26 Ağustos'ta başlayıp 30 Ağustos'ta zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçen Zafer Bayramı'nın 104. yıl dönümü kutlu olsun. Bu anlamlı günde Türkıye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve tum şehitlerimizi bir kez daha minnetle ve saygıyla anıyoruz. Aziz ruhları şad olsun.
TÖRENLERLE KUTLANDI
Büyük Zafer'in 104'üncü yıl dönümü Türkiye'de, dış temsilciliklerimizde ve dost ülkelerde anlamlı törenlerle kutlandı. Atatürk'ün manevi huzurunda yapılan törende Başkanımız Recep Tayyıp Erdoğan'ın Anıt Kabir şeref defterine yazdığı ve yayınladığı mesajlar derin ve anlamlıydı. Deftere şunları yazdı: "Aziz Atatürk... Bundan 104 yıl önce olduğu gibi, bugün de ülkemizi ve coğrafyamızı hedef alan menfur planlara müsaade etmiyor, milletimizin istiklal ve istikbaline kararlılıkla sahip çıkıyoruz. Ruhun şad olsun. Bugün, zulüm kimden gelirse gelsin engel olmaya, mazlum kim olursa olsun sahip çıkmaya çalışan, yeri geldiğinde bedel ödemekten çekinmeyen Türkiye vardır." Erdoğan'ın "Zulüm kimdengelirse gelsin" ifadesi küreselvicdanın siyasi kodlarınıiçeriyor. Uluslararası siyasetin,çoğunlukla çıkarlarınve ittifakların soğuk matematikselhesapları üzerindenyürüdüğü bir gerçektir.Çünkü, uluslararası ilişkilerdeebedi dostluklar değil,ebedi çıkarlar vardır kuralıgeçerlidir. Başkan Erdoğan'ın 30 Ağustos mesajında altını çizdiği "Zulüm kimden gelirse gelsin engel olmaya, mazlum kim olursa olsun sahip çıkmaya çalışan bir Türkiye vardır."ifadesi , Türkiye'nin küresel siyasette üstlendiği "vicdani hakemlik" rolünün açık bir mottosudur. Geleneksel dış politikada, zalimin kimliğine göre pozisyon alınmaktadır. Eğer zalim güçlü ise sessiz kalınmakta, zayıf veya hasımsa ses yükseltilmektedir. İşte bu noktada Başkan Erdoğan'ın büyük liderlik özelliği ortaya çıkıyor.
MERHAMETLİ VE KORUYUCU
Erdoğan'ın buradaki duruşu, "Dünya 5'ten büyüktür" teziyle de tam bir paralellik gösteriyor. Türkiye'nin egemen güçlerin huksuzluklarına karşı ses çıkarabilmesi, egemen bir devlet iradesinin en somut göstergesi olmaktadır. Erdoğan'ın mesajındaki, "Mazlum kim olursa olsun" ifadesi Türkiye'nin, merhametin ve koruyuculuğun derinliğine işaret ediyor. Sığınmacı krizlerinde Türkiye, mazlumun pasaportuna, mezhebine, ırkına bakmadı. İnsanları ayırmadı. Başkan Erdoğan'ın ifadesi sadece bugünün bir politikası değil, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan ve Cumhuriyet tarihinden devralınan tarihsel bir refleksin, modern siyasi dile dökülmüş bir gerçeğin ifadesidir. BURASI ÇOK ÖNEMLİ... Erdoğan mesajında "Bedel ödemekten çekinmemek" cümlesini kuruyor. Biliyoruz ki, küresel sistemde statükoya karşı çıkmanın, adaleti savunmanın ve mazluma kol kanat germenin ağır bir faturası vardır. Bu fatura bazen ekonomik yaptırımlarla, bazen diplomatik yalnızlaştırma çabalarıyla, bazen de asimetrik tehditlerle önünüze konur. Erdoğan bu ifadeyle, Türkiye'nin bu ahlaki duruşu sergilerken karşılaşacağı risklerin farkında olduğunu ve bu riskleri göze aldığını deklare etmektedir. Büyük liderler; geleceği görebilen, kriz anlarında soğukkanlı kalan ve verdiği sözü tutan ortak özelliklere sahiptir. Başkan Erdoğan'ın da vizyoner, kararlı duruş, güvenilir oluş fikri takipçilik ve liderlik özellikleri öne çıkıyor. (Vizyonerlik: Bugünü değil, yarını planlayıp topluluklara ortak bir hedef göstermektir. Güvenilirlik: Tutarlı davranmak, sözünde durmak ve güven ortamı yaratmaktır. Sorumluluk almak: Başarıyı ekibe mal edip başarısızlıkta ve krizde sorumluluğu üstlenmektir. Kararlılık ve cesaret: Zor durumlarda risk alabilmek ve net kararlar verebilmektir.) TARİH: 26 HAZİRAN 2015.
Suriye'nin kuzeyinde, Derin ABD-Siyonist İsrail'in terör yapısı, Türkiye'nin güney sınırlarını kuşatacak bir "terör koridoru" inşa etmek için haritalar çiziyordu. Başkan Erdoğan'dan yankısı bugüne kadar sürecek tarihi bir rest yükseldi. Erdoğan, net ve kararlı bir dille dünyaya seslendi: "Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin güneyinde devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz." Aradan geçen yıllar ve sahada bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle yazılan askeri tarih, bu cümlenin aslında Türkiye'nin yeni güvenlik doktrininin ilk manifestosu olduğunu kanıtladı. Türkiye, tehdidi sınırlarında beklemek yerine kaynağında yok etme stratejisine geçerek sözün arkasını doldurdu. Türkiye, emperyalist planların masa başında çizdiği haritaları sahada gerçekleştirdiği ardı ardına askeri operasyonlarla paçavraya çevirdi. Fırat Kalkanı Harekâtı (2016): Sınır hattında hem DEAŞ hem de YPG/PKK tehdidine karşı başlatılan ilk büyük hamle oldu. Fırat'ın batısı temizlenerek terör örgütünün Akdeniz'e uzanmayı hedefleyen o meşhur koridor hayali ilk kez ortadan ikiye bölündü. Zeytin Dalı Harekâtı (2018): "Afrin'e girilemez" diyen uluslararası baskılara meydan okunarak terör örgütünün kalesi niteliğindeki Afrin bölgesi militanlardan temizlendi ve güvenli hale getirildi. Barış Pınarı Harekâtı (2019): Fırat'ın doğusuna yönelik gerçekleştirilen bu operasyonla, sınır boyunca kurulmak istenen garnizon devletçiğinin omurgası kırıldı ve derinlemesine bir güvenlik şeridi oluşturuldu. Bu operasyonlar sadece askeri birer başarı değil, aynı zamanda Milli savunma sanayiinin (SİHA'lar, akıllı mühimmatlar) rüştünü ispat ettiği ve Türkiye'nin kendi göbeğini kendisinin keseceğini gösterdiği bağımsızlık ilanlarıydı.
TAŞLAR YERİNDEN OYNADI
Tarih: Ağustos 2026. 11 yıl sonra gelinen noktada Suriye sahasındaki taşlar tamamen yerinden oynadı. Yıllarca milyarlarca dolarlık silaha, TIR'lara sığmayan lojistik desteğe ve Batılı başkentlerin siyasi himayesine güvenen KCK-PKK terör örgütü bölgedeki yeni siyasi ve askeri gerçeklik karşısında tutunamadı. Nitekim terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG/SDG feshedilmesi, bu yapay projenin tamamen iflas ettiğinin en somut belgesi oldu. Zaman, Erdoğan'ın 2015 yılındaki o vizyoner ve tavizsiz duruşunu bir kez daha haklı çıkardı. Türkiye, sınırının hemen yanı başında bir "teröristan" kurulmasına izin vermeyerek sadece kendi toprak bütünlüğünü korumakla kalmamış, aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve bölgesel istikrarın da en büyük güvencesi olduğunu gösterdi. "Bedeli ne olursa olsun" denilerek çıkılan bu yolda, Türkiye'nin güneyinde bir terör devleti kurulmasına asla müsaade edilmedi. Sahada kazanılan bu stratejik zafer, Türkiye'nin bölgesel süper güç olarak oyun kurucu olduğunun tarihe düşülmüş en net notudur. Emperyalist ülkelerin Başkan Erdoğan'ın ZAFER BAYRAMI mesajına dikkat etmeleri faydalarına olacaktır. BAŞKAN ERDOĞAN-TÜRKİYE, KARARLI
DURUŞUYLA, Emperyalist ülkelerin terör koridorunu parçaladı. KURDURMADI. NOKTA.
