Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te, Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında bir araya gelen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin, tam 1,5 saat boyunca kapalı kapılar ardında dünya barışının geleceğini konuştu. Kritik zirve, küresel diplomasi koridorlarında "İstanbul Masası geri mi dönüyor?" sorusunun yeniden en yüksek sesle sorulmasına vesile oldu. Erdoğan ile Putin görüşmesinde, "Türkiye formülü masada" değerlendirmesinin yapıldığı belirtilirken, yapılan açıklamalar Ankara'nın iki yıldır ilmek ilmek dokuduğu dengeli arabuluculuk rolünün hâlâ en güçlü alternatif olduğunu gösteriyor.
PUTİN DE RAHATSIZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bişkek dönüşü Rusya Lideri Putin'le görüşmesi hakkında dikkat çeken bilgiler verdi: "Sayın Putin ile görüşmede özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri ele alma imkânımız oldu ve çok verimliydi. Türkiye, bölgemizdeki çatışmaların barışçıl noktadaki çözümünde roller üstleniyor. Özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de Sayın Putin'in de beklentisidir. Bir an önce istiyoruz ki, bu bölgede Rusya-Ukrayna arasında bir barış süreci de gerçekleşsin, bölgeye barış egemen olsun. Bu savaşın hem bölgemiz hem dünyamız hem de taraflar için hayırlı bir sonuç doğurmadığı ortada. Peki bundan Putin memnun mu? Memnun değil. Bir an önce bu işin hayırlısıyla sonuçlanmasını o da bekliyor. Biz barış için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu Sayın Putin'e ifade ettik. Savaşın değil, barışın kazanacağı bir gerçek. Bunun için de her türlü gayreti göstermeye hazırız." Bişkek'teki 1,5 saatlik Erdoğan-Putin görüşmesinde, dondurulmuş bir müzakere sürecinin motorunu yeniden çalıştırmak için önemli değerlendirmelerin yapıldığı konuşuluyor. Uluslararası diplomasi merkezlerinde Erdoğan-Putin görüşmesinin olası gelişmeleri değerlendirilirken, Rusya lideri Ukrayna savaşının sona erdirilmesi için barış sinyali verdi. Rus lider, Moskova ile Kiev arasında anlaşma sağlanabileceğini belirterek çözüm için hâlâ şans bulunduğunu söyledi. "Rusya ve Ukrayna'nın kendi aralarında anlaşmaya varması gerekiyor" diyerek ABD ve Çin dahil diğer ülkelerin sürece destek verebileceğini belirtti. Böylece İstanbul Masası'nı yeniden gündeme taşıdı. ABD ile temasların devam ettiğini belirten Putin, "ABD ile tam formatlı ilişkilerin yeniden tesis edilmesinden yanayız ancak bu, sadece bize değil, Amerikan tarafına da bağlı. Trump, bu konuda ilgili. Bunun olumlu sonuçlara yol açacağını umuyorum." ifadelerini kullandı. Putin ayrıca Ukrayna ile istihbarat servisleri üzerinden temasların sürdüğünü belirtti. Erdoğan-Putin Zirvesi'nin ardından Kremlin'in dış politika kurmaylarından, özellikle de Peskov ve Yuriy Uşakov'dan gelen peş peşe açıklamalar iki temel gerçeğe işaret ediyor: Türkiye Masası'nın merkezinde Karadeniz güvenliği var ve Ukrayna krizini çözebilecek yegâne zemin yine Türkiye. Erdoğan'ın Bişkek dönüşü sinyallerini verdiği, Moskova'nın da açık kapı bıraktığı bu süreçte yeni bir "İstanbul Masası" bağlamında ateşkes ihtimali çok yükselmiş görünüyor. Formül belli: Başkan Erdoğan; ABD Başkanı Trump, Rusya lideri Putin ve Ukrayna lideri Zelenski'yi İstanbul'da bir araya getirmeyi teklif ediyor. ABD Başkanı Trump, daha çok İran savaşı ile ilgileniyor ve Kasım'da seçime girecek. Erdoğan-Putin Bişkek görüşmesi ve Putin'in verdiği barış sinyali Trump için de bir fırsat. Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirerek seçime gitmesi için Trump'ın önüne bir zemin çıkmış durumda. Putin'in Bişkek'te Çin lideri Şi Cinping ile Ukrayna savaşını konuştuğu düşünülürse, son açıklamasındaki "Rusya ile Ukrayna aynı masaya oturmalı, bunu ABD ve Çin de destekleyecek" şeklindeki ifadesi bir barış sinyali olarak değerlendiriliyor. Türkiye, savaşın başından bu yana hem Kiev hem de Moskova ile doğrudan, üst düzey ve kesintisiz iletişim kurabilen dünyadaki tek NATO ülkesi konumunu koruyor. Rusya'dan yapılan "Türk tarafı bu öneriyi farklı düzeylerde getirmeye devam ediyor ve biz bunu değerlendiriyoruz" yönündeki açıklamalar, Rusya'nın Batılı aktörler yerine Ankara'yı güvenilir bir arabulucu olarak görmeye daha istekli olduğunu gösteriyor. Savaşta bir kilitlenme var. İki tarafın da askeri olarak mutlak bir zafer elde edemeyeceği gerçeği ve artan lojistik yıpranma oranları, her iki başkenti de ara formüllere yönelme eğilimi içine sokuyor. Başkan Erdoğan ile Putin, Bişkek'te Karadeniz güvenliğini ve lojistik istikrarını da enine boyuna konuştular. Ukrayna- Rusya savaşı ile birlikte Karadeniz'de sivil deniz taşımacılığının, tahıl koridorlarının ve hatta ticari gemilerin hedef alındığı, "gölge filoların" tehdidi ile tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Bu kritik gelişmeler sürecinde Türkiye; bölgesel istikrarın, küresel gıda güvenliğinin ve deniz hukukunun yegâne koruyucusu olarak sahneye çıkıyor. Türkiye, Karadeniz'in kaderini bölgesel sahiplik ilkesiyle korumakta kararlı. Türkiye, NATO'nun yeni güvenlik konsepti çerçevesinde Karadeniz'de inisiyatifi tamamen ele alarak iki kritik askeri mekanizmayı hayata geçirdi:
İSTANBUL MASASI
CTF-Black (Karadeniz Birleşik Görev Kuvveti): Türkiye'nin komutmasında ve ev sahipliğinde yürütülen bu yapı, Karadeniz'de yüzen mayın tehdidine karşı müttefiklerle ortak güvenlik devriyeleri icra ediyor. MNC-TÜR (Çokuluslu Kolordu Karargâhı): Bölgedeki askeri hareketliliği ve olası hibrit tehditleri izlemek, caydırıcılığı artırmak adına Türkiye liderliğinde kurulan çekirdek bir askeri üstür. Başkan Erdoğan'ın son Bişkek ziyareti dönüşü yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin vizyonunu net şekilde ortaya koyuyor: "Sadece Türk bayraklı gemiler değil, Karadeniz'deki tüm sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önemli." Afrika başta olmak üzere dünyayı tehdit eden yeni bir tahıl krizini önlemek için Türkiye, Karadeniz'de sivil gemi trafiğini kalıcı olarak güvenceye alacak uluslararası bir güvenlik mekanizması kurulması amacıyla mekik diplomasisi yürütüyor. Önümüzdeki süreçte Karadeniz'de kısmi bir güvenli bölge veya ticaret serbestisi anlaşması üzerinden "Küçük İstanbul Masası" kurulması söz konusu. Bu adımların başarısı, tarafları 2022'deki o büyük, kalıcı ateşkes müzakerelerinin yapıldığı asıl büyük masaya doğru çekebilir. Küresel jeopolitikte şartlar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın, barışa giden yolun haritası bir kez daha Başkan Erdoğan ve Türkiye'nin arabuluculuğunda İstanbul'un ev sahipliğinde çizilmeye yakın görünüyor.
