Genellikle değeri kaybedildikten sonra anlaşılan hiçbir şey aynı olamaz dedirten hayat virajlarımız! Bazen bir sınavdan geçtiğimizi düşündüren... Bazen kaygılı ve stresli, bazen görünmez, kestirilmesi zor, bazen bağıra bağıra değişime zorlayan. Ama her birimizin hayatını borçlu olduğu bir dönüm noktası mutlaka var... Bazen doğru olduğunu sadece hissettiğimiz bir seçenek. Bazen yanlış aldığımız hayatı kararlar.
Kendinizi dört duvar arasında sıkışmış hissettiğiniz birçok yol ayrımında sizler de kaldınız biliyorum. Seçenekleriniz konusunda fikrinizi bir ileri iki geri şeklinde değiştiriyor olduğunuz zamanlar oldu. Hayatınızın bu kritik dönüm noktasında, bundan sonra ne yapacağınıza, hangi kararı nasıl vereceğinize dair bir netliğe ihtiyaç duydunuz.
Benim yaşadıklarım da sizinkilerden farklı değildi. Böyle durumlarda bazen keşke birileri bana ne yapacağımı söylese diyorum , o zaman her şey daha kolay olurdu belki de, ya da ben öyle hissediyorum çünkü seçim paradoksu diye bir gerçek var. Seçim eylemimiz veya karar verme davranışımız bizi hep daha çok analiz etmeye ve bu iş uzadıkça da davranıştan uzaklaşmaya itiyor çünkü.
BIR ABLASI OLMALI
Felsefeci bir yazar olan Ruth Chang, zor bir seçimle karşı karşıya kaldığımızda, yalnızca seçenekler arasında seçim yapmadığımızı, olmak istediğimiz kendimizin bir versiyonuna kendimizi adadığımızı da öne sürüyor.
Örneğin bir erkek, lüksü karşılayabilecek türden bir insan olmak istiyorsa, bunu sağlayabilecek bir kariyer seçer. Bir kız, sporcu olmak istiyorsa, onu buna götüren bir yolu takip eder. Chang, zor seçimlerin artıları ve eksileri tartmakla ilgili olmadığını, yeni olasılıklar yaratmakla ilgili olduğunu savunuyor. Böyle düşününce, zor seçimler bizim gelecekteki bir versiyonumuzu oluşturmakta.
Bu yüzden zor bir seçimle karşı karşıya kaldığımızda, püf noktamız kim olmak istediğimiz ve seçimimizin sonucunun bizim ve kararlarımızdan etkilenenler için ne anlama geldiği olmalı. Bir kavşakta doğru kararı vermek bazen zor olabilir, bu yüzden süreçte bizlere rehberlik edecek adımlarla başlamak en güzeli bence. Mesela öncelikle kararları kendimiz için alabilmeliyiz. Çünkü bizden başka kimse neyin bizim için en iyi olduğuna dair doğru cevapları veremez. Başkalarının kendimizle hedeflerimiz arasında karar verici olmasına izin vermemeliyiz.
Bu hayat sadece bize ait . Onu yaşayan , sonuçlarına katlanıcak olan da sadece biziz. Sonrasında sezgilerimize güvenebilmek de önemli. Verdiğimiz kararın bizim için doğru karar olduğuna tüm kalbimizle inanmalıyız. Bu şekilde işler kolaylasıcak! Bu aşamada bir de oluruna bırakabilme konusu var çoğumuzun takılıp ilerleyemediği...
Hatalar konusunda endişelenmemek gerek çünkü onlar da hayatın bir parçası! Ayrıca , basitçe yüksek sesle konuşmak kararsızlığı ve iç çatışmayı hafifletmeye yardımcı olmakta. Doğru hissediyorsanız, düşüncelerinizi netleştirir bu durum. Benim bu tür durumlarda ilk işim bana yakın olan birini aramak ve yüksek sesle seçeneklerimi önüme sermektir.
Sonrasında iyi hissettiğim tarafa yönelirim ve kararım kendiliğinden netlik kazanır. Bu durumlarda genellikle ablamı seçerim. İyi bir dinleyicidir ve benim için bir ayna görevi görür. Herkesin bir ablası olmalı. Hatta iki üç dört. Kardeşler bu işe yarar bence.
ARTI VE EKSİLER
Eğer çok sıkışırsanız, basit bir artılar-eksiler listesi hazırlayın.
Ancak hatırlamanız gereken önemli konu bunları yazarak not almanız gerektiği. Artıları ve eksileri zihinsel olarak tartmak, kararsızlığı daha da artırır çünkü.
Ve kararınızı verdikten sonra da artık kendinizi sorgulamaktan kaçının. Sadece seçiminizi benimseyin ve ilerleyin. İyi de olsa kötü de olsa karar sadece size ait, bunu düşünün olur mu...Ve unutmayın, nadiren mükemmel bir seçim vardır ve her karar kendi riskleri ve ödülleriyle birlikte gelir.
Verdiğimiz kararla belki uçağı son anda kaçırıp , aynı anda bulduğumuz diğer uçuşa koşarak yetişicez, devamında ciddi bir kazaya maruz kalıcaz. Hiç alışık olmadığımız yeni bir hayata merhaba diycez sonrasında. Ya da, pardon ...sanırım yanlış koltuğa oturmuşsunuz dediğimiz birinin, birden gözlerinin içine bakıp,aşık olarak devam edicez belki de bu hikayeye. İşte tam da bu yüzden, bazen aydınlık bir yolun huzurlu, düz patikasında ilerlerken, aniden gördüğümüz çıkmaz sokak tabelasına da dönüşebilir bu durum. Yüzümüze çarpan, sert bir tokat misali... Yolun sonunda farkederiz çıkış olmadığını! Bir tuzağın içinde, alternatifsiz sıkışıp kalmış, çıkış işaretini görmemişizdir.
Aslında bu, kaçırılan bir dönüm noktasının işaretidir hayatımızda. Ve yine aslında cevabı çok açıktır. Görünen tek bir yol vardır yine bizi kurtarıcak olan. O da geldiğimiz yol. Çizgiyi tekrar geçmek, aynı basamakları takip ederek geriye gitmek ve hiç ummadığımız için kaçırdığımız dönüş noktasını yeniden görmeye çalışmak. Ve tabiki de bu dönüm noktasının yüzümüze baktığını görecek cesarete sahip olmalıyız:
Değişim korkutucudur, o kadar ki birçok insan hayatlarındaki potansiyel dönüm noktalarını görmezden gelir. Yeni fırsatlara kördürler, sadece odaklanmalarının istedikleri ödülleri getireceğini umarak sırtlarını duvara dayayarak devam ederler. Diğer fırsatlara daha derinlemesine bakmak için odaklanmış beynimizi arada devre dışı bırakabilmeliyiz. Bunu ayrıntılı düşününce; hayatımızdaki en önemli dönüm noktalarının genellikle değerli dersler veren önemli anlar olarak karşımıza çıktığını da farkederiz. Mesela;
Sağlık problemleri yaşıyor, hastalık veya yaralanmayla yüzleşmeyi, sağlığa karşı minnettarlık, zorluklara karşı dayanıklılığı ve öz bakımın önemini öğreniyoruz.
Sevdiğimiz birinin kaybını yaşıyor.
Yas tutmayı, hayatın kırılganlığını, ilişkileri beslemenin önemini ve iyileşme sürecini öğreniyoruz..
Önemli bir evlilik veya boşanma yaşıyor, bağlılığı, uzlaşmayı ve kişisel ve ailevi sorumlulukların karmaşıklıklarını öğreniyoruz.
Kariyer değişiklikleri veya İşten çıkarılma yaşıyor, uyum sağlamanın, ağ kurmanın ve tutkuların peşinden gitmenin önemini öğreniyoruz. İlişki değişiklikleri yaşıyor.
Arkadaşlıklarda, romantik ilişkilerde veya aile dinamiklerinde gezinmeyi, empati, iletişim ve sağlıklı sınırların değerini öğreniyoruz.
Özetle bu dönüm noktaları bakış açılarımızı, değerlerimizi ve önceliklerimizi şekillendiriyor.
ZİHİN KAPILARIMIZ
Bir danışanım M. Andura; "Yaşadığım dönüm noktası hızlı bir değişime yol açmadı, ancak öz-yansıma için bir alan yarattı.
Kararlarımdan, davranışlarımdan ve seyahat yönümden şüphe etmeye başladım. Bu iç gözlem sürecini kullanarak, ne istediğimi ve ilerlemek için neyi bırakmam , nelerden vazgeçmem gerektiğini netleştirdim. Kişisel gelişimim bu farkındalık değişikliğiyle başladı" diyor. Güzel saptamalar.
Benim içinse bu zamanlar sadece hayatımı iyileştirmekle kalmadı, aynı zamanda hikayemi paylaşma ve başkalarını cesaretlendirme fırsatı verdi. Özetle; bizleri sonsuza dek değiştiren dönüm noktalarını hepimiz yaşıyoruz;" öncesi ve sonrası" şeklinde - çocuklardan önce/çocuklardan sonra, teşhisten önce/teşhisten sonra, ölümlerinden önce/ölümlerinden sonra.
Bu dönüm noktaları kimliğimizi, rutinlerimizi ve dünya ve dünyadaki yerimiz hakkındaki inançlarımızı şekillendiriyor. Yönümüzü değiştiriyor . Bize düşen ve önemli olan olayın kendisi değil, ondan neler öğrendiğimiz veya çıkardığımız anlamlardır. Ayrıca bu anları paylaşarak, kendi hayatlarında değişiklik yapmakta olanlara umut, yön ve destek de sağlayabiliriz.
Bazen başka birinin deneyimlerinden öğrenmek, onların hayatlarında büyük büyük değişimlere yol açar. Tüm bunları fark etmek, ruhsal yolculuğunuzda ilerlememize yardımcı olur. Hayat gerilim, dram ve beklenmedik olay örgüleriyle dolu, güzel yazılmış karma bir roman gibi. Ve tıpkı iyi yazılmış her hikayede olduğu gibi, yeni bir bölüme geçiş yapılması gereken bir zaman hep var her zaman da olacak. İşte böyle zamanlarda şunu hatırlayalım. Seçimler düzenli olarak zihin kapılarımıza gelir, ancak zor seçimler büyümenin bir parçasıdır. Sizler için seçimlerin bol olduğu, kapıların mutluluk ve sağlığa açıldığı muhteşem bir hafta olmasını diliyorum!