Film 1963 yılında çevrilmistir. Orjinal adı; İrma la Douce. Paris'te bir aşk hikayesini konu alır. Görevinden alınmış polis, hayat kadınına aşık olur.
İrma La Douce (Shirley MacLaine), Paris'in Les Halles semtinde fahişelik yapan genç bir kızdır. Her şeyin mübah olduğu bu semte deneyimsiz ve dürüst bir polis memuru olan Nestor Patou'nun (Jack Lemmon) gelmesiyle herkesin keyfi kaçar. 1960-1961 sezonunda Haldun Dormen'in sahneye koyduğu Sokak Kızı İrma, Türkiye'de sahnelenen ilk batılı müzikal olarak bilinir. Haldun Dormen 1992'de eseri Türkiye'de üçüncü kez sahneye koyar. İrma rolünü yine Gülriz Sururi oynar Haldun Dormen, oyunu Tarlabaşı'nda geçen bir aşk öyküsü olarak İstanbul'a uyarlayarak 2013 yılında genç bir ekip tarafından düzenlenir.
AŞK FİLMLERİNİ SEVİYORUZ
Yıllar sonra 1990 yılında yeni bir İrma doğar. Filmin adı; Pretty Woman.
Altın kalpli bir fahişe olan Vivian (Julia Roberts) ile hayatın her alanına bir iş birleşmesi gibi yaklaşan, soğukkanlı, mesafeli, zengin bir iş adamı olan Edward'ın (Richard Gere) aşk hikayesini konu alır. Vivian, geçimini sağlamaya çalışan karizmatik, "masum" bir hayat kadınıdır. Galiba bu tarz filmleri seviyoruz. Hayatın gerçeklerini yansıtıyor ve duygusal zekamızı dramatik bir anlatımla daha da coşturuyor. Sanat severlik farklı bir duygudur. Hemen duygusal zekanın açılımını inceleyelim istiyorum. (EQ); kişinin kendisinin yanı sıra başkalarının duygularını da gözleme yeteneği, onları ayırt edebilme ve bu bilgiyi düşünce ve davranışlarına rehber olarak kullanabilmesi olarak tanımlanır.
Duygusal zekası yüksek olan kişiler motivasyon için başkasına ihtiyaç duymaz ve kendi duygularını rahatlıkla yönetebilir. Biz yine kendi sokaklarımıza dönelim. Sokak hikayeleri ve aile dramları hiç bitmez. Zeynep ve aile dramı... Karşımda dünyalar güzeli tatlı kız hüngür hüngür ağlarken, hayatın gerçeklerini bir kez daha gözler önüne seriverdi. "Annem kardeşimle beni hep ayırdı asla onun gerçek kızı olamadım.
Ben bir sokak kedisiydim, kardeşim ev kedisi." Ona yapılan ihtimam ve bana yapılan eksik bakım arasında dağlar kadar fark vardı. Daha sonra kabullendim.
İtiraz edemedim. Hakkım yokmuş duygusu yaratıldı. Filmin kahramanı İrma'nın şarkısı kulaklarımda çalmaya başladı. "Ben bir sokak kızıyım." Acı bir kabulleniş ve yerini bilme olgunluğu. Zamanla hayatın içine daldığı zaman hep geçmişin eksikliği içinde, verme duygusuna alıştırılan ve almasını bilmeyen ebeveynler ordusu. Acıya kodlanmış kişiler, acıyı yıllar geçse de tanıyor ve hep kendini yok sayan kişilere koşuyor.
Zeynep'in içimi titreten en acı sözü, "Ben hiç doğum günü kutlamam çünkü hediye getirecekler diye utanırım. Hep birilerine bir şey alınca mutlu olurum" şeklindeydi.
Yaşamın gerçekleri ve acıları çekirdek ailemizde başlıyor. Maalesef biz çocuklarımıza eşit sevgi veremiyoruz. Hemen uzmanlarımızın görüşüne başvuralım istedim; özellikle kız çocuklarının anneleriyle kurdukları bağ, gelişimleri ve psikolojileri için oldukça önemliymiş.
ANNE YARASI HİÇ GEÇMİYOR
Çocukluk çağında duygusal ihtiyaçları karşılanmayan küçük ebeveynlerin kişilikleri büyüdükçe olumsuz etkileniyormuş. Anneleri duygusal olarak yanında olmayan, anneden ilgi ve sevgi görmeyen ya da narsist kişilik özelliği olan anneyle büyüyen kız çocuklarının sağlıklı bir yetişkinlik dönemine ulaşmaları oldukça zormuş. Anneleri tarafından değersizlik ve sevgisizlik duyguları aşılanan çocuklar yetişkinlik dönemlerinde de aynı hisleri uyandırmasından endişe ettikleri için reddedilmekten ölesiye korkuyor ve bu tür durumlara karşı fazlasıyla hassaslaşıyorlarmış.
Anne yarası hiç geçmiyor. Yani sevgi normal ama, anne sevgisi bir başkadır.
Peki bu minikler nasıl normal biri gibi olabilirler? Çok şeye geç kalıyoruz.
Hayata karşı, insanlara karşı özellikle de ailesine karşı aşamadığı bir siniri ruhunda, kalbinde taşıyor. Ailesinden ne tam kopabiliyor ne de tam sevebiliyor. Arada kalmışlık hissiyle gittikçe hırçınlaşıyor, daha çok üzülüyor, daha da çok kırılıyor.
Unutmayalım sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerden oluşur. Çocuklarımızı lütfen eşit sevgiyle büyütelim. Sokak kedisiyle, ev kedisi arasında fark yoktur. İkisi de sevgiye ilgiye muhtaçtır. Son sözümüz;
Lütfen ay ayrımcılık yapmayalım...
