Ekonomi denildiğinde aklımıza çoğunlukla enflasyon, faiz, döviz kuru, büyüme rakamları ve bütçe dengeleri geliyor. Oysa bir ülkenin ekonomik gücünü aşındıran en büyük maliyetlerin önemli bir bölümü ne bilançolarda yer alıyor ne de istatistiklere tam anlamıyla yansıyor. Çünkü ekonominin görünmeyen bir gider kalemi var: Düşüncesizlik. Burada kastettiğim; bilgi eksikliği değil. Burada kastettiğim düşüncesizlik, bilgi eksikliği değildir.
Esas sorun; bir konunun sonuçlarını ve olası etkilerini yeterince değerlendirmeden karar vermek, veriyi göz ardı etmek, değişimin işaretlerini okuyamamak ve riskleri küçümsemektir.
İşte Davranışsal Ekonomi de tam bu noktaya ışık tutuyor. Çünkü ekonomik kararlarımızı her zaman rakamlar değil, çoğu zaman insan psikolojisi belirliyor.
ÜRETKENLİK KAYBI
Bilindiği üzere ekonomi biliminin temel kavramlarından biri fırsat maliyetidir. Yaptığımız her tercih, vazgeçtiğimiz başka bir seçeneği de beraberinde götürür. Ancak düşüncesizliğin maliyeti bunun çok ötesindedir.
Çünkü düşünmeden verilen kararlar; paranın yanında zamanı, güveni, üretkenliği ve gelecek nesillerin potansiyelini de tüketir. Günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse bunun en çarpıcı örneklerinden biri ruh sağlığıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) verilerine göre depresyon ve anksiyete, küresel ekonomide her yıl yaklaşık 1 trilyon dolar üretkenlik kaybına yol açmaktadır.
Üstelik uzmanlar, ruh sağlığı sorunlarının ekonomik yükünün önümüzdeki yıllarda daha da artacağını öngörmektedir. Bu hastalığın faturasının büyük kısmı sadece tedavi giderlerine değil; işe devamsızlık, düşük performans ve verimlilik kaybıdır. Şimdi bunu bir aile üzerinden düşünelim. Depresyon yaşayan bir ebeveynin profesyonel destek almaktan kaçındığını varsayalım.
İlk bakışta bu, bireysel bir sağlık sorunu gibi görülebilir. Oysa zaman ilerledikçe çalışma hayatı aksayabilir, gelir düşebilir, aile içindeki iletişim zayıflayabilir ve çocukların eğitim yolculuğu sekteye uğrayabilir.
TOPLUMSAL VE EKONOMİK FATURA
Eğitimdeki her kayıp, yarının nitelikli iş gücünü zayıflatır; zayıflayan iş gücü ise üretimi, verimliliği ve rekabet gücünü aşağı çeker. Başlangıçta tek bir bireyi ilgilendiriyor gibi görünen bir sorun, kelebek etkisiyle toplumsal ve ekonomik bir faturaya dönüşebilir. Çünkü güçlü ekonomiler, önce güçlü ailelerde ve bilinçli bireylerde filizlenir. Elbette aynı durum iş dünyasında da karşımıza çıkıyor. Bir şirket yöneticisinin, "Yapay zekâ bize lazım değil.", "Dijital dönüşüm geçici bir moda." ya da "Biz yıllardır böyle çalışıyoruz." diyerek değişime direnmesi, kısa vadede bir sorun yaratmıyor gibi görünebilir. Ancak bu yaklaşım, uzun vadede şirketin rekabet gücünü, verimliliğini ve pazar payını kaybetmesine neden olabilir. Çünkü günümüz ekonomisinde değişimin maliyeti değil, değişime geç kalmanın maliyeti çok daha yüksektir. Yakın ekonomik tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Bir dönem küresel pazarlarda sektörüne yön veren dev teknoloji şirketlerinin bir kısmı, değişimin gerisinde kaldıkları ve yenilikleri zamanında okuyamadıkları için bugün faaliyetini sürdüremiyor. Bugün aynı sınav yapay zekâ, siber güvenlik, yeşil dönüşüm ve veri ekonomisi alanlarında yaşanıyor. Küresel rekabet artık daha hızlı öğrenen, veriyi doğru okuyan ve değişime çevik uyum sağlayan kurumları öne çıkarıyor. Yeniliği görmezden gelmenin bedeli ise pazar payı kaybı, azalan verimlilik, nitelikli insan kaynağının başka kurumlara yönelmesi ve zayıflayan rekabet gücü olarak karşımıza çıkıyor.
TABLOLAR BENZİYOR
Ülkeler açısından da tablo farklı değil. Bilime, eğitime, teknolojiye ve inovasyona ayrılmayan her kaynak, gelecekte vazgeçilen yüksek katma değerli üretim anlamına geliyor. Bugün ertelenen bir Ar-Ge yatırımı yarının dışa bağımlılığına, ihmal edilen mesleki eğitim ise nitelikli iş gücü açığına dönüşebiliyor. Kalkınma, bugünün doğru kararlarının yarınki karşılığıdır.
Aslında ekonomi, para yönetiminden önce karar yönetimidir. Belki de bugün kendimize şu soruyu sormamız daha uygun olacak: "Bir karar alırken yalnızca bugünü mü düşünüyoruz, yoksa o kararın çocuklarımıza, kurumlarımıza ve ülkemizin geleceğine bırakacağı ekonomik izi de hesaba katıyor muyuz?" Ekonomi, evde başlayan ve ülkenin geleceğine uzanan uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta alınan her bir karar, görünmeyen bir maliyet ya da geleceğe bırakılan değerli bir yatırım olabilir. Düşüncesizliğin maliyeti ise bütçelerle değil, kaybedilen geleceklerle ölçülür.
