Yavaş yavaş sızdılar hayatımıza...
Parkta oynayan çocuğa, balkonda oturan vatandaşa, tesadüfen sokaktan geçene derken.... Evimize kadar girdiler! Yaygın adları düğün magandası.
Son olarak 11 aylık Pera bebeğin yaşam hakkını elinden aldılar. Aydın'da evlerinin salonunda annesi ile oynayan 11 aylık Pera bebek, "yorgun mermi kurbanı" oldu! Çevrede bir düğün vardı, o düğüne çok (!) sevinen maganda silahını ateşledi ve o mermi önce evin salonuna girdi, tavandan da saparak Pera'nın başına isabet etti. Bir anda kanlar içinde kalan yavru, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Pera büyümeyecek artık. Hep 11 aylık! Bornovalı Arif de hep 11 yaşında mesela. 31 Aralık 2012 gecesi, evlerinin terasından havai fişekleri izlemek isterken hedef oldu maganda kurşununa. Yılbaşı, asker uğurlaması, düğün, nişan... Magandalara bahane de çok özel gün de.
Gelin biraz bu trajedinin hukuki boyutuna bakalım...
Bir başka olay... Yıl 2009. Yer, Ankara, Pursaklar. Mahalledeki düğün sırasında tabancayla 4 kez ateş eden maganda, karşı binanın dördüncü katında balkonda bulunan 3 yaşındaki çocuğun ölümüne neden oluyor. Neyse ki sanık bulunuyor. Hakkında "olası kasıtla öldürme" suçundan kamu davası açılıyor.
Ancak yargılama sonunda "bilinçli taksirle ölüme neden olmak" suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası veriliyor.
TERİMLERİ AÇALIM!
OLASI KAST; bireyin suçun kanuni tanımında belirtilen unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi, neticeyi istemese de "kayıtsız kalmak" suretiyle neticenin oluşmasına sebebiyet vermesi hali.
BİLİNÇLİ TAKSİRLE ÖLÜME SEBEP OLMA: Kişinin, "adam öldürme" neticesinin gerçekleşebileceğini "öngörmesine rağmen" fiili işlemesi.
Ölen üç yaşındaki çocuğun ailesi için sanığa verilen "4 yıl 6 ay hapis cezası", ömür boyu kanayacak yaraya tuz basmak gibi bir şey olsa gerek.
Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesi sanığa verilen hapis cezasını "az bularak" bozuyor. Dairenin kararında, "sanığın eylemin ölümle sonuçlanabileceğini ÖNGÖRMESİNE RAĞMEN sürdürmesinin, OLASI KASITLA ÖLDÜRME suçunu oluşturduğu" belirtiliyor.
Yerel mahkeme bozma kararı gereği sanığı 25 yıl hapis cezasına mahkum ediyor. Ancak bu kez de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz ediyor ve ekliyor: "Sanığın havaya ateş etmesi sırasında ne ölene karşı ne de üçüncü bir şahsa karşı kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir." İnsanın tam da bu noktada, MERMİNİN ALANINA GİRENLERDE Mİ KASIT diye sorup başını belaya sokası geliyor, değil mi! Neyse ki son sözü Yargıtay Ceza Genel Kurulu söylüyor ve şu tespitler yapılıyor:
* Sanığın ateşlediği mermilerin herhangi bir kimseye isabet etme ihtimali bulunmaktadır.
* Düğünde rastgele ateş eden sanığın GÖZE ALDIĞI, KABULLENDİĞİ ve KAYITSIZ KALDIĞI netice, ateşlediği mermi çekirdeğinin birine isabet etmesi, bu kişinin de ÖLMESİ veya YARALANMASIDIR.
NEREDE, NEREDE....
Bu detaylar bir önemli gerçeğin altını çizmek acısından önemli. Düğün magandaları birilerini öldürme olasılıkları olduğunu BİLİYOR, GÖZE ALIYOR, dahası KAYITSIZ KALIYOR.
Peki hepsi "4 yıl 6 ay" değil de, 25 yıl hapis cezasına çarptırılınca mutlu olacak mıyız? Hayır. Düğünlerimizden, kutlamalarımızdan, balkonlarımızdan, hatta evlerimizden uzak durdukları zaman mutlu olacağız, güvende hissedeceğiz.
O silahlar, ellerinden bellerinden "masum insanlara zarar verme ihtimali" nedeniyle SÖKÜLÜP ALINDIĞINDA mutlu olacağız.
Bir sözüm de silah taşımayı güzelleyenlere...
Polis değilsin, asker değilsin.
Belinde silahın ne işi var? O silahla kalabalıklar arasında ne işin var?
İnsan yaşamının en üstün değer sayıldığı uygar bir hukuk düzeninde -bu halinle- yerin neresi olur? Aklın ve vicdanın var mı? Varsa nerede? Bulursan kullanmayı düşünür müsün?
