Okur yazarlık oranını biliyoruz, bu da nereden çıktı demeyin hemen başlığı okuduğunuzda. Sermaye Piyasası Kurulu "Türkiye Finansal Yeterlilik Araştırması" kapsamında finansal okur yazarlık oranımıza ulaşmaya çalışmış. OECD, dünya genelinde finansal okur-yazarlık düzeyini ilginç sorularla belirliyor. SPK da benzer soruları kullanarak Türk halkının finansal bilgisi, ileriye yönelik gelir planlaması, finansal ürün seçimi ve finansal tutum ve davranışlarını ortaya çıkarmış.
Finansal kesimin inanılmaz hızda ilerlemesi, araç yelpazesinin her geçen gün genişlemesi ve en önemlisi baş döndürücü bilgi akışı ekonomik aktörlerin finansal bilinç ve farkındalılığının da aynı paralelde artırılmasını zorunlu kılıyor. Aksi takdirde bireyler gelir, tüketim, tasarruf, yatırım ve borçlanma dengelerini sağlıklı kuramıyorlar. Aslında bir gerçeğinde altını çizelim tam bu noktada. Okur-yazar oranının düşük olması, daha doğrusu eğitim düzeyinin normalin altında kalması, siyasilerin nasıl işine geliyorsa, ekonomi yönetimlerinin ya da bazı mali kurumların da zaman zaman "finansal okur yazarlığın" düşük seviyelerde olması işlerine geliyor. Rahatlıkla "al ver ekonomiye can ver" kampanyaları yapılabilir ve halk böylesine büyük bir krizde neden alacakmışım sorgusu yapmaz. Mali kurumların reklamlarında kullandıkları faiz oranlarını kabul edip kredi alır, sonra dosya parası bileşik basit faiz gibi hokuz pokusla oran bir anda yükselir yine de sesini çıkarmaz. Neyse tehlikeli konulara fazla girmeyelim...
TERCİHLER NE YÖNDE?
SPK'nın araştırması 7 alt başlıkta toplanıyor. Dikkat çekenlerine kısaca göz atalım.
* Finansal okur-yazarlık düzeyi ile gelir düzeyi arasında güçlü pozitif ilişki görülüyor. Yani, gelir düzeyi artınca finansal okur yazarlık da artıyor ya da tersi durumda düşüyor. Faizle ilgili sorularda katılımcıların dörtte biri doğru yanıt verebiliyor. Sonuç olarak düzeyin tatminkar olmadığı görülüyor.
* Bütçe yönetimi ve borçlanma alt başlığında da ilginç tespitlere ulaşılmış. Gıda ve diğer gerekli ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra düzenli tasarruf yapma oranı ne yazık ki düşük seviyelerde kalmış. Kırsal kesimde tasarruf eğilimi kentsel kesime göre daha yüksek iken, harcama eğilimi de kentsel kesimde daha yukarıda çıkıyor. Türkiye genelinde elde kalan para, gelirin yüzde 15'ini dahi aşamıyor. O da acil ve öngörülmedik durum ve olası sağlık harcamaları için elde tutuluyormuş. Yüzde 15 gibi elde tutulan paranın ise sadece yüzde 4.1'i mal ve varlıklara yatırıma gidiyor. Bu alt başlıktaki en kritik yanıt; uzun vadeli gelecek planı yapanları oldukça düşük.
EMEKLİLİK PLANLARI
* Katılımcıların yüzde 78'i eline geçen paranın nasıl kullanılacağını planlıyorlarmış. Aslında fazla plana da gerek yok, büyük kısmı kredi kartı ya da tüketici kredisi aylık taksitine kalan kısım da, tabii kalırsa, mutfak harcamasına gittiğinden... 60 yaş altı katılımcılar şimdiden yaşlılık planları yapıyorlarmış. Nasılsa emeklilik maaşının yetmeyeceğini bildiğinden başka bir işte çalışma stratejilerini önceden yapmaya başlıyorlarmış.
* Finansal ürün seçiminde ilk sırayı mevduat ve banka kredileri almış. Özellikle orta ve yüksek gelir grubu mevduat ve kredi ürünlerini tercih ediyor. Kentsel kesimde yaşayanlar finansal ürün tercihlerinde çoğunlukla yüksek getiriye odaklanırken, kırsal kesimdekiler tercih edecekleri finansal ürünün değer yüksekliğini ön plana çıkarıyorlarmış. Tahmin edilen bir sonuçta şu; katılımcıların büyük oranı yeterli tasarrufa sahip olduklarında altın ve döviz seçeneklerini de mevduat hesabının yanına ekliyorlar.
* Finansal konularda karar verirken katılımcılar en yakınındakilere, sonra profesyonellere danışmayı tercih ediyorlarmış. Aynı zamanda, bankalar, televizyon ve internetten de bilgi elde edebiliyorlarmış.
Tüm parçaları birleştirdiğimizde finansal okur yazarlığımızın fena olmadığını ama tasarruf, tüketim ve borç dengeleri açısından bilinçlendirilmeleri gerektiğini görüyoruz.
