Her şey 19 Ekim'de atılan tek bir paylaşımla başladı. Çinli bir kullanıcı, Türk bayrağının yanına paraşütlü Sünger Bob'un karakteri Patrick Yıldız görseli koyup şu soruyu sordu: 'Türk bayrağının bu şekilde tasarlandığı söyleniyor, doğru mu?' Ardından yanıt gecikmedi. Türk kullanıcılar, Çin Seddi'nin Türklerden korkulduğu için yapıldığını söyleyen esprilerle karşılık verdi. Çinli hesaplar ise Türkiye'nin Çin Seddi'ne olan uzaklığını hatırlatarak cevap yetiştirdi. Tartışma kısa sürede bayrak göndermelerinden film puanlarına, harita konumlarına, tarihi olaylara ve popüler kültür referanslarına kadar uzandı.

ÇİN SEDDİ TARTIŞMALARI
Tartışmanın en çok konuşulan başlığı ise Çin Seddi oldu. Türk sosyal medya kullanıcıları, tarihî yapıyı Çinlilerin Türk akınlarından duyduğu korkunun somut kanıtı şeklinde mizahi bir dille yorumladı. Kullanıcılara göre korkusuz Türkler, Çinlilere bu duvarı inşa ettirmişti ve bu, uluslararası alanda kazanılmış tarihî bir başarıydı. Buna karşılık bazı Çinli kullanıcılar ise Türklerin kendi tarihini uydurduğunu öne sürerek tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı. Türk hesaplar ise bu iddiaya anında yanıt verdi.
DOĞU TÜRKİSTAN'A UZANDI
Bayrak tartışması kısa sürede asıl meseleye bağlandı. Bazı Çinli kullanıcılar, Türk bayrağına yönelik paylaşımların ardından Doğu Türkistan topraklarının kendilerine ait olduğunu iddia etti ve Türklerin bu konuya karışmaması gerektiğini ileri sürdü. Türk kullanıcılar ise bölgenin adının Xinjiang olarak anılmasını, adın taşıdığı yeni kazanılmış topraklar anlamı üzerinden eleştirdi ve bölgenin gerçek sahiplerinin Uygur Türkleri olduğunu savundu. Türk hesapları, tartışmayı insan hakları boyutuna taşıdı. Paylaşımlarda Uygurların toplama kamplarında fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı iddiaları gündeme getirildi. Bazı Çinli kullanıcıların ise Türkleri ve Türk dünyası topraklarını hedef alan ağır ifadeler kullandığı belirtildi. Sincan ve Doğu Türkistan meselesi, tarafların tamamen zıt çerçevelere oturttuğu bir konu oldu. Türkiye tarafında, 1952'den bu yana birçok Uygur için ikinci vatan işlevi gören bir ülke ve özellikle muhafazakâr kesimlerde her zaman duyarlı bir kamuoyu var. Uygur diasporasının örgütlenme çabaları da ilk kez Türkiye'de başladı. Çin tarafında ise aynı mesele iç güvenlik ve ayrılıkçılıkla mücadele olarak okunuyor. Pekin'in Türkiye'ye yönelik politikasının ana hedefleri arasında Sincan'ın güvenliği, doğal kaynaklara erişim, Kuşak ve Yol Girişimi'nin güvenliği ile ekonomik ve teknolojik yatırımlar yer alıyor.

BİRİNCİ TWITTER SAVAŞI
Tartışmanın en dikkat çekici yanı, kullanıcıların olayı bir savaş olarak anlatması oldu. Paylaşımlara göre I. Twitter savaşının en büyük cephesi Türkler ile Çinliler arasında yaşanıyor. Buradaki ittifaklar elbette gerçek bir ittifak değil. Tamamen kullanıcıların kendi aralarında kurduğu, espriyle karışık bir oyun. Ama oyunun dili boşuna seçilmiş değil. Siyaset bilimi literatürü, güçlü kolektif kimliklere sahip toplulukların siyasi söylem için verimli bir zemin oluşturduğunu gösteriyor. Aynı mekanizma, bir uluslararası tartışmaya apayrı bir ülkenin iç meselesini taşıyabiliyor.

ETİKET SAVAŞLARI BÜYÜYOR
X'te yaşanan bu tür karşılaşmaların akademik bir adı var, hashtag savaşı (etiket savaşı). Araştırmalar, karşıt grupların kendi anlatılarını görünür kılmak ve gündem yapmak için etiketler üzerinden rekabet ettiğini ve bu süreçte kullanıcıların kendilerini bir taraf seçmeye ve görüşünü açıklamaya zorlanmış hissettiğini ortaya koyuyor. Bu tür mobilizasyonun hızı şaşırtıcı olabiliyor. Hindistan'da 2015'te bir etiketin ateşlediği tartışmada iki gün içinde 80 binden fazla tweet atılmış, etiket kısa süreliğine hem ülke hem dünya gündemine girmişti. Hindistan ile Pakistan arasındaki 2025 savaşı üzerine yapılan bir analizde ise X'te savaşla ilgili içerikler taranmış ve önemli oranda nefret içerikli paylaşım tespit edilmiş. Araştırmacılar sosyal medyanın devletler arası nefreti körükleyen, yüksek voltajlı bir dijital savaş alanına dönüştüğü sonucuna varmış. Bunun neden bu kadar kolay tutuştuğunu anlamak için Türkiye'deki sosyal medya ortamına bakmak gerekiyor. Geleneksel medyada eleştirel sesler yeterince yer bulamadığı için sosyal medya, insanların görüşlerini dile getirdiği temel alan hâline geldi. Ancak araştırmalar, bu alanın aynı zamanda aşağıdan yukarıya işleyen bir milliyetçiliği ve biz ile onlar üzerinden kurulan bir vatandaşlık anlayışını güçlendirdiğini gösteriyor. Anonimliğin ve geniş erişimin sağladığı olanaklar, nefret söyleminin denetimsizce dolaşıma girmesine ve kimlik temelli ayrıştırmanın normalleşmesine imkân tanıyor.
ÇİN TARAFINDAKİ DURUM
Çinli kullanıcıların bu tartışmadaki varlığını okumak için de elimizde veri var. Araştırmalar, Çin'de milliyetçi tartışmaların sosyal medyada yoğunlaştığını ve bu milliyetçiliğin hem yukarıdan (elit söylemi) hem aşağıdan (kendiliğinden vatanseverlik) beslendiğini gösteriyor. Resmi söylem ile halkın milliyetçi duyguları arasındaki ilişki, devletlerin dış politika tercihlerini etkileyebilecek kadar önemli görülüyor. 'Wolf warrior' (kurt savaşçı) olarak bilinen iddialı diplomasi üslubu üzerine bir çalışma, Çinli diplomatların bu üslubu Batı'nın saldırılarına karşı bir karşı saldırı olarak savunduğunu, ancak bunu Çin dış politikasının alameti olarak kabul etmediğini buluyor. Aynı çalışma, Çinli dijital kamunun tek tip bir milliyetçi blok olmadığını, bazı kullanıcıların ana akım milliyetçi duygudan ayrıldığını ve diplomatik iddialılığı sorguladığını gösteriyor.

ANKARA İLE PEKİN ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ
SOSYAL medyadaki kavga, Türkiye ve Çin ilişkilerindeki hassas dengeden bağımsız değil. Bu denge daha önce de sınandı. 2019'da Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Türk tarafının Çin'in egemenlik, güvenlik ve birlik gibi temel çıkarlarına saygı göstermesini ve Doğu Türkistan terör güçleriyle mücadelede Çin'i desteklemesini umduğunu belirtmişti. Aynı dönemde Erdoğan'ın Çin ziyaretinde söylediklerinin Çin devlet medyasında farklı biçimde aktarılması da tartışma yaratmıştı.
ÇIN tarafı X platformunda da aktif. Büyükelçilikler ve diplomatlar Twitter'ı 2019'dan sonra ciddi biçimde kullanmaya başladı. Sincan'a yönelik eleştiriler karşısında Çinli diplomatlar cevap üretmeye çalışıyor. Ancak ton içeride ve dışarıda farklı. Resmî açıklamalar iç kamuoyuna sert bir duruş sergilerken, Twitter'da daha nötr ve ölçülü bir dil kullanılıyor. Türk kamuoyunun Çin'e bakışı da ölçülmüş durumda. 2012-2022 arasında yedi milyondan fazla sosyal medya gönderisini analiz eden bir araştırmaya göre, Türkçe gönderilerde Çin'e dair duygular ağırlıklı olarak olumsuz ve COVID-19 salgınıyla birlikte daha da sertleşmiş durumdaydı