Son günlerde dünya olaylarının neyini konuşacağız, tartışacağız diye kafa yormaya gerek var mı, sorusu eminim hepimizin beynini felç etmiş durumda. Öylesine karışık bir düzenden geçiriyoruz ki; doğrular ve yanlışlar birbirine düğüm olmuş. En sihirli parmaklar bile çözemez, en zeki insanlar da sınıfta kalır. Amerika hikayesi kabak tadı verdi artık. Biz çoktan bıktık da maşallah liderler hiç pes etmiyor. Allahtan 200 yıl kadar uzun bir ömrümüz yok. Yüce yaradan işi biliyor. Bu ne hırs, bu ne aç gözlülük. Herkesin mutlu olduğu bir dünya tasvir etsek; sadece güzelliklerin yaşandığı, kimsenin kimseyi kırmadığı incitmediği siyah rengin olmadığı, üzüntülerin sadece korku masallarında kaldığı. Hayal etmesi bile güzel anlamlı. Hayatın sadece biyolojik bir süreç olmadığı, hayatı anlamlandırmak ve derinliğini çözümlemek adına yüzyıllardır düşünen insanoğlu bir sonuca varamamıştır. Gerçekten insan bu dünyaya neden gelmiştir? sorusunun cevabını hala bulamıyoruz.
'İYİMSER BAKAMIYORUM'
Savaş kelimesinden bıktık. Barışı anlatan o güzel cümleler ne kadar uzaklarda kaldı. Bir yapay zekamız eksikti, oda hoş geldi fakat sefa geldiğini hiç zannetmiyorum. Bakalım başımıza ne çoraplar örecek. Maalesef iyimser bakamıyorum. Amerika'nın pardon tabiri caizse azgınlığı yüzünden dünya felakete doğru at koşu gidiyor. Her şeyiyle tuhaf gibi görünen ve sıkı sıkıya sarılmamız gereken ciddi ve yalnız bir evren boşluğu içinde yol alıyoruz. Düşünmemeye çalıştıkça kendinizi daha fazla düşünür halde buluyoruz. En güzel şeyler bile bir gün bitmeye mahkumdur. Ne yaparsanız yapın tükenen bir duygunun peşinden koşturamazsınız. Son dönemde hayatın olumsuz akışına karşı duramıyorsunuz.
'İLGİNÇ BİR DÖNEM'
Amerika'nın kendi içinde sert esen rüzgarları, dünyanın neresinde erozyon yaratacak soruları ile hepimizin kafası karışık durumda. Her zaman farklı planları olan ve daima sağ gösterip sol vurmayı bilen bu ülkeden korunmak için zaaflarımız kontrol altında tutmamız gerekiyor. Yeni bir hikâyenin tartışması başladı. Jeffrey Epstein davası, hem ABD'nin hem de dünya gündeminden düşmüyor. Reşit olmayanlara yönelik sistematik istismar iddiaları, Epstein'in siyasetçilerden iş insanlarına uzanan geniş temas ağı. Dünya ilginç bir dönemden geçerken, İran ve Venezuella olayların arasına yerleştirilen ve insanların yüreğini ağzına getiren pedofili durumları. Sosyal medyayı bombardımana tutan görüntüler.
'ORTALIĞI SEL BASTI'
Tüm bu karmaşık süreç boyunca kamuoyunun yanıtını aradığı temel sorulardan biri de bu hikâyenin merkezinde ve çevresinde yer alan aktörlerin kimler olduğu. Yapay zekanın masumiyeti tartışıla durulsun görüntüler atın semerinden kurtulup şahlanması gibi ekranlarda akıyor. İçimiz acıtan bu acı tablolar bu denli nasıl saklandı da şimdi muslukları patlamış sular gibi şarıl şarıl ortalığı sel bastı. Zehirli sarmaşık zihinlerin toplumların ve insanlar üzerindeki acımasız planları nasıl keşfedilmedi. Aslında Hollywood filmlerinde tüm bu hikayeler servis edildi. Hepimizde zevkle izledik. Bir dönem sinema kuyruklarında kara borsa biletleri bile kapış kapış alırdık. Hemen aklıma Doktor Moreau'nun Adası, İngiliz yazar H.G. Wells'in 1896 tarihli bir bilim kurgu romanı geldi. Çocuklar için yazılmış bir roman. İçeriği ilginçtir. Kurtulduğu gemi kazasının ardından ıssız bir adaya düşen Edward Prendick, daha ilk dakikadan itibaren karşılaştığı tuhaflıklarla ve gizemlerle dolu bu adada hayatta kalma mücadelesi verir. Korkuyla ve panikle geçen aylar boyunca canını korumaya çalışırken bir yandan da insanlığı şaşkına döndürecek birtakım sırlarla başa çıkmak zorunda kalır. H.G. Wells'in etik, ilim, acı ve insanlık gibi birçok konuya değindiği bu tüyler ürperten hikâyesi, kontrol altında tutulmayan gücün güç sayılmayacağını gösterirken, aynı zamanda bilimin kötü niyetli ellerde nelere yol açabileceğini de gözler önüne seriyor.
'ASKIDA KALAN SORULAR'
Bizi rahatsız eden şey birinin acı çekmesi midir, yoksa acısının ses bulması mı? Ya da bu ses sinirlerimizi altüst ettiği vakit içimizi kaplayan merhamet duygusu mu? Asıl sorun bir yerlerde kıyametler kopması mıdır yoksa kopan kıyametlerin ucunun bize dokunması mı? Yeni dünya profilinin yeni adı "HOŞ GELDİNİZ ZOMBİLER" Cevabını alamadığımız askıda kalan sorular sorular. Dünya gözle görünen bir soykırımdan geçiyor ve maalesef seyirci bırakılmak zorunda kalıyoruz. Yüce Allah'a sığınmak ve yüreği taş olmuş zihinlere merhamet dilemek çaresizliğindeyiz.
