• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Türkiye’nin iç ve dış güvenlik stratejisi

BÜLENT ERANDAÇ

Türkiye’nin iç ve dış güvenlik stratejisi

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 11 Kasım 2025

ABD Başkanı Donald Trump'ın DERHAL nükleer silah testlerine ilişkin açıklaması, hem siyaset sahnesinde hem de dünya kamuoyunda kafa karışıklıklarına neden oldu. Dünyanın önde gelen stratejik düşünce kuruluşları Trump'ın bu açıklaması sonrası, GÜVENLİK DOSYALARINI güncelleştirmeye hız verdi. Nükleer tehdidin parametrelerine kısaca bakalım. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2024 itibarıyla dünyada yaklaşık 12 bin 121 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Bu başlıkların yaklaşık 9 bin 585'i askeri stoklarda hazır durumda tutulurken, 3 bin 904'ü operasyonel kuvvetlerle konuşlandırılmış durumda.

SAVAŞ BAŞLIĞI KONUSU
Bunların yaklaşık 2 bin 100'ü yüksek operasyonel alarm seviyesinde bekliyor. Dağılıma bakıldığında dünyada en fazla nükleer silaha sahip ülkeler arasında Rusya, 5 bin 580 savaş başlığı ile birinci sırada yer alırken, ABD ise 5 bin 44 savaş başlığı ile ikinci sırada bulunuyor. Çin, 500 savaş başlığıyla üçüncü sırada yer alırken onu Fransa 290, İngiltere 225 savaş başlığıyla takip ediyor. Hindistan'ın 172, Pakistan'ın 170, İsrail'in 90 ve Kuzey Kore'nin ise 50 savaş başlığı mevcut. TÜRKİYE'NİN GÜVENLİK STRATEJİSİNDE PKK'NIN TASFİYESİ ÖNEMLİ BİR
BAŞLIK. Geçen hafta salı günü, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'da, Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslenirken, GÜVENLİĞE ilişkin konularda geniş bir yelpazede meseleleri değerlendirdiklerini açıklaması dikkatleri çekti. Çarşamba günü TBMM'de AK Parti grup toplantısında Erdoğan, önemli bilgiler verdi.

KIRMIZI ÇİZGİ
Erdoğan, Türkiye'nin güvenlik doktrinini anlatırken, ülkenin bekasını "kırmızı çizgi" olarak tanımladı ve hem sınır içinde hem sınır ötesinde güvenlik bakımından en küçük bir boşluk bırakmayacaklarını, terör örgütlerine alan açmayacaklarını ifade etti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 5 Ağustos'tan bu yana yürüttüğü çalışmaları önemli bir platform olarak niteleyen Erdoğan, bu komisyon çatısı altında farklı görüşlerin dile getirilmesinin, sürece dair tüm tarafların dinlenmesinin kıymetli olduğunu söyledi. Komisyonun, karar vericilere rehberlik edecek ciddi bir bilgi birikimi oluşturduğunu, hazırlayacağı kapsamlı rapor ve hukuki yol haritasının önümüzdeki dönemi şekillendireceğini ifade etti. TBMM'de Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 13 Kasım Perşembe günü toplanıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş kardeşlik komisyonunun çalışmaları ile ilgili son durumu anlattı: "Milli güvenlikle ilgili kurumlarımızın, başta Milli İstihbarat Teşkilatı ve Milli Savunma Bakanlığı unsurlarının, 'Evet, örgüt kendisini feshetmiştir, sahada ciddi bir silahsızlanma sağlanmıştır' diyerek bu tespiti yapmasından sonra Meclis'in konunun gerektirdiği birtakım yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesi mümkün olabilecektir. Bu çerçevede bizim komisyon olarak üzerinde durduğumuz konu ise bundan sonraki temel görevimiz, raporlamadır. Yani neler konuşuldu, bunun perspektifi nedir ve bundan sonra TBMM Genel Kurulu'na hangi teklifleri sunacaktır, bunları arkadaşlarla da diğer bütün partilerin temsilcileriyle de bir araya gelerek son görüşmelerimizi geçtiğimiz hafta yaptık ve onlar da hazırlıklarını yapacak ve sonunda bir raporu ortaya koyacağız." GÜVENLİK konusunun konuşulduğu günlerde, Türkiye'nin GÜ- VENLİK STRATEJİSİ'Nİ Prof. Dr. İsmail Safi ile konuştum. Prof .Safi'nin, Ankara Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi. Ayrıca, 24. Dönem İstanbul Milletvekili ve önceki dönem Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi olarak görev yapmış olması dolayısıyla yaptığı analiz çok kıymetli. Prof. Dr. İsmail Safi, "Türkiye'nin ve coğrafyanın güvenliği" sorumu değerlendirdi: "Tarihe ve dünya haritasına baktığımız zaman Türkiye'nin Türkiye'den çok daha büyük olduğunu görürüz. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti devleti bugünkü sınırlarının çok ötesinde, üç kıtaya kök salmış Selçuklu ve Osmanlı toprakları, İslam ülkeleri ve bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri ile geniş bir medeniyet alanına ve havzasına tekabül eden bir jeopolitik derinliğe ve sosyolojik gerçekliğe sahiptir. İşte böyle bir coğrafya ve tarihsel hasımlarla dolu bir dünyada Türkiye tarihsel yolculuğuna kesintisiz devam edebilmek için öncelikle çok güçlü bir ordu ve bu orduyu teçhiz edecek yerli ve milli sağlam bir savunma sanayii geliştirmek zorundadır." Prof. İsmail Safi, analizini şöyle sürdürdü: "Günümüzde güvenlik sorunları geleneksel yapısından giderek farklılaşmış ve ileri teknolojiyle bütünleşik, sofistike bir yapıya bürünmüştür. Dolayısıyla, ulaşım güvenliği, enerji güvenliği, sağlık güvenliği, çevre güvenliği, su güvenliği, gıda, tohum ve gen güvenliği, göç ve mülteci güvenliği, KBRN (kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer) güvenlik, alçak irtifa hava sahası güvenliği ve siber güvenlik gibi yeni güvenlik alanları ve sorunları ortaya çıkmıştır. Bu noktalardan hareketle, coğrafyamızın ve dünyamızın hızla büyük bir kaosa doğru sürüklendiği bir dönemde Türkiye'nin modern-demokratik ulus devletlerde rastlanan ve klasikleşen ancak yetersizliği kanıtlanan bir güvenlik yapılanmasıyla güvenliğini ve bekasını koruyamayacağı açıktır. Nasıl ki ABD 11 Eylül saldırılarıyla güvenlik paradigmasında ve yapılanmasında köklü bir değişikliğe giderek Anavatan Güvenliği (Homeland Security) adıyla İç Güvenlik Bakanlığını kurmuşsa benzer şekilde, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve son dönemlerde yakın coğrafyamızın içinde bulunduğu acil tehditler göz önüne alındığında, ülkemizi de benzer tedbirler almalıdır."

MİLLİ GÜVENLİK BAKANLIĞI
"Güvenlik Afet ve Acil Durum Bakanlığı" yani Milli Güvenlik Bakanlığı'nın kurulması elzemdir" diyen Prof. Dr. İsmail Safi, dikkat çeken notlar verdi: "Binlerce yıldır tarih sahnesinde olan, onlarca büyük imparatorluk ve devletler kuran ve bin yıldır Anadolu'yu kendine vatan ve yurt yapan Türk milletinin tarihsel düşmanlıklarla örülü bitmeyen güvenlik riskleri ve tehditleri olduğu gerçeği görmezden gelinemez. Asırlardır İslam'ın ve insanlık değerlerinin sancaktarlığını yapan, son büyük devletimizin ve medeniyetimizin temsilcisi Osmanlı Devleti'nin 20. yüzyılın başında düveli muazzama tarafından dramatik işgali tüm milletimizin hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu noktadan hareketle, Türkiye hem tarihsel nedenler hem de yaşadığımız coğrafyanın jeopolitik öneminden dolayı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da maruz kalacağı tehdit ve saldırılara karşı yeni bir güvenlik mimarisi çok iyi olacaktır."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.