Futbolda bazen tabelaya bakarsınız, her şey kötü görünür. Bir de sahaya bakarsınız, gelecek için başka bir hikaye görürsünüz. Türkiye'nin Fransa karşısındaki 1-0'lık mağlubiyeti de biraz böyleydi. Sonuç elbette istediğimiz değildi. Hele kendi sahamızda oynadığımız bir maçtan puansız ayrılmak kolay kabul edilecek bir durum değil. Ama karşımızda sıradan bir takım olmadığını da unutmamak gerekiyor. Mbappe, Olise, Cherki, Rabiot gibi yıldızlarıyla Fransa sahadaydı. Buna rağmen Milliler, maçın özellikle ilk bölümünde rakibinden çekinmeden oynadı. Ve bu takımın en güzel tarafı, korkmadan futbol oynayabilmesi. Bunun en büyük göstergelerinden biri de Arda Güler... Arda artık yalnızca "geleceğin yıldızı" diye anlatılacak bir oyuncu değil. Bugünün Milli Takımı'nın oyun aklının önemli parçalarından biri.
ARDA'NIN FARKI BU
Fransa karşısında top ayağına geldiğinde tribünlerin heyecanlanmasının bir sebebi var. Çünkü Arda'nın ayağından çıkan her pas, her orta, her şut bir ihtimali beraberinde getiriyor. İlk yarıda Ferdi Kadıoğlu'nun kafa vuruşunda da Arda'nın imzası vardı. İkinci yarının başında kullandığı kornerde İsmail Yüksek'in kafa vuruşu yine gole çok yaklaştı. 75. dakikada ise Arda, ceza sahası içinde dar açıdan yaptığı vuruşla Maignan'ı bir kez daha zorladı. İşte Arda'nın farkı burada. Oyun sıkıştığında sorumluluk almaktan kaçmıyor. Bir başka güzel görüntü ise Ferdi Kadıoğlu'ydu. Ferdi'yi izlerken insanın aklına ister istemez şu geliyor: Bu çocuk gerçekten her yerde oynayabilir. Savunmada görevini yapıyor, hücumda boşluk bulduğunda ileri çıkıyor, rakip ceza sahasına kadar gidiyor. Fransa karşısında Arda'nın ortasına yaptığı kafa vuruşuyla gole yaklaşması bunun en güzel örneklerinden biriydi. Ferdi'nin enerjisi, temposu ve oyunun iki yönünü de oynayabilmesi Milli Takım için büyük bir avantaj. Üstelik bu maç bize yalnızca Arda ve Ferdi'yi de göstermedi. Uğurcan'ın ilk yarının sonlarında Olise'nin şutunda yaptığı kurtarış, Milli Takım'ın oyunun içinde kalmasında önemliydi. İsmail Yüksek'in mücadelesi, Barış Alper'in savunma arkasına yaptığı koşular da takımın kazanma isteğini gösterdi. Evet, sonunda kaybettik. Ama bazen bir mağlubiyetin içinde de kazanılabilecek şeyler vardır. Fransa karşısında alınan yenilgiden sonra şimdi önümüzde İtalya var.
UZAK İHTİMAL DEĞİL
Hem de fazla beklemeden... 28 Eylül Pazartesi günü (yarın) Bursa'da İtalya'yı konuk edeceğiz. İşte asıl mesele burada. Fransa maçında gördüğümüz cesaret, mücadele ve özellikle genç oyuncuların özgüveni İtalya karşısında skora dönüşebilir mi? Neden olmasın? Fransa karşısında kaybettik diye umudu kaybetmenin anlamı yok. Tam tersine, bu maç bize takımın güçlü rakiplere karşı sahaya çekinmeden çıkabileceğini gösterdi. Arda'nın ayağında umut var. Ferdi'nin koşusunda umut var. Gençlerin cesaretinde umut var. Ve belki de en önemlisi, bu takımın kaybetse bile oyunundan tamamen kopmayan bir karakteri var. Şimdi yapılması gereken Fransa maçının üzüntüsünde kalmak değil. Çünkü futbol bazen size ikinci bir fırsatı hemen verir. Bizim ikinci fırsatımızın adı İtalya. Ve bu kez tabelada farklı bir hikaye yazmak hiç de uzak bir ihtimal değil.
