Dinin asıl amacı insanların Allah'ı tanıması ve ahlak güzelliğine sahip olmasıdır. Bunu dile getiren şöyle bir klişeleşmiş söz vardır: "Allah'a saygı ve yaratıklarına şefkat göstermek." (et-ta'zimü li-emriilah ve'ş-şefekatü ala halkıllah). Günümüzde sokak köpeklerinin yol açtığı tehlikeler sebebiyle onlarla nasıl baş edeceğimiz konusunda kafalarımız biraz karışıktır. Ama bu durum "yaratıklara karşı şefkatli olmak"tan kimseyi alıkoymamalı. Bu konuda kültürümüzde, özellikle Peygamber Efendimizin davranışlarında birçok örnek olay vardır.
HAYVANLARA ŞEFKAT
Hz. Peygamber, bir askeri sefer sırasında Kızıldeniz sahilinde Cuhfe yakınlarındaki Arc'dan (Medine'ye 120 km) ayrılıp hemen yakınındaki Talub'a gitmektedir. Bu sırada yol kenarında bir dişi köpekle kendisini emmekte olan yavrularını ve köpeğin onları korumak için hırladığını görür. Bu hengame içinde ashabın veya bineklerinin yanlışlıkla köpeğe ve yavrularına zarar vermemesi için Cemil b. Süraka'ya ordu geçinceye kadar orada durup hayvanların ürkütülmemesini emretti. Peygamber Efendimizin bu konudaki hassasiyetine ilişkin başka birçok rivayet nakledilmektedir. Bunlardan birine göre, bir yolculuk sırasında mola yerinde üstlerinde bir çöl toygarının (serçe büyüklüğünde bir kuş) uçup durduğunu gören Allah Resulü kuşun yumurtasını kimin aldığını sormuş, bir kişi kendisinin aldığını söyleyince de yumurtayı aldığı yere koymasını emretmişti. Bir defasında da ihtiyacını gidermek için bir hurma bahçesine girdiğinde orada bulunan bir devenin gözyaşları içinde inlediğini görüp yanına vardı, hüzünlü devenin sırtını ve kulaklarının arkasını okşayınca hayvan sakinleşti. Ardından Hz. Peygamber devenin sahibini ikaz etti ve şu sözleriyle azarladı: "Allah'ın sana mülk olarak lütfettiği bu deve hakkında Allah'tan korkmaz mısın? Bak bu hayvan, onu sürekli çalıştırıp yorduğunu ve aç bıraktığını bana şikayet ediyor."
UHUD DAĞINI SEVERİZ
Peygamber Efendimizin "Şüphesiz Uhud bir dağdır, o bizi sever biz de onu severiz" sözü de canlı-cansız ayırımı yapmaksızın varlığa bakışını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. İnsanların bir dağı sevmesi anlaşılır olmakla birlikte dağın insanları sevmesi, ancak külli bir varlık ve evren fikrine sahip olmakla kavranabilir. Melek, cin, insan, hayvan, bitki ve cansız bütün varlıkların yüce bir kudret tarafından var edildiği ve her birinin kendine özgü bir dille her an O'nu övgü ve şükranla anıp yücelttiği bilinirse dağın da sevebileceği anlaşılır. Bu konudaki ayetlerden birinin anlamı şöyledir: "Görmez misin ki, göklerde ve yerde olanlar, havada kanatlarını açarak süzülen kuşlar Allah'ı tesbih ederler. Hepsi duasını ve tesbihini bilmekte, Allah da onların bütün yaptıklarını bilmektedir." (Nur suresi, 24/41)
