamış, erkek bir çocuk... Biraz geride annesiyle babası yan yana duruyor. Annesinin elinde telefon, çocuğun videosunu çekiyor. Çocuk yürüdü, geldi ve bir canlı heykelin önünde durdu. Cansız gibi duran o sokak sanatçısının elleri masanın üzerine iki yana açılmış, öylece hareketsiz duruyordu. Çocuk, önce ellerini heykelin ellerinin üzerine koydu. O kadar küçük ki yürürken altındaki bezi bile belli oluyor. Çocuk ellerini koyduktan sonra yavaş yavaş yaklaştı. Biraz da zorlanarak canlı heykelin dudaklarından öpüverdi. Tabii o sırada çocuk öperken heykel de hafifçe dudaklarıyla karşılık verdi. Çocuk, onun canlı olduğunu hissedince önce şaşırdı, utandı ve ellerini yüzüne kapattı. Sonra ellerini yüzünden ayırdığında, heykelin kendisine gülümsemeye devam ettiğini görünce o da neşeyle gülmeye başladı.

MAHCUP OLMAK
Hayâ duygusu, küçük çocuklarda henüz fıtrî saflığını koruduğu için kendisini daha belirgin gösterebilir. Bu sebeple çocuklar, mahcup oldukları anlarda utanma duygularını davranışlarıyla hemen belli ederler. Bu video bana çok derin bir ilham verdi. Bir insanın hâlâ utanma duygusu varsa, kalbi ölmemişse yaptığı bir hatadan veya kusurdan dolayı mahcup olur. Karşı tarafın o mahcubiyeti anlayıp tebessüm etmesi ise adeta bir af niteliği taşır ve insanı büyük bir sevince gark eder. İnsan bazen affetmeyebilir. Fakat Allah'ın rahmeti sonsuzdur. Samimi bir tövbeyle kendisine yönelen kulunu affetmeye muktedirdir. Elbette insanın affetmesiyle Rabbimizin affı aynı değildir. Burada asıl üzerinde durmamız gereken, Kur'an'ın müjdelediği rahmet kapısıdır. Çünkü kalpte utanma varsa o utanma pişmanlık getirir, pişmanlık tövbe getirir, tövbe de Rabbimizin sonsuz affına ve rahmetine kapı aralar. İnsan hatasını fark etmeli, mahcubiyetinden kaçmamalı ve Allah'ın rahmetinden asla ümit kesmemelidir.
KALBİN DİRİLİŞİ
Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor: Kul yâ ibâdiyellezîne esrafû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâh. "De ki: Ey kendilerinin aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." (Zümer, 53) Demek ki insanın mahcubiyeti, samimi bir pişmanlığa; pişmanlığı da tövbeye dönüşüyorsa henüz kaybedilmiş bir şey yoktur. Belki de insanın yeniden başlaması için en güzel fırsat, tam da mahcup olduğu andır. Hayâ, kalbin ölmediğinin; tövbe ise o kalbin yeniden dirilişe yöneldiğinin işaretidir.

