Hazine'nin başarılı ihalesi, tahvil ve bonoların ikincil piyasadaki faiz oranlarının gerilemesine neden oldu. İtfaların yoğun olduğu bu süreçte Hazine'nin istediği miktarda tahmin ettiği faiz oranının altında borçlanması gerçekten kayda değer bir gelişme. Deyim yerinde ise faizler sanki güneşte kalmış buz gibi bir süredir eriyor. Faizlerin düşmesi iktisadi açıdan önemli olmasına karşın ne kadar sağlıklı olduğunun belirlenmesi açısından bazı soruların yanıtlarını da iyi vermememiz gerekiyor. Birinci soru; faizlerdeki bu denli gerileme ekonominin kendi iç dinamiklerine bağlı olarak mı söz konusu oluyor? İkinci soru; başlığımız olan faizler nereye kadar düşebilir? Son soru; bu düşük seviyeler kalıcı olacak mı?
İlk soru ile başlayalım.
Merkez Bankası krizin başlarında yüzde 16.50 olan "referans faiz oranlarını" uzun süre aşağı çekememişti. Her ne kadar enflasyon izin verse de, yabancı sermayenin çıkış olasılığı Merkez Bankası'nın temkinli durmasına neden olmuştu. Gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları faizleri aşağı çekerken biz özenerek onları seyretmiştik.
HIZLI İNDİRİMLER
Yabancı sermayenin tercihi gelişmekte olan piyasalar olunca Merkez Bankası da kervana katılmış, hatta geçen ayların da acısını çıkartırcasına her ay 50'şer baz puan indirimler yapmıştı. Şu an politika faiz oranı yüzde 7.25 seviyesinde. Piyasalar şimdiden Para Politikası Kurulu'nun Ekim ayında yapacağı toplantı için bir 50 baz puan daha indirim yönünde baskı kurmaya başladı bile. Piyasaların isteği paralellinde çok büyük olasılıkla 50 baz puan indirimle "politika faiz oranını" yüzde 6.75'e çekecek Merkez Bankası. Aslında son birkaç 50 baz puanlık indirimler cephanenin bonkörce kullanılması anlamına geliyor. Şu gerçeğin altını çizelim; eğer Merkez Bankası 25 puan indirim yaparsa piyasalarca "Acaba faiz indirimi sürecinin sonuna mı geliyoruz" algılamasından endişe duyuyor. Faiz indirimleri, hem enflasyon hem de yabancı sermaye açısından bir sorun yaratmadığı için ve aynı zamanda uluslararası iklimin de uygunluğu çerçevesinde yapılabiliyor. Yani bir kısmı iç dinamiklerden bir kısmı da uluslar arası konjonktürden kaynaklanıyor
EŞİK DEĞER
Gelelim ikinci soruya; Faizler nereye kadar düşecek?
İktisatta eşik değer olgusu vardır. Bazı makro ekonomik parametreler bir noktaya kadar kolayca indirilebilir ya da çıkarılabilir. Tıpkı bir insanın kilo vermesi gibi. İlk kilolar hızlı gider sonra "atalet ve direnç" devreye girer. Ardından yerinde sayma hatta o seviyenin korunması amacı devreye girer. Faizin tanımının "risk primi" olduğu gerçeğini hatırlarsak mevcut faiz oranlarının "eşik değere" iyice yaklaştığını yüzde 6.5-6.0 bandının altına inmesinin oldukça zor olduğunu söyleyebiliriz. Zaten Türkiye'nin görünüm (durağan) ve kredi derecelendirme notu "orta düzeyde (BB)" olduğu için belli oranda "reel getiri" vermek zorunda. Dolayısıyla, toplam 75-100 baz puan daha indirim sonrası eşik değere ulaşacağız.
Son soruya da kısaca değinelim;
Gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ekonomilerde düşük faizlerin seviyesini koruyabilmesi krizin bir sonraki aşamasına bağlı olacak. Biraz açalım... Tüm merkez bankaları krizi aşmak adına piyasalara likidite enjekte ediyor. Geçen yılın aynı ayına göre hem dar tanımlı (M1) hem de geniş tanımlı (M2) para arzı genişliyor. Örneğin, ABD yüzde 18.5 ve Euro bölgesi yüzde 13.6 yükseltti para arzını. Türkiye'de de en geniş tanımlı para arzı 491 milyar TL'ye ulaştı.
Krizden çıkış için alınan önlemlerin bedeli bir bütçe açıkları, iki enflasyonist baskı olacak. Bütçe açıklarının finansmanı ve aşırı likiditenin merkez bankalarınca geri çekilmesi ile faizler de yukarı yönlü baskı altına girecek. Sonuçta, faizlerin bu denli düşük seviyelerini koruması beklediğimiz gibi uzun süreli olmayacak.
