Konuşmayı bilmiyoruz. Birbirinin sözünü kesen, karşısındakini dinlemeyen, hep kendi söylediğinin doğru olduğuna inanan konuşmacıların yer aldığı tartışma programlarından söz etmiyorum. Evet, o platformlarda da konuşamıyoruz, sosyal medyada da, evlilik programlarında da. Ama en çok ikili ilişkilerde. Ve aile içinde.
Kendimizi ifade edebileceğimiz, kendimiz olabileceğimiz yerlerin başında evimiz gelir. Konuşmayı aile içinde öğrenir ve öğrendiğimiz kelimeleri arka arkaya sıralamaya başlarız. İlk başta sevinçle karşılanır söylediğimiz ilk kelimeler ve cümleler ama kısa sürede veto yemeye başlarız: "Çok konuşuyorsun", "Büyüklerin yanında konuşulmaz", "Sen sus!", "Şimdi yeri değil!" gibi uyarılarla duygularımız bastırılır.
Hem aile hem okuldaki eğitimin yetersizliğini de göz önüne aldığımızda dili iyi kullanmayı öğrenemediğimiz de ortada zaten.
GERÇEK BEN
İyi bir televizyon izleyicisi ve gözlemci olarak, gördüğüm ikili ilişkilerde sınıfta kaldığımız. Mesele evlilik programlarında flört eden çiftlere bakalım. Sınırlı sürelerde birlikte olabiliyorlar. 2-3 dakikalık bir "Kırmızı Oda" muhabbeti ve birlikte yemek veya sohbet etme imkanları oluyor. Peki, bu süreci nasıl geçiriyorlar? Gereksiz muhabbet ve çocukça hareketler ve konuşmalarla. Birbirinden elektrik alan ama birbirini tanımayan iki insan bir araya geldiğinde "Nasılsın, ne yapıyorsun, eee daha daha ne var, ne yaptın?" gibi muhabbetlerden ileriye gitmesi lazım. Veya "Seni çok seviyorum, iyi ki varsın" gibi romantik sözlerin ötesine.
Birbirlerini tanımaya çalışmaları gerekir. Nelerden hoşlanırlar, hangi tür müzik, kitap, sevdiği yazarlar, filmler, hayaller, gelecek planları vs... Sürekli "ben" diyerek içi boş davranışlar sergilemek yerine gerçekten o "ben"i oluşturan fikirlerden bahsetmek daha doğru olmaz mı?
ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ
Karşımızdakini tanımadan nasıl sağlam bir beraberlik oluşturabiliriz. Veya kendimizi tanımadan! Belki de kendimizi iyi tanıyamadığımız için karşımızdakine ifade edemiyoruz. Kendi düşüncelerimizden emin değiliz. Yaşamdan ne istediğimizi bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de kendimizi anlatamıyoruz. Veya özgüvenimiz yok. Ya düşüncelerimizden ötürü beğenilmezsek ve eleştirilirsek ve de terk edilirsek! Bu nedenle de kendimizi tutmayı ve bastırmayı tercih ediyoruz. En kolay yol duygularımızı bastırmak. Böyle alışmışız. Hep "mış" gibi yapıyoruz. Olmadığımız karakterlere bürünüyoruz. Ama gerçek olmadığı için esas gerçek en ufak bir olayda ortaya çıkıyor. O zaman da istenmeyen olaylar patlak veriyor.
En önemli şey dürüst olmak. Ama ne kadar dürüstüz? Ne kadar samimiyiz? Kendimize ve başkalarına? Esas üzerinde durmamız gereken konular bunlar bence.
