Uzun süredir IMF'siz günümüz geçmiyor. Toplantıların da İstanbul'da yapılması, ister istemez gündemin ilk sırasında tutuyor IMF'yi. Anlaşma olacak mı, kaynak gelecek mi gibi soruların yanıtlarını arıyoruz. Görüşler ikiye ayrıldı. Anlaşma olmalı diyenlerin iktisadi gerekçesi kaynak ihtiyacı. Olmamalı diyenler ise olaya daha ideolojik bakıyorlar. "IMF'nin parasına puluna muhtaç değiliz, kendimize yeteriz" tezini savunuyorlar. "Arap saçına" dönen bu konuyu zamana bırakalım ve başka konuya değinelim...
Ağustos'a ve yılın ilk 8 ayına ilişkin dış ticaret verileri TÜİK tarafından açıklandı. Tahmin ettiğimiz gibi geldi rakamlar. İhracat Ağustos'ta kan kaybetmeye devam etti. Son rakamlara göre, geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 20, ithalat ise yüzde 34 geriledi. Ağustos'ta 7.8 milyar dolar ihracat yapmışız. Oysa 2008 Ağustos ayında 11 milyar dolar gelmiş ihracattan. Kriz öncesi dönemde aylık ihracat 10 milyar doların altına düşmüyordu.
AÇIK AZALIYOR
İthalat da ihracatla paralel düşüyor. Ağustos'ta ithalat tutarı 12.7 milyar dolar olmuş. Halbuki, önceki yılın aynı ayında ithalat için 19.2 milyar dolar döviz çıkmıştı.
Geçtiğimiz 8 ayın tutarlarına baktığımızda, ihracatın 64 milyar dolara, ithalatın ise 87.6 milyar dolara kadar gerilediğini görüyoruz. Bu durumda dış ticaret açığı da 24 milyar dolar düzeyinde kalıyor.
İthalatın ihracattan daha fazla düşmesi bir taraftan "Dış ticaret açığının" düşmesine neden olurken, diğer taraftan "İhracatın ithalatı karşılama oranının" yükselmesine de olumlu katkı yapıyor. Bu gelişmeler geçen yıl pimi çekilmiş bomba gibi ekonominin kucağında duran "Cari işlemler açığının" aşağı inmesini sağlıyor. Saydıklarımız dış ticaret verilerinin avunabileceğiz tarafları.
YENİ ARAYIŞLAR
Aslında olumsuz görülen noktaların şimdilik normal bir sonuç olduğunu kabul etmeliyiz. Çünkü, kriz hem küresel düzeyde etkisini gösterdi hem de en büyük ihracat partnerimiz olan Avrupa, ABD'den sonra krizin ikinci durağı oldu. AB'ye yaptığımız ihracat ne yazık ki yüzde 24.3 azaldı Ağustos ayında.
Bu pazar kaybı, ihracatçılarımızı yeni pazar arayışlarına sürüklüyor. Başta Bakan Çağlayan ve dış ticaret bürokrasisi ülke ülke gezerek, ihracat pastasındaki payımızı artırmanın yollarını arıyorlar. Daha önce Çin'e giden Bakan, şimdi Güney Afrika'ya gitmeyi planlıyor. Güney Afrika pazarı için oto yan sanayi ve inşaat malzemeleri ön plana çıkan ürünler. Çin'de ise tütün ve zeytinyağı gibi tarımsal ürünler üzerinde durulmuştu.
Kriz hız kestikçe ve ülkelerin büyüme rakamları belirginleştikçe "dış talep" seviyesi de yükselecek. Bu aşamada ihracatta yeniden 10 milyar dolarları yakalayabileceğiz. Kısacası zamana ihtiyaç var.
TİM Başkanı Büyükekşi de umutlu, Merkez Bankası'nın faiz politikasının ihracatçıları olumlu etkilediğini düşünüyor. Haklı. Faizlerin düşük olması finansman maliyetini azaltıyor. Büyükekşi şu eklemeyi de yapıyor; "Dolar kuru rekabetçi değil, 1.55-1.60 bandı ihracatçıların rekabet düzeylerini koruyabilmeleri için önemli. Bu yüzden Merkez Bankası döviz alımı yapmalı." Başkanın tespitleri yerinde. Ancak, dövize müdahale edilmesi görüşüne katılmıyorum.
İç talep kamu ve özel kesimin borçlanması sayesinde belli seviyeye ulaştığı için oldukça maliyetli oluyor. Bu yüzden dış talebin en kısa sürede devreye girmesi gerekiyor.
