• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Vazgeçmenin dayanılmaz hafifliği

FİLİZ ÖZKOL

Vazgeçmenin dayanılmaz hafifliği

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 10 Ekim 2022
1982 yılında Milan Kundera tarafından yazılan ve çok kısa bir sürede dünya klasikleri arasına girmeyi başaran "Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği" felsefi roman türünün en başarılı örnekleri arasında yer alıyor.
Dört farklı karakter etrafında şekillenen roman, birbirinden tamamen farklı ama bir şekilde birbiri ile bağlantılı bu karakterler özelinde varoluşçuluk, geleneksellik, aile, kadın erkek ilişkileri, siyasi otorite kavramlarını irdeliyor. Kitap, yaşamın ağırlığı ve hafifliği arasındaki sorgulama ile başlıyor. Yaşam tekrar eden bir döngü mü yoksa dümdüz devam eden ve öylece tek seferlik yaşanan olaylar bütünü mü?
Yazar bunu ağırlık ve hafiflik kavramlarını tanımlamak için kullanıyor. Yaşamda sonsuza kadar tekrar eden yinelemelerin bir ağırlık, bir defa yaşanan şeylerin ise hafiflik olduğunu söylüyor. Ve bir tesadüf sonucu tanışarak aşık olan Tomas ve Tereza'nın hikayesi ile olaylar başlıyor.

İNSAN İNSANA MUHTAÇTIR
İlişkiler kolay değildir. İnsan olmanın temelinde vardır. "İnsan insana muhtaçtır " cümlesinin altındaki derinliğin denklemi hiç de basit değildir. Birlikte yaşamanın incelikleri daha da zordur. Bizi biz yapan alışkanlıklarımızdır. Duygu paylaşımı hayatın inceliklerinde var oluş nedenlerimizdir.
Paylaşmanın bir diğer adı karşılıklı konuşmaktır. Kelimelerin gücü yüzyıllardır bizi birleştiren donelerdir. Tüm isteklerimiz ve duygularımız bu sihirli dil yeteneğimizde gizlidir. Tüm ilişkilerimizin güçlü anahtarı bazen bize yanlış oyunlar da oynar. Küçücük bir kelime ile tüm yaşantımız bir anda alt üst olabilir. Güzellikleri ve bitişleri başlatan ve sonlandıran da o minicik kelimelerdir. Seren gözyaşlarını silerek dik ve mağrur bir şekilde, 'Benim bu aşktan vazgeçmem gerekiyor' dediği zaman zor bir kararı vermiş olmanın garip bir hazzı içindeydi. Neden ve niçin diye sormanın anlamsızlığını bilenlerdenim.
Bazen bitmesi gereken biter. Son noktayı koymak zor gibi gelebilir ama bir sürecin bitişi bazen insana hafiflik bile yaratabilir.

AYRILIKLAR NİYE ZORLAR
Alışkanlık bizi kendine esir eden en önemli olgu. Biz bu duyguya gönülden bağlıyız. Çünkü başka seçeneğimiz yok.
Sadece yaşadıklarımızın esiriyiz. Gelecek kaygılarından güç aldığımız tek var oluş.
Belki bu yüzden bilmediğimiz denizlerin dalgasından korkuyoruz. Gelecek kazançlarımız, kaybedeceklerimizin karşılığı olabilir mi duygusu içinde geçmiş yaşamımıza daha çok bağlandığımız zamanlarda kendimize bile öfkelenebiliyoruz.
Oysa her yaşanan olay geleceğin geçmişine dönüşecektir. Keşfedeceğiz çok şey varken geçmişe takılı kalmanın anlamsız olduğunu kavramak biraz zordur.
Ne yaparsak yapalım; hayatımızın her anına sahip olamıyoruz. Yaşadıklarımızla, yapamadıklarımız arasında uzayıp giden bir pişmanlığın kayıp pazıllarını birleştirirken, eksik zamanların anına koşturup duruyoruz. Küçük bir an. Bir ışık. Bir ses.
Bir kokuya esir düşüyor uzun süredir varlığını unuttuğumuzu zannettiğimiz duygulara sarılıveriyoruz. Bu dünyadan eksik gitmenin telaşını hep hissedeceğiz, yaşam modelimiz ne olursa olsun..
Vedalar da güzeldir. Her hikaye yerini bir başka öyküye bırakır. İçimizi acıtan o burk anların sonrasında hep bizi mutlu eden sürprizler mevcuttur. Ayrılıklar nedense bizi ürkütür. Çıplak kalma korkusuyla en kötü anlarımızı bile terk edemeyiz.
Dünyaya gelirken de, biz bu gezegeni tanımıyorduk. Korkmamayı öğrenmek zorundayız. Vazgeçmenin muhteşem özgürlüğünü ve hafifliğini tadalım. Geleceğin sürprizlerine kendimizi teslim ederken hayata bir kez daha teşekkür edelim.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.