Dinç Bilgin'in yakın geçmişin karanlık ilişkilerine ışık tutan mülakatının ikinci kısmına bugün de devam ediyoruz. Çünkü Dinç Bey hem bizim gazetemizin eski patronu hem de Türkiye'nin yakın geçmişinin en önemli tanıklarından birisi. Onun değerlendirmeleri dünü ve bugünü anlamak bakımından çok değerli. Dinç Bilgin bu açıklamalarına yazılı basından sonra TV'lerde de devam ediyor ve çok ilginç şeyler anlatıyor. Dün kendisini TV 24'de izledim. Konuşmasının her bölümünde ısrarla Yeni Asır'ın demokrat, liberal, özgürlükçü bir gazete olduğunun altını özellikle çizdi. Sanki hem biz Yeni Asır ailesine "çocuklar, sizden daha demokrat bir gazete bekliyorum" mesajını veriyordu; hem de Yeni Asır'ı demokrat yayın politikasından dolayı eleştirenlere bu gazetenin şeceresini hatırlatma ihtiyacı duyuyordu.
Biz yine Dinç Bilgin'in dünün devamı olan anlatımlarına kulak verelim:
"Bizim aile, gazeteciliğin dışında hiçbir iş yapmamıştı. Ben Yeni Asır'dan çok iyi paralar kazandım. O paralarla İstanbul'a gelip Sabah'ı çıkardım. Sadece gazetecilik yaparak Türkiye'nin en fazla vergi veren ilk elli şirketi arasına girdi Sabah. Ama 1995'ten sonra Türkiye'de neredeyse bir ganimet paylaşımı yaşanmaya başladı."
"Türk ordusu da değişecek. O da mutlaka 21. yüzyılın ordusu olacak. İleri teknoloji kullanan, gönüllü ve profesyonel bir ordu olacak. 19. yüzyılın, Napolyon'un başlattığı yığınların ordusu olmayı bırakacak. Böyle gönüllü profesyonel bir ordunun içinden askeri düşünürler çıkacak. Şimdi çıkmıyor, çünkü çıkması için askerlikten gerçekten zevk almaları lazım."
BUGÜN BASIN ÇOK SESLİ
Eski tür medya ilişkileri sürseydi, bugün Türkiye'de ne Ergenekon ne de Balyoz soruşturmaları yapılabilirdi. Basının bir kısmı Ergenekon'u ve diğer korkunç olayları yok saydı ama geri kalan kısmı da olan biteni yazdı çizdi. Taraf kadar yazmadılarsa da yazdılar. O açıdan bugün geçmişten farklı olarak çok sesli bir basın var. Mehmet Barlas doğru söylüyor. 28 Şubat'ta gazeteler ortak başlıklarla çıkıyordu. Çünkü aynı yerden besleniyorlardı, haberler aynı kaynaklardan geliyordu. Söz gelimi, Aczmendilerle ilgili haberi, bize, Hürriyet 'e, Milliyet'e, atv'ye, Star televizyonuna aynı yerden servis yaparlardı."
KAPATILMAYACAK DEMİŞTİM
"Ergenekon lehine haberler yayımlamazdım. 367 soytarılığına da kesinlikle razı olmazdım. Eğer Sabah'ın başında olsaydım, 27 Nisan muhtırasına da, parti kapatmaya da mutlaka karşı çıkardım. Eski gazeteci arkadaşlarıma, "AKP'nin kapatılması mümkün değil. Buna, zamanın ruhu da, dünya da izin vermez" dedim ama inandıramadım. Onlar, AKP'nin kapatılacağına ve başlarına gelen musibetlerden kurtulacaklarına o kadar fazla inanmışlardı ki... Parti kapatılmasını desteklediler. Çok ayıptı bu. Benim özlediğim basın, ayıp yapma lüksü olmayan bir basın... Onun için de böyle bir basının da devletle mümkün olduğu kadar parasal iş ilişkisi olmayacak."
HEDEFİ KAYBETMİŞTİM
"Benim hayattaki bütün pişmanlıklarım gazetecilikle ilgili. Hızlı yükseliş dönemimde acımasız olduğum dönemlerim oldu. Farkında olmadan kaç kişinin üzerinden geçtik. Onları kesinlikle yapmazdım. İyi yaşamak, büyük servet sahibi olmak, diğerlerinden geri kalmamak gibi nedenlerle bilmediğim bir alana, banka işine girdim. Oysa hayatta arkasından gideceğin, peşini kovalayacağın güzel şeylerin olması lazım. Ben onu kaybetmiştim. Ben vicdan ve demokrasi mücadelesi hedefini kaybetmiştim."
KATKIM OLSUN İSTERDİM
"Türkiye'de yaşanan büyük değişiklikte bir rolüm ve katkım olsun isterdim ben de. Ama insaflı da olmam lazım. Aynı şeyi yapabilir miydim? Hayır yapamazdım, onu beceremezdim. Ama vicdanı olan bir gazete çıkarırdım. Çünkü dünya öyle bir dünya oldu ki, bu yeni dünyada haklı olmaya mecbursunuz. Dünya artık haksızlık yapmayı yasakladı. Mutlaka doğru olanı yapmanız lazım. Demokrat ve vicdanlı bir gazete çıkarmayı çok isterdim. Günübirlik bir iş yapıyorsanız mutlaka hata yaparsınız. Ama vicdanlı olunca, hatadan geri dönmek ve özür dilemek mümkün olur."
