• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Devrim, savaş ve kalıcı düşmanlık! 70 yıllık hesaplaşma ABD-İran

EKREM DURUL

Devrim, savaş ve kalıcı düşmanlık! 70 yıllık hesaplaşma (ABD-İran)

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 29 Mart 2026

Orta Doğu'da 2026 baharı kana bulanmaya devam ederken bugün İran semalarında uçan jetlerin izi, bizi 1979 yılına götürüyor. Elçilik duvarlarının aşıldığı ve iki ülke arasındaki köprülerin bir daha onarılamayacak şekilde havaya uçurulduğu o kırılma noktasına. Bir yanda 444 gün süren rehine sancısı, diğer yanda sekiz yıl boyunca iki ülkeyi dolaylı yoldan karşı karşıya getiren siper savaşları... Bu bölümde, dostluğun 'Şer Ekseni'ne dönüşümünü okuyacaksınız.

İslam Devrimi (1979), sadece bir rejimi değiştirmekle kalmamış, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki stratejik ortaklığı kanlı bir düşmanlığa dönüştürmüştür.
4 Kasım 1979'da Amerikan Elçiliği'nin basılmasıyla başlayan 444 günlük rehine krizi, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin sonunu hazırlamış ve ABD Başkanı Jimmy Carter'ın siyasi kariyerini bitirmiştir. Hemen ardından patlak veren İran-Irak Savaşı'nda (1980-1988), ABD'nin Irak'a sağladığı istihbarat desteği ve aynı zamanda gizli yollarla İran'a silah sattığı İran-Kontra Skandalı, ilişkilerdeki güvensizliği geri dönülmez kılmıştır. 1980'li yıllar, 241 Amerikan askerinin öldüğü Beyrut kışla saldırısı sonrası İran'ın "terör listesine" eklenmesiyle daha da sertleşmiş; 1988'de sivil bir yolcu uçağının ABD donanması tarafından füzeyle düşürülmesiyle dramatik bir boyuta ulaşmıştır. 2002 yılında George W. Bush'un İran'ı "Şer Ekseni" ilan etmesiyle mühürlenen bu dönem, bugün 2026'da tanık olduğumuz sıcak çatışmanın stratejik ve psikolojik zeminini oluşturmuştur.

REHİNELER KRİZİ (1979)
Devrim sonrası İran- ABD arasındaki ilk gerilim rehineler krizi ile başladı. Devrimden sonra kurulan İran İslam Cumhuriyeti, ABD'yi ülkesinde casusluk faaliyetleri yürütmekle suçluyordu.
İran Şahının tedavi amacı ile ABD'ye gitmesini protesto eden ve ABD'nin Şah'ı koruduğunu düşünen bir grup Humeyni destekçisi öğrenci, 4 Kasım 1979 tarihinde Amerikan Elçiliğini basarak 52 elçilik personelini 444 gün süreyle rehin aldılar. Öncelikle Şah'ın İran'a iadesini ve İran'ın Devrim sonrası Amerika tarafından dondurulan mal varlıklarının serbest bırakılmasını isteyen grup, isteklerinin yerine getirileceği zamana kadar da rehineleri serbest bırakmayacaklarını söyledi. Rehin alma olayı, Viyana Komisyonu'nun yabancı misyonun güvenliği ilkesine ters düşmesine rağmen, Humeyni tarafından destek gördü ve kendi planları çerçevesinde başarı ile kullandı. 1980 yılında Nisan ayının sonlarına doğru ABD, rehineleri kurtarmak üzere operasyon yapılmasına karar verdi.
24 Nisanı 25 Nisana bağlayan gece Tebes Çölüne askeri çıkarma yapıldı. Fakat tüm bu hazırlıklara rağmen ABD'nin rehineleri kurtarma operasyonu tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Düzenlenen operasyonun başarısızlık ile sonuçlanması, ABD ordusunun dünyadaki imajını neredeyse yerle bir etti. Yaşanan rehineler krizi İran için uluslararası sonuçları da beraberinde getirdi. 22 Mayıs 1980 günü Avrupa İktisadi Birliği üyeleri, ABD baskısı ile İran'a ekonomik boykot uygulamaya başladılar.
Bu boykota diğer ülkeler ile birlikte Japonya, Kanada ve Avustralya da katıldı. ABD ile ilişkilerin tekrar rayına oturması için tek bir şey gerekiyordu. O da rehinelerin serbest bırakılmasıydı. Irak'la başlayan savaş ve Amerika'nın büyük baskılarından sonra, 444 gün süren rehine krizi son buldu ve 52 rehine ABD'ye gönderildi. Jimmy Carter, İran'da yaşanan olaylarda başarısız olmasından dolayı, Rehinelerin bırakılmasından sonra İran, ABD'den kendi iç işlerine karışmamasını ve uyguladığı yaptırımlardan vazgeçmesi hakkında adımlar atmasını bekledi, fakat Reagan bu isteklere kayıtsız kalıp İran aleyhine olan çalışmalarını daha da güçlendirdi ve sonra gelen başkanlar döneminde de bu değişmeden devam etti. Rehine krizi İran'ın diğer ülkelere karşı "İdealist Devrim" politikasının daha ön plana çıkmasını sağladı. İran bu politika ile uluslararası düzende kendi bağımsızlığını korumaya çalıştı. Şura meclisinde yasaların yürürlüğe girebilmesi için fakihlerinin ve Velayet-i fakihin onayından geçmesi gerekir. Cumhurbaşkanı da Velayet- i Fakihin onayı ile görevine başlar. Humeyni insanların zihnine bu fikri yerleştirerek devrimi zihinlerde yaptığı ve bu nedenle başarılı olduğu söylenir. Bu olaydan sonra ABD-İran ilişkileri bir daha eski haline dönmedi. Karşılıklı güvensizlik, yaptırımlar ve jeopolitik rekabet yeni dönemin temel başlıkları oldu.ABD-İran rehine krizinin yarattığı çalkantı daha dinmemişken, bölge bu kez başka bir fırtınaya sürüklendi: Irak'ın İran'a saldırısı. 1980'de başlayan ve sekiz yıl süren bu savaş, modern Orta Doğu'nun en uzun ve en yıpratıcı çatışmalarından biri haline gelecekti. Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ile İran arasındaki gerilim aslında yeni değildi. Ancak 1979'daki İran Devrimi dengeleri altüst etti.

İRAN-IRAK SAVAŞI (1980)
1980 sonbaharında Irak ordusu sınırı geçtiğinde hedefi Huzistan bölgesini ele geçirmek, İran'ı masaya oturtmak ve bölgesel üstünlüğü ilan etmekti. Ancak Irak'ın beklediği hızlı çöküş gerçekleşmedi. İran toplumsal ve siyasal olarak zor bir dönemden geçse de saldırı ulusal bir kenetlenmeye dönüştü. Savaş kısa sürede siperler, şehir bombardımanları ve uzun yıpratma dönemleri ile karakterize bir hal aldı. Savaş gün geçtikçe iki ülkenin çatışmasından, jeopolitik bir bilek güreşine dönüştü. Küresel güçler, savaşın uzamasını kendi çıkarları doğrultusunda izledi, hiçbiri iki ülkenin kesin bir zafer kazanmasını istemiyordu. Petrol piyasaları, saldırılar ve tanker krizleri nedeniyle sık sık dalgalandı. Savaş başladığında Washington'un dünyaya açıkladığı kaygıları tek bir cümleyle özetlenebilirdi:
"İran Devrimi'nin Orta Doğu'ya yayılmasını durdurmak." Fakat temel kaygısı aslında Orta Doğu'dan sonsuz ekonomik çıkar elde etmekti.
Bu nedenle ABD, İran'ın zayıflamasını kendi çıkarları açısından avantajlı gördü. Ama bunu yaparken de savaşın tamamen kontrol dışına çıkmasını istemedi.
Bağdat'ın finansmana erişimi için Körfez ülkeleri teşvik edildi. Saddam yönetimi diplomatik olarak yalnız bırakılmadı. Washington, Irak'ı "dengeleyici" aktör olarak gördü, ve "İran çok güçlenmesin, ama Irak da tamamen kazanmasın" çizgisini izledi. ABD'nin İran'la tamamen kopuk olduğu düşünülse de, perde arkasında farklı bir tablo vardı: Bazı ABD yetkilileri, Lübnan'daki Amerikalı rehinelerin serbest kalması karşılığında İran'a gizlice silah sattı. Elde edilen para, Nikaragua'daki Kontra gruplarına aktarıldı. Bu olay daha sonra İran-Kontra skandalı olarak tarihe geçti ve ABD iç siyasetinde büyük bir kriz yarattı. Bu tam bir "denge siyaseti" idi. 1980'lerin ortasında savaş Basra Körfezi'ne taştı. İran ve Irak, birbirlerinin petrol tankerlerine saldırmaya başladı. ABD ne yaptı?
Körfez'de ticari akışı güvence altına almak için donanma gönderdi. Kuveyt tankerlerini ABD bayrağı altında koruma altına aldı. 1988'de İran ile ABD donanması arasında doğrudan çatışma yaşandı. Bu dönem, ABD'nin Körfez'deki kalıcı askerî varlığının başlangıcı olarak görülür. 1987- 1988 yıllarında ABD'nin Körfez'deki baskısı ve İran'ın ekonomik sıkıntıları birleşince, İran savaşı sürdürmekte zorlanmaya başladı ve Birleşmiş Milletler'in ateşkes çağrısı, önceki yıllardan farklı olarak bu kez hem Tahran hem Bağdat için kabul edilebilir hale geldi. ABD'nin politikaları savaşın sonucunu doğrudan belirlemedi ama sürecin ne kadar uzayacağı ve nasıl biteceği üzerinde ciddi etkiler bıraktı.

İRAN, ABD'NİN TERÖR LİSTESİNDE (1984)
1979'daki İran İslam Devrimi'nden sonra İran ve ABD arasındaki ilişkiler ciddi şekilde bozuldu. Aynı yıl yaşanan rehine krizi gerilimi artırırken, 1980'lerin başında ABD yönetimi, faaliyetlerini hızlandıran özellikle Hizbullah gibi Orta Doğu'daki silahlı gruplara İran'ın destek verdiğini savunuyordu.
Bardağı taşıran ise Beyrut'ta 241 Amerikan askerinin öldüğü kışla bombalanması oldu. 23 Ekim 1983 tarihinde Lübnan İç Savaşı döneminde bomba yüklü iki kamyonun Amerikan ve Fransız askerlerinin barındığı binaların önünde patlatılması sonucu toplam 299 Amerikan ve Fransız askeri öldü. Bombalamanın sorumluluğunu daha sonra Hizbullah olarak bilinen İslami Cihad örgütü üstlendi.
Bu olayın sonucunda ABD, İran'ı terör listesine ekledi ve silah ambargosu dahil çeşitli yaptırımlar uygulamaya başladı. İran, halen de kesintisiz şekilde bu listede kalmaya devam ediyor.

YOLCU UÇAĞINI DÜŞMESİ (1988)
İran Havayolları'na ait Airbus A300 tipi yolcu uçağı, Tahran-Bandar Abbas-Dubai seferini yapıyordu. Uçak Bandar Abbas'tan kalktıktan yaklaşık 7 dakika sonra ABD donanmasına ait USS Vincennes savaş gemisi tarafından hedef alındı. Gemiden atılan iki adet SM-2 hava savunma füzesi uçağı vurdu. Uçak Hürmüz Boğazı üzerinde parçalanarak denize düştü ve uçaktaki herkes hayatını kaybetti.
ABD'nin resmi açıklamasına göre, ABD gemisi, uçağı İran'a ait bir F-14 savaş uçağı sanarak ateş açtı. Bu yüzden "yanlış teşhis sonucu yapılan bir askeri hata" olduğunu söylediler. Olayın arka planında ise İran-Irak Savaşı vardı. Basra Körfezi'ne petrol tankerlerine saldırılar oluyordu. O gün ABD gemisi İran devriye botlarıyla çatışma halindeydi ve ortam çok gergindi. Olay günümüzde bile tartışılmaya devam ediyor. Çünkü uçağın sivil uçuş kodu gönderdiği söyleniyor. Normal ticari uçuş rotasında uçan yolcu uçağı yükseliyordu, saldırı yapan bir savaş uçağı gibi alçalmıyordu. Sonuç olarak ABD resmi bir özür dilemedi, fakat 1996'da kurbanların ailelerine tazminat ödemeyi kabul etti.

ŞER EKSENİ (2002)
ABD Başkanı George W. Bush, 29 Ocak 2002 tarihinde yaptığı ilk Birliğin Durumu konuşmasında, İran, Irak ve Kuzey Kore'yi "şer ekseni" olarak nitelendirdi. 11 Eylül saldırılarından yaklaşık beş ay sonra gerçekleşen bu konuşma, ABD dış politikasında önemli bir dönüm noktası oldu ve terörizme karşı küresel savaş stratejisinin temel taşlarından biri haline geldi. Konuşmada İran'ın, kitle imha silahları için agresif bir şekilde füze teknolojisi peşinde koştuğu ve terörizmin en aktif devlet sponsoru olduğu iddia edildi. Ayrıca, İran'daki seçilmemiş küçük bir elit grubun halkın özgürlük arayışını bastırdığı ifade edildi. Bu durum, İran'ın 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra Afganistan'da Taliban'a karşı mücadelede ABD'ye yardım sağlamış olmasına rağmen yaşandı. İran'da hem reformcular hem de muhafazakarlar arasında büyük öfkeye yol açan açıklama ile ilgili bazı analistler, bu sert söylemin İran ile Soğuk Savaş sonrası gelişmeye başlayan ilişkileri tersine çevirdiğini ve ülkedeki muhafazakar kesimin elini güçlendirdiğini savunmaktaydı. Bu konuşma, 2003 yılında gerçekleşen Irak işgalinin öncül fikirlerinden biri olarak görülmektedir. Bush, bu rejimlerin dünyanın en tehlikeli silahlarıyla ABD'yi tehdit etmesine izin vermeyeceğini net bir şekilde ilan etmiştir. İran, yıllar sonra bu tanımlamaya karşı bir hamle olarak bölgedeki müttefikleriyle (Suriye, Hizbullah, Hamas vb.) kurduğu ittifakı "Direniş Ekseni" olarak adlandırmıştır.


YARIN: NÜKLEER KRİZ, SUİKASTLAR VE BÜYÜK HESAPLAŞMA (2013 - 2026)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.