• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Tenisin ‘cool’ ikonu BJÖRN BORG

EKREM DURUL

Tenisin ‘cool’ ikonu BJÖRN BORG

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 10 Ocak 2026

1970'lerin tenis dünyasında sessizliği ve soğukkanlı tavırlarıyla fark yaratan Björn Borg, üst üste kazandığı Grand Slam'lerle tenis tarihinin ilk 'cool' ikonu oldu.

Spor tarihinde özellikle kadın hayranlarını peşinden sürükleyen, cool tavırlarıyla adeta bir rock yıldızı muamelesi gören ikon isimler vardır; David Beckham gibi, George Best gibi... Björn Borg ise tenis tarihinin belki de ilk cool sporcusuydu. Tenis dünyasının çıkardığı ilk pazarlama ikonlarından ve hatta dünya çapında kendisine uzmanlarca bu amaçla yaklaşılan ilk sporculardan biri. Fakat ne poz kesiyordu ne de buna ihtiyacı vardı. Kortta bağırmıyor, yumruğunu sıkmıyor, tribünlere oynamıyordu. Kazandığında da kaybettiğinde de yüzünde aynı ifade vardı: "Bunu bekliyordum." 1970'lerin dünyasında bu başlı başına bir meydan okumaydı. Herkes sesini yükseltirken, Borg sessizleşti. Herkes duygularını dışarı taşırırken, o içine çekti. Ve bu soğukkanlılık, rakipleri için sinir bozucu bir bilmeceye dönüştü. Çünkü karşılarında çözemedikleri bir şey vardı: Panik yapmayan bir adam. "Aura" dediğimiz şeyin erken bir örneğiydi bu. Bugün Sosyal medyada paylaşılacak tek bir hareketi yoktu belki ama herkesin aklında kalan bir duruşu vardı.

'BUZ ADAM' LAKAPLI
İkonik saç bandı, uzun sarı saçları, neredeyse kayıtsız görünen bakışları. Ona "Buz adam" denmesinin ardında tepkisiz, duvar gibi ve duygularını gizleyen biri olması yatıyordu.70'lerin yeni moda anlayışı da onun işine yaradı ve Borg stili de bu şekilde tamamlandı. İşte bu kendisiyle özdeşleşen saç bandı, sert ve soğuk tavrı, rakibi John McEnroe ile rekabetlerinin daha da ilgi çekmesine neden oldu. O kortta ne kadar soğuk ve ifadesizse McEnroe da bir o kadar duygularını dışa vuran, kortta kendisiyle konuşan ya da hakemler ve seyirciyle ağız dalaşına girmekten korkmayan bir karakterdi. İkilinin rekabeti bir anda dünyanın en ilgi çekici spor olaylarından birine döndü. Bu ikilinin 1980 Wimbledon finalinde 5 set süren ve Borg'un üstünlüğü ile sona eren maçı, tarihin hala en iyi Wimbledon finali olarak adlandırılıyor Üst üste kazanılan 5 Wimbledon, ve 6 Roland Garros.. Rakamlar zaten konuşuyor. Ama asıl mesele şu: Borg bu başarıları bir rock yıldızı edasıyla değil, bir zen ustasının sakinliğiyle kazandı. Kazandığında daha 25 yaşındaydı.

Avustralya Açık'a sadece bir kez katıldığını düşündüğümüzde, bu rakamın ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Björn Borg kariyeri boyunca girdiği Grand Slam'lerin yüzde 41'ini, oynadığı Grand Slam tekler maçlarının yüzde 89.81'ini kazandı. Bu iki rekor da hala kırılabilmiş değil. Ve sonra, zirvedeyken çekip gitti. Dram yapmadan, veda turları atmadan. Bu da cool'luğun son perdesiydi. En yüksek ses alkışken, kapıyı sessizce kapatmak. Devam etseydi neler oldu kestirmek güç. Tenis sonrasında daha çok gösteri maçları, nadiren turnuva takım kaptanlığı ve kendi adını taşıyan giyim markasıyla anılır oldu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.