Konuk Yazar Selahattin Gezer yazdı...
Pandemi günlerinde yüzümüzdeki maskeyi unutturan dostum, Bostanlı Vapurum idi. Zaten o zamanlar birbirimizle daha çok ünsiyet peyda etmiştik. Bostanlı Vapurumla çok hasbihal edip zihnen uzak mesafelere yolculuklar yapmıştık. Hayaller, engel tanımayan dalgalarla; düşünceler de o tatlı hayallerle kucaklaşıyordu. Bostanlı'dan kalkıp Alsancak'a giden vapura binmiş, sol tarafına oturmuştum. Vapurun etrafında, az da olsa birkaç ürkek martı süzülüyordu... Pencereden onların kanat çırpışlarını izlerken vapur hareket etti. Yol almaya başlayınca iki mavilik arasında derin düşüncelere daldım... Gök mavi, deniz mavi, hatıralar ise bir başka maviydi... Çoğu kez hatırlamanın ne büyük bir nimet olduğunu unutuyoruz. Oysa hatırlamak bir hasrettir; o hasreti tam anlamıyla giderecek olan ise ebedî âlemlerdir. Gözlerim Karşıyaka sahilinde kalırken düşüncelerim martıların kanadından sıyrılarak Erzurum'u kucakladı... İnsan, ilerleyen yaşlarında eskilere daha çok rağbet ediyor; çocukluğuna, eski dostlarına ve o eskimez tatlı hatıralarına... Belki de bu hatıraların böylesine canlanması, bir bayramı daha memleketten uzak geçirmekten ve salgın nedeniyle sevdiklerimizle kucaklaşamamaktan ileri geliyordu. Tokalaşmaya ve kucaklaşmaya hasret kalınacağı kimin aklına gelirdi ki?

'YOL ALMAYA BAŞLADIK'
Hatıralar derinleştikçe vapur hafifledi; hayalim vapuru tutup gökyüzüne çıkardı... Hatta kaldırmakla da yetinmedi; altına nehir genişliğinde bir deniz yerleştirdi ve o şekilde yüzerek Erzurum'a doğru yol almaya başladık... Vapur, dağ menzilli dalgalar üzerinde âdeta sörf yaparak ilerliyordu... Bağları, dağları, nehirleri, ovaları, tarlaları ve türkü fısıldayan vadileri geçiyor; dağdan dağa tek bir sarsıntı yaşamadan yol alıyorduk... "Kün feyekûn" denizinde kâinat bir gemi... Âlemler içinde Samanyolu Galaksisi bir gemi... Güneş sisteminde dünyamız bir gemi ve o geminin içinde bir vapurla Erzurum'a yol almak nedir ki?
'MUHTEŞEM BİR ÇAĞLAYAN'
İnsan vücudu da bir nehir; kan dolaşımıyla muhteşem bir çağlayan... O nehir içinde her bir zerresi Emr-i İlâhî ile hareket eden ayrı birer gemi... Allah'ın muhteşem kudretiyle her an vücudumuzda benzersiz faaliyetler gerçekleşiyor. Bu faaliyetlerin farkına varanlar ise muhteşem bir insan olup O'na muhteşem teşekkürler, yani şükürler sunuyor... Ve işte Erzurum üzerindeyiz... Vapur; çocukluğumun geçtiği Taşmescit Mahallesi'nin, rahmetli Fadime halamın oturduğu Balyoz Sokak'ın, kışın defalarca kayıp düştüğüm Leblebici Yokuşu'nun, ilkokul yıllarımda kuyumcuda çıraklık yaptığım Taşmağazalar'ın, Mehmet Kırkıncı Hocamdan ilmî dersler dinlediğim Kümbet Dershanesi'nin ve tüm hatıralarımın mekânı olan sokakların üzerinden geçip Abdurrahman Gazi'ye yöneldi... Palandöken'in kalbinde bir mücevher gibi saklı duran Abdurrahman Gazi, şehrine manevî bekçilik yapmaya devam ediyordu...
HATIRALAR İÇİNDEKİ İNSANLAR
Vapurdan Erzurum'u seyre dalmak ve o anıları yeniden yaşamak ne güzeldi... Yazın kızartma kokan Arnavut kaldırımlı sokaklarda koşturmak; ilk tutulan oruçta zaman geçsin diye Zekeriya dedemin postun kıllarını saydırması ve iftarda sürpriz yapıp elime pestil köme tutuşturması; top sesiyle yaşanan o tarif edilemez sevinçler; Mehmet Âkif'e benzeyen dedemin tatlı muhabbetlerini dinlemek; Şadırvanlı Sokak'tan mis gibi meyve kokan Mahallebaşı'na inmek... Hatıralar güzeldir ama hatıralar içindeki o güzel insanlar çok daha güzeldir. Hayalin pazıları kuvvetli olur; mesafeler de kütleler de onun yanında tüy gibi hafif kalır. Hele ki pandemi süreci, tam bir tefekkür ve hayali işletme dönemi olmuştu. Maskelerin arkasına çekilince bazı hakikatler tam olarak gün yüzüne çıktı... Kibirden devleşmiş insanları küçücük bir virüs kulağından tutarak ne kadar aciz ve fakir olduklarını yüzlerine haykırdı. Bu gerçekleri kavrayanlar, İlâhî Nizam Kurucusunun kanunlarına riayet etmeye koştu; anlamayanlar ise en basit önlemleri bile hiçe sayarak nefsanî tepinmelerine devam ettiler...
'HAYALİMDEKİ VAPUR'
İnsanlık ancak böyle zamanlarda hayal ve tefekkürü işleterek hakikatlere ulaşabilir, maddî ve manevî dertlerine çare bulabilir; böylece normal zamanlarda ihmal ettiği şükrünü de eda etmiş olur... Hayalimdeki vapur, Alsancak İskelesi'ne yaklaştığımızı bildiren anonsla yeniden denize indi. Gözlerim yine vapurun etrafındaki martılara takıldı... İzmir'in bu neşesiz, keyifsiz martılarını biraz İstanbul'a staja göndermek lazım. Hayat İstanbul'da nasıl hareketliyse martıları da öyle hareketli, gürültücü; üstelik biraz da tatlı ve ukala... Vapurdan indim ama asıl vapurumuz, saniyede 30 kilometre hızla tayin edilen yörüngesinde gezegen kardeşleriyle birlikte yolculuğuna devam ediyordu... Kim bilir, nasıl bir limanda ve nasıl bir sonuç için duracak? Rabbim hayırlı ve utandırmayacak bir nihayet nasip etsin.

