BİRKAN YÜKSEL TÜM YAZARLAR
‘Yalnızlığı anla’
2.9.2017 | Arşiv

‘Yalnızlığı anla’

'On Body and Soul/ Beden ve Ruh', iki yalnızın birbirine dokunmaya, birbirini sevmeye çalışmasının hikayesi. İnsanların bir araya gelmesinin, birbirlerini olduğu gibi sevebilmesinin, birbirlerine doğru kaygısızca yürüyebilmesinin güçlüğüne, nadirliğine, benzersiz kıymetine dair muhteşem bir film. Macar yönetmen İldiko Enyedi'nin Berlin'de alınmadık ödül bırakmayan ve Altın Ayı ile taçlandırılan filminde, bir mezbahada çalışan ve çevrelerinde çoğunlukla, 'tuhaf', 'ucube' yahut 'deli' gibi kelimelerle anılan Endre ile Maria'nın öyküsünü izliyoruz.
Film, kışın hüküm sürdüğü muhteşem bir ormanda dolaşan iki geyiğin görüntüsüyle açılıyor, hemen ardından sert ve sarsıcı bir mezbaha sekansıyla devam ediyor. (Öyle ki hakkında hiçbir fikre sahip olmadığımdan, filmin ilk dakikalarını et endüstrisi karşıtı vegan bir belgesel izleyeceğim beklentisiyle geçirdim.) Elbette mesele bambaşka bir yere doğru gitti. Ama belki de o denli 'bambaşka' bir yere değil.

'FIRLATIRDIM BİR TAŞ...'

Mezbahadaki çarpıcı başlangıç, aşkı bir yana bırakalım, daha olağan insan temaslarını dahi normalden daha zor koşullara mahkum eden bu cinayet mekanını, bir mahrumiyet alegorisi olarak ele almaya olanak tanıyor belki. Yalnızlığın, anlaşılamamanın, önyargının insan ruhuna ettikleri ile acımasızca katledilen hayvanlara reva görülen muamele arasında bir koşutluk, değilse bile çarpıcı bir akrabalık okuyor Enyedi. Bu okumayı yaparken ana akım sinemanın muhtemelen boylu boyunca içinde uzanacağı leş gibi bir sömürü denizine zerrece yüz vermiyor elbet.
Filmin kırılma anı, iki karakterin her gece 'aynı' rüyanın (orman ve geyikler) içinde buluştuklarını fark ettiklerinde yaşanıyor.
Bu sekanslar gerek teknik gerekse anlatım açısından gerçekten eşsiz. Bu fantastik dokunuş, 'bedensel engelli' Endre ile 'ruhsal engelli' Maria'nın birbirlerini görüp duyumsamalarının da ilk adımı oluyor.
Sonrası bol arızalı, kusurlu ve bu yüzden 'gerçek' bir aşk hikayesi...

'...GÜCÜM OLSAYDI'

Filmde kullanılan mekanlar ve rüya sekansları öyküye eşsiz bir katkı sağlıyor ama iki baş karakterin başarısı hikayenin kuşkusuz asıl güç kaynağı. Aleksandra Borbely, sessiz, ürkek ve çevresiyle iletişim kurmakta büyük güçlük çeken Maria rolünde eşik bir performans sergiliyor. Huysuz, öfkeli ve umutsuz Endre rolündeki Geza Morcsanyi'nin ise amatör bir oyuncu olduğuna inanmak neredeyse imkansız.
İyi filmler sıkça iyi şarkılar da hediye eder.
Laura Marling'in 'What He Wrote' adlı şahane baladı, bu nadide başyapıta ruhunu veriyor, öyküye yürek burkan bir şeyler üflüyor. Film boyunca Kazım Koyuncu'nun da uygun koşullarda bu hikayenin bir parçası olabileceğini düşündüm. Çünkü 'Body and Soul', yaşama dair en zorlu, en keskin ama en sık sorulan sorulardan birini dillendiriyor ışıklı hikayesi boyunca;
"Bir boşluk ki nasıl insanla dolsun?"

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.