Geçen haftaki 'Bırakmak' temalı yazım, sanırım pek çok kişinin açık yarasına dokundu. Yazıda, gerçekten büyümenin, aynı zamanda bir şeyleri geride 'bırakmakla' eş anlamlı olduğunu savunuyordum.
Bazen sahip olduklarımızı elde etmek bir ömür sürdüğünden pintileşiyor, bırakmayı bir türlü öğrenemiyorduk. Bu, yolunda gitmeyen bir eş de, kariyer de, alışkanlık da olabiliyordu.
Hatta bir kitabı, bir filmi, bir tabak yemeği bile bırakmayı göze alabilmek, sandığımızdan çok daha zor oluyordu. Bırakamadığımız şeyler de, zamanla sahibimiz haline geliyordu.
Kimdi asıl köle olan? Mesaisi bitince işten çıkan personel mi, iş bitince de işyerini düşünmeyi bırakamayan patron mu? Kiracı mı evinin kölesiydi, ev sahibi mi?
Yazlıkçı ara ara evinin tadilatını yapmak zorundaydı, yazlığı olmayan yurt dışında tatildeydi.
Hiçbir yazını aynı yerde geçirmiyordu.
Yazar dostum Selda Terek Bilecen, bu yazıyı çok beğenmiş, telefon açtı.
Bakmayın siz onun beğendiğine... Beğenir ama bir soru sorar, bıçağı takar, içinizde çevirir. Kanarken haberiniz olur.
- Harika bir yazı ortak, dedi. Peki ama bu felsefeyi anlamış senin gibi bir adam, bir şeyleri bırakabiliyor mu? Yoksa sadece bize mi anlatıyor?
Doğru söylüyordu ve hep olduğu gibi, 'Sen hocanın dediğini yap, yaptığını yapma' bahanesine sarılıyorduk. Kabul ediyordum, ben de her zaman bırakamıyordum ama, eskisine oranla hayli iyiydim bu işte... Yeni bir soru geldi.
- Peki, yolunda gitmeyen bir şeyi illa ki tümden bırakmalı mıyız?
Bu, o şeyin ne kadar yolunda gitmediğine bağlıydı. Elbette yaşamımızda parazit yapan her olguyu şakkadanak hayatımızdan çıkarmamız mümkün değildi. Tersine, bazen 'bırakmak', farklı bir anlama da gelebiliyordu.
Örneğin, savaşmadan çekilmek, öylece bırakmak, büyüdüğümüzü değil, korkak olduğumuzu gösteriyordu.
Evet, korkaktır insanlar. Psikolojide 'Batık fırsat maliyeti' diye bir kavram vardır.
İnsanlar bu yüzden kaybederler ve kumarhane hep kazanır.
Çünkü insan, kaybetmekten hoşlanmaz.
'Peki ya bu sefer kazanırsam?' der. 'O kadar kaybetmişken eve dönemem' der.
'Bu kadar yatırım boşa mı gitsin yani?' diye sorar. Bu yüzden hayatındaki iyi şeyleri olduğu kadar, kötü şeyleri de bırakamaz ve ne yazık ki bunun farkında dahi olmaz.
Ve kumarhane (hayattır bu yazıda) hep kazanır.
Gelelim Selda'nın sorusuna: Kimi zaman bir şeyi komple bırakmak zorunda olmak, vaktinde bırakmamaktan, azaltmamaktan, haddini bilmemekten, hayır diyememekten kaynaklanır.
- Sigarayı günde iki paket içmeyi bırakmazsan bir gün sigara seni komple bırakacak.
Azaltırsan belki hayat boyu yemeklerden sonra hep bir tane tüttürürsün.
- Dayatmacı yakın dostuna vaktiyle hayır deyip kendi özgürlük alanını çizmiş olsaydın, onun dayatmalarını bırakmış olacaktın.
İşte o zaman, onu bir gün 'komple' bırakmak zorunda kalmayacaktın.
- Eşinin mızmızlıklarını kafaya takmayı 'bırakmış' olsaydın, onu kendi haline 'bırakmış' olsaydın, belki o sana daha çok yaklaşıp tekrar ilgine sahip olmaya çalışacaktı.
Bugün onu mahkeme salonunda bırakmış olmayacaktın.
Gördünüz mü? Bırakmanın da pek çok çeşidi var. Hıı, ne oldu, yazıyı okumayı bırakamadınız mı? Yaa, eğer bunun hepsini okumayıp bıraksaydınız, o popüler kadın yazarın röportajını okuyabilecektiniz. Oysa şimdi geç kaldınız, toplantınız var. Neyse canım, bir daha ki sefere ...
İyi insanın laneti
Hep iyi oldunuz da bir türlü insanlara yaranamıyor musunuz?
O kadar düşüncelisiniz ama hep ayılar sizi mi buluyor?
Millet deli oluyor, başkaları onların kahrını çekiyor, siz akıllısınız da hep başkalarını mı çekmek zorunda kalıyor, misal, gecenin sarhoşlarını hep siz mi eve bırakıyorsunuz?
Salyayı sümüğü hep siz mi çekiyorsunuz?
Çevrenizde ne kadar popüler ve her davete çağırılan insan varsa hepsi de mi çekiştiriliyor? Hiçbiri sevilmediği halde dünyanın ilgisini mi görüyor?
Ağlamayan çocuğa meme veriyorlar da, kapris yapmayan size gelince hep silikonlu mu o memeler?
Merak etmeyin, yalnız değilsiniz.
Tutankamon'un lanetinden daha büyük bir lanet varsa dünyada, o da iyi insanın lanetidir.
Hani bu toplumda ha iyi insan olmuş, ha cenabet gezmişsiniz, çok da farkı yok hani!
İnsanlar, uğruna bedel ödemedikleri şeylerin değerini kendiliklerinden bilemezler.
Ödetin onlara! Arkanızdan söylenirler ama yüzünüze övgüler düzerler. Deveye diken, insana mekan bu dünyada..
(Öyle değildi ama aile gazetesi bu, idare edin gari.) Unutmayın ki, bir dizi film bile, en fazla kötü adamı kadar iyidir.
Ceyar olmasa, Bobi'yi kim ne yapsın? Kızı verirler belki ama sonra kimse aramaz.
Diziler gibi, insanların da reytingi vardır ve bu reyting, dizinin hareketliliği ile doğru orantılıdır. Unutmayın!
İyilerin reytingi biraz düşük olur. İlk sezonda yayından kaldırırlar sizi.
