Bir arkadaşım vardı. Evde ya da işte düzenli olmaya çalışmamı, temizliğe dikkat etmemi, planlı yaşamayı sevmemi, notlar almamı ya da sistematik olmamı hep aynı kelimeyle açıklardı: "OCD." Başta bunu bir şaka gibi algıladım ama zamanla rahatsız etmeye başladı. Çünkü bu bir gözlem değil, bir etiket gibiydi. Masamı toplu tutmam, dolapların düzenli olması ya da iş planımı aksatmamak için ajanda kullanmam, onun gözünde bir tercih değil, bir takıntının işaretiydi.
'FAZLA OBSESİF'
Evime geldiğinde sadece beni test etmek için ayakkabılarımı farklı yere koyar, kendini haklı çıkarmaya çalışırdı.
Oysa ben bunu bir zorunluluk olarak değil, bir kolaylık olarak yaşıyordum.
Zamanla şunu fark ettim: Günlük hayatta birçok davranış kolayca bir teşhisin adıyla anılabiliyor.
Bir arkadaşımın dakik olması "kontrol takıntısı", bir başkasının yalnız kalmayı sevmesi "asosyal", planlı hareket eden biri ise "fazla obsesif" olarak tanımlanıyor. Sanki alışkanlık ile hastalık arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor.
'TİTİZ' DEĞİL 'OCD'
Ama burada yalnızca yanlış bir yorumlama değil, daha derin bir refleks var. İnsan zihni belirsizliği sevmez; anlamadığı şeyi kategorize etmek ister. Çünkü anlamak zaman alır, etiketlemek ise hız kazandırır. Belki de bu yüzden bugün birine "titiz" demek yerine "OCD", "üzgün" demek yerine "depresif", "mesafeli" demek yerine "kaçınan" demek daha kolay geliyor. Psikolojik kavramlar gündelik dile indikçe birbirimizi anlamaktan çok sınıflandırmaya başladık gibi... Bu durum yalnızca başkalarını değil, kendimizi anlatma biçimimizi de değiştirdi. Artık kendi davranışlarımızı da açıklamak yerine etiketliyoruz:
ETİKETLER
"Ben biraz anksiyeteyim." "Ben overthinker'ım." "Ben biraz OCD'yim." Bu cümleler çoğu zaman bir açıklamadan çok bir savunma dili. Çünkü etiket yalnızca anlam üretmiyor; aynı zamanda sorumluluğu da azaltıyor. Bir davranışı tercih olarak görmek onun nedenini anlamayı gerektirir. Ama onu bir tanıya dönüştürdüğümüzde artık üzerinde düşünmek zorunda kalmayız. Etiket, anlamanın yerine geçer. Ve çoğu zaman mesafe yaratır.
Bir psikoloğun söylediği bir cümle aklımda kaldı: İnsanlar çoğu zaman anlamak için değil, kendilerini rahatlatmak için tanımlar. Çünkü anlamak empati ister; empati ise zahmetlidir.
Oysa etiket koymak duygusal mesafe yaratır.
Belki de bu yüzden arkadaşım bana bir gün şöyle demişti: "Sen bu kadar düzenliysen mutlaka bir şeyden kaçıyorsundur." Oysa benim için düzen bir kaçış değil, bir yapıydı. Psikologların sıkça vurguladığı bir ayrım var: Bir davranış hayatı kolaylaştırıyorsa bu bir tercih olabilir; hayatı zorlaştırıyorsa ve kişinin kontrolünü ele geçiriyorsa bu bir sorun haline gelebilir. Yani mesele davranışın kendisi değil, arkasındaki kaygıdır. Benim düzenli olmam hayatımı kolaylaştırıyor evet.
Ama çevremde gerçekten zorlanan insanlar da gördüm. Bir tanıdığım, evden çıkarken kapıyı kilitlediğinden emin olmasına rağmen defalarca geri dönüp kontrol etmek zorunda kalıyordu. Çünkü kilitlemezse bir şeylerin kötü gideceğine dair yoğun bir kaygı hissediyordu. Onun yaptığı şey bir tercih değil, kaygıyı azaltma çabasıydı. İşte fark burada başlıyor.
OBSESİF DÖNGÜ
Düzeni seven biri bunu hayatını kolaylaştırdığı için sürdürür. Ama obsesif bir döngüde kişi davranışı rahatlamak için değil, bir endişeyi yatıştırmak için tekrarlar.
Birinde seçim vardır, diğerinde zorunluluk.
Kontrol, sağlıklı bir yaşam düzeni oluşturmak için kullanılabilir; ama kaygıyı bastırmak için sürekli tekrarlandığında bir yük haline gelir. Bir kapıyı kilitlemekle, kilitlediğinden emin olana kadar defalarca kontrol etmek arasındaki fark gibi. Birinde güven oluşur, diğerinde güven asla tam gelmez. Günlük dilde alışkanlıklara teşhis adı vermek kolay. Ama bu durum bir taraftan kavramı hafifletirken, diğer taraftan gerçekten bu durumla yaşayan kişiler için zorlaştırıcı bir alan da yaratıyor. Çünkü bir noktadan sonra herkes "biraz OCD" olduğunu söylemeye başlar.
SINIRLI DENEYİM
Oysa klinik bir durum hayatı düzenlemekten çok sınırlayan bir deneyim. Düzenli olmak yaşamı destekler; obsesyon ise yaşamı daraltır.
Aradaki çizgi ince ama belirgin: biri tercih, diğeri zorunluluktur. Ve belki de en önemli fark şudur: Düzen hayatı destekler; obsesyon ise hayatı daraltır. Ve aradaki fark, davranışın ne olduğu değil, sizi ne kadar yönettiğidir.
