• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Üç arkadaşın romanı: Kopuk Takımı

ERKİN USMAN

Üç arkadaşın romanı: Kopuk Takımı

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 21 Haziran 2014
Türk edebiyatının kilometre taşlarından Tarık Dursun K.'nın bu romanı Pagoda Yayınevi'nden geçtiğimiz günlerde çıktı. Hayattan, aşktan ve sevgiden kopuk üç arkadaşın, İzmir ve İstanbul'da geçen, hüzünlü ve mücadele dolu hikayesi okuyucularla buluştu. Romanın ismi Kopuk Takımı. Tarık Dursun'un kendine has, doğal üslubuyla anlattığı hikayesi sizi 1960'lı yılların İzmir ve İstanbul'una götürüyor.
* * *
Tarık Dursun Karşıyaka'da doğup, İzmir'de büyümüştür. "İzmir Alsancak değildir, Karşıyaka hiç değildir. Ali Reis Mahallesi gerçek İzmir'dir," der ve romanlarında doğup büyüdüğü İzmir'i anlatır. O yılların kasaba hayatını, büyük şehirlerdeki hayat mücadelesini gözler önüne seren bu güzel romanı üzerine birkaç soru sorduk ünlü yazara.
- Romanlarınızda hep bir İzmir tutkusu var? Biraz bahseder misiniz?
- Ben İzmirliyim. İzmir'i adım adım, sokak sokak, mahalle mahalle yazmak, bende bir tutkudur. Hayatım boyunca çok yerlerde yaşadım, ama nereye gidersem gideyim, hep İzmir'i özledim. Hikayelerimdeki, romanlarımdaki mekanlar İzmir'dendir. Çocukluğumun geçtiği mekanları hikayelerimde hep yaşatmak istiyorum.
- İzmirli okurlar da sizi seviyor, okuyor, sahip çıkıyor, öyle değil mi?
- Evet evet, İzmir bana sahip çıktı; bunu inkar edemem. Birçok kez onurlandırdı, ödüller verdi. Bulunduğum her yerde saygı gördüm.
İyi ki yazmışım İzmir'i, kendimi kutlarım. Başka hiçbir kent, yazarını bu kadar onurlandırmaz. Varsa da ben bilmiyorum. Dünyanın neresinde bu kadar aydınlık yüzlü insan vardır, söyler misiniz?
- Kopuk Takımı'ında Sinço ve onun üzerinden giden bir hikaye var. Sinço'nun hikayesi nasıl oluştu?
- Sinço, yani Hasan asker arkadaşım Hasan Göksu'dur. Gerçek bir hikayeden yola çıkarak yazdım bu romanı.
- Tomris Uyar sizin için "Hikayelerinde kanayan, hüzünlü bir şey var," diyordu. Özellikle bu romanınız için öyledir diyebilir miyiz?
- Hasan'ın hikayesi insana tatlı bir hüzün veriyor. Sarsıyor da aynı zamanda...
- Kopuk Takımı romanınızı elinize aldığınızda ne hissettiniz?
- Çocuksu bir sevinç, fakat gizlemeye çalıştımsa da beceremedim bunu. Bu bizim gibi küçük ülkelerde görülmemiş bir durum. Bereket ki bu tür küçük ve gelip geçici edebiyat anaforlarına ciddiyetle bir yaklaşım pek o kadar uzun sürmüyor. Bir işaret fişeği gibi ya da maytap kadar ünlü olmuyor. Olmuyor, çünkü beklenmedik bir anda yiyecek, içecek gibi bir tüketim aracına dönüştürülmesi bunu kaçınılmaz kılar. Nitekim o kadar çok yazar adayı ve kendisini yazardan sayanların basının ya da medyanın pompalaması sonucu tıpkı atasözündeki gibi (gezmeden seyyah, okumadan alim, yazmadan katip) örneğin.
- Orta sınıfın, gençlerin, düzensiz hayatların hikanlattınız yıllarca? Bugünle kıyasladığınız zaman neler düşünüyorsunuz?
- Bugün durum daha kötü... Geçmişteki yaşam biçimleri ve yaşam koşulları içerisinde olsaydı keşke bugünkü insanlar. Evet, yaşam daha zordu belki ama aşklar, dostluklar daha güzeldi. Oysa şimdi öyle mi?
- Roman yazarken genelde ilk cümleyi bulmak zordur derler. Sizce de öyle mi?
- Onu günlerce bulamadığım çok olmuştur. Oysa, son derece masum, kimseye zararı dokunmayacak bir cümledir. Söz gelişi "yağmur yağıyordu ve gökyüzü kapalıydı" gibi. Giriştir bu ve bana çok şeylerin sözünü verecektir. Kuşkusuz, aradığım böyle bir cümle değildir. Olamaz mı? Olur. Niye olmasın? "Yağmur yağıyordu." Her zaman güzel bir giriş cümlesidir ve doğal olarak arkasından "gökyüzü kapalıydı" türünden aptallık dolu bir ikinci tamamlayıcı cümle daha eklemezseniz... Yazar, okurdan önce okur olmasını da bilmelidir bence. Yani, kendini okurun yerine koyabilmeli, koymalı, yazacaklarına aslında yazdıklarına demek istiyorum, okurdan önce, okur tepkisini göstermelidir. Ben o ilk girişi cümlesini buldum mu, arkası gelir artık. Getiririm. Roman yazarken ara vermem. Veririm, ama çok sık değil. En iyi yazma yöntemi, bütün bütüne yazmaya abanmamaktır. Gereksizdir, kapanıp ille de bitireceğim diye diretmek... Her gün belirli bir süre yazarım. Sonra bırakır, günün sıradan işlerini yaparım. İlgimi ve ilişkimi keserim romanla. Fakat bunları yaparken bilirim, aklım fikrim romandadır yine. Konu apayrı bir akıl kesiminde vurgulamasını sürdürür.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.